Connect with us

Analiz

Devrim Şimşek yazdı | Venezuela’da Emperyalizmin Gangster Evresi

3 Ocak 2026, emperyalizmin artık rızaya ihtiyaç duymadığını gösterdi. Maskeler düştü. Geriye yalnızca çıplak zor kaldı. “Petrolü biz alacağız, ülkeyi biz yöneteceğiz” diyen bir emperyalizmle karşı karşıyayız. Bu, sömürgeciliğin en ilkel hâlidir. Rosa Luxemburg’un uyarısı bugün hiç olmadığı kadar günceldir: “Ya sosyalizm ya barbarlık.”

Yazar/Devrim Şimşek

3 Ocak 2026 sabahı dünya yeni bir güne değil, emperyalist barbarlığın en çıplak hâline uyandı. Amerika Birleşik Devletleri, “Mutlak Çözüm Operasyonu” adını verdiği bir askeri saldırıyla Venezuela’nın başkenti Karakas’ı bombaladı. Seçilmiş Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşini zorla ülke dışına çıkararak ABD’ye götürdü.

Bu yaşananlar, ABD basınının ve başkanının iddia ettiği gibi bir ‘narko-terörle mücadele’ operasyonu değildir. Bu, egemen bir devletin fiilen tasfiye edilmesi ve emperyalizmin artık hiçbir maske taşımadan sahneye çıkmasıdır.

Operasyonun ardından ABD Başkanı’nın ağzından dökülen sözler, niyeti bütün çıplaklığıyla ortaya koydu: Venezuela petrolü Amerikan şirketleri tarafından işletilecek, ülke “yeniden inşa edilecek”, bunun için milyarlarca dolar harcanacaktı. Bu açıklamalar bir itiraf niteliğindedir. Çünkü burada söz konusu olan adalet değil, sermaye birikimidir.

Lenin’in bir asır önce tarif ettiği emperyalizm, tam olarak budur: Tekellerin egemenliği, sermayenin zor yoluyla yeni alanlara taşınması. Venezuela’nın devasa petrol rezervleri, uzun yıllardır halkın mülkiyetindeydi. Bugün ABD’nin yaptığı şey, bu ulusal denetimi askeri zorla dağıtarak petrolü yeniden ExxonMobil ve Chevron gibi Batılı tekellere açmaktır. “Ülke için para kazanacağız” denilen şey, Amerikan tekellerinin kasasına aktarılacak kârdan ibarettir.

Bu müdahale, emperyalist tarih açısından yeni bir eşiği temsil ediyor. Eskiden darbeler “demokrasi”, işgaller “insani müdahale” diye pazarlanırdı. Bugün ise ABD, bir devleti doğrudan suç örgütü ilan ediyor. Kendi iç hukukunu evrensel yasa gibi dayatan Washington, bir devlet başkanını kaçırmayı “yargısal süreç” diye sunabiliyor. Bu, hukukun silaha dönüştürülmesidir. Bir devlet başkanının başına ödül konulması, özel kuvvetlerle kaçırılması ve bunun “hukuki” diye savunulması; uluslararası ilişkilerin mafyatik bir düzene girdiğinin kanıtıdır

Bombalarla yıkılan Karakas, şimdi “yeniden inşa” vaadiyle karşı karşıya. Ama bu vaat, Venezuela halkı için değil; Amerikan sermayesi içindir. Yıkımı yaratan güç, şimdi tamirci rolüne soyunuyor. Bu tamirat, yeni borçlar, yeni bağımlılık ilişkileri ve petrol gelirlerinin Wall Street’e akması anlamına geliyor. Kurulacak geçici yönetimler, halkın değil; mali oligarşinin kayyumu olacaktır. Petrol gelirleri hastanelere, okullara değil; dış borçlara ve fonlara akacaktır.

Bu saldırı yalnızca Venezuela’ya yönelik değildir. Bu aynı zamanda Çin’e ve Rusya’ya verilmiş bir mesajdır. Latin Amerika’daki Çin yatırımları ve Rus askeri varlığı, Washington’un “arka bahçe” doktrinini tehdit ediyordu. 3 Ocak saldırısı, dünyanın büyük güçler arasında yeniden paylaşılmasının sıcak cephelerinden biridir. ABD, Venezuela’yı işgal ederek hem Çin’in enerji güvenliğine darbe vurmakta hem de Güney Amerika’yı yeniden mutlak nüfuz alanı hâline getirmeyi hedeflemektedir.

3 Ocak 2026, emperyalizmin artık rızaya ihtiyaç duymadığını gösterdi. Maskeler düştü. Geriye yalnızca çıplak zor kaldı. “Petrolü biz alacağız, ülkeyi biz yöneteceğiz” diyen bir emperyalizmle karşı karşıyayız. Bu, sömürgeciliğin en ilkel hâlidir.

Rosa Luxemburg’un uyarısı bugün hiç olmadığı kadar günceldir: “Ya sosyalizm ya barbarlık.” Venezuela halkıyla dayanışma, artık yalnızca bir siyasal tercih değil; insanlığın geleceğine dair bir tutumdur. Çünkü bugün Karakas’ta yaşanan, yarın başka bir başkentte sahnelenecektir.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Analiz