Connect with us

Makale

Evrensel MLM Normlarla Biçimlenen Somut Strateji ve Siyasetleri Parça Devrimi İçin Kullanan Kaypakkaya ve ”Kopyacılık” eleştirileri

Kaypakkaya’nın düne oranla bugün daha doğru anlaşılması ve daha geniş devrimci yelpazede tartışılarak, özeleştirel yaklaşıma da tanık olan, önemli oranda kabul görmesine yol açan gelişmenin belli nedenleri vardır. Birden fazla neden olmakla birlikte esas olanı şöyle özetleyebiliriz; Kaypakkaya çizgisinin uzun pratik tecrübe sürecinden sonra ve sınıflar mücadelesi arenası olan bu tecrübe süreci tarafından, bugün daha berrak biçimde doğrulanarak kanıtlanıyor olmasıdır. Özellikle de, sosyal-emperyalizm tartışmalarında aldığı tavır, Kemalizm hakkındaki tahlil-tespit ve değerlendirmeleri, Milli mesele ve özelde Kürt ulusal sorunu hakkındaki tavır ve değerlendirmeleri, Komünist devrim ilkeleri ve MLM evrensel teori konularındaki sağlam doğrultu ve rotası, diyalektik ve tarihi materyalist felsefeye dayalı yüksek bilimsel kavrayışı ve buna uygun metodu, tecrübeyle de ispat bulan bilimsel doğrular olarak Kaypakkaya çizgisine karşı çıkmayı olanaksız kılan gerçeklerdir.

kaypakkaya

Kaypakkaya bugün devrimci hareket yelpazesinin daha geniş bileşenlerince tartışılıyor, anlaşılmaya çalışılıyor. Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin önemli ve tanınmış simaları ile birlikte, bir çok devrimci aydın, Kaypakkaya tartışmalarında ‘‘hakkın teslimi‘‘ babında olumlu tavır sergilemekte ve hatta ‘‘Kaypakkaya’yı doğru anlayamadık‘‘ mealinde anlamlı değerlendirmelerde bulunmaktadırlar. Kuşkusuz ki, kimi eleştirel tutum ve değerlendirmeler de yapılmaktadır.

Kaypakkaya çizgisinin olumlanması kapsamında yapılan bu değerlendirmeler objektif olarak bir özeleştiri anlamına gelirken, eleştirel boyut taşıyan diğer yaklaşımlar da son derece olağandır. Doğrulukları ve yanlışlıkları tartışmasından bağımsız olarak, olağan olan bu eleştirel kesitte, eski hatadan kopmama eğilimi belirirken, özeleştirel yaklaşım karşısında kısmen tutucu ve temkinli bir ürkeklik yansımaktadır.

Özcesi, Kaypakkaya’yı doğru anlayamama ve ‘‘hata yaptık‘‘ yaklaşımıyla gösterilen olumlu eğilim, kimi simlarda görülen ‘‘ama ve ancak‘‘larla yumuşatılmakta, adeta eleştiri yapmama eksiklik telakki edilerek ya da eleştiri yapma zorunluluğu  kaygı ve şart edilircesine, bu basınç altında eleştiriler yürütülmekte ve ‘‘Kaypakkaya’da da kopyacılık vardı‘‘ başlığıyla manşet çıkarılmaktadır. Lakin bunlar Kaypakkaya hakkında yapılan olumlu değerlendirmeleri ya da gündeme gelen pozitif eğilim ve yaklaşımları küçümseme ya da önemsizleştirmeye neden olmaz, olamazlar.

Kaypakkaya’nın düne oranla bugün daha doğru anlaşılması ve daha geniş devrimci yelpazede tartışılarak, özeleştirel yaklaşıma da tanık olan, önemli oranda kabul görmesine yol açan gelişmenin belli nedenleri vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir;

1)-Kaypakkaya çizgisinin uzun pratik tecrübe sürecinden sonra ve sınıflar mücadelesi arenası olan bu tecrübe süreci tarafından, bugün daha berrak biçimde doğrulanarak kanıtlanıyor olmasıdır. (özellikle de, sosyal-emperyalizm tartışmalarında aldığı tavır, Kemalizm hakkındaki tahlil-tespit ve değerlendirmeleri, Milli mesele ve özelde Kürt ulusal sorunu hakkındaki tavır ve değerlendirmeleri, Komünist devrim ilkeleri ve MLM evrensel teori konularındaki sağlam doğrultu ve rotası, diyalektik ve tarihi materyalist felsefeye dayalı yüksek bilimsel kavrayışı ve buna uygun metodu, tecrübeyle de ispat bulan bilimsel doğrular olarak Kaypakkaya çizgisine karşı çıkmayı olanaksız kılan gerçeklerdir)

2)-Bugün devrimci hareket yaşadığı tecrübeler ışığında dünün dar grupçu kaygı ve yüklerinden önemli oranda kurtularak bir siyasi olgunluk düzeyine esasta ulaşmıştır ki, bu nitel gelişim tablosu ve gerçeklik, devrimci hareketin meselelere daha geniş, daha objektif ve daha bilimsel bakmasını koşullayarak mümkün kılmıştır. (devrimci hareket sadece Kaypakkaya konusunda değil, kendi hataları karşısında, devrimci ilişkiler anlamında vb. vs. bugün çok daha mütevazı, çok daha yapıcı ve çok daha bilimsel olan ileri bir düzey yakalamış durumdadır)

3)-Bilimsel ve samimi devrimcilerin gerçekler karşısındaki tutumu objektiftir, hataların terk edilmesi ve bilimsel doğruların sahiplenilmesi bu devrimci niteliğin doğal davranışıdır.

4)-Devrimci harekette, örgüt kaygısının devrim kaygısının önüne geçtiği eski sığlık, bugün devrim kaygısını örgüt kaygısının önüne geçiren anlamlı bir gelişme olgunlaşmaktadır. İşte bu sebeplerle, Kaypakkaya hakkındaki olumlu değerlendirmeler geç de olsa gündeme gelip gelişmiştir.

Yürütülen tartışmalarda ‘‘Kaypakkaya da kopyacıydı‘‘ ya da ‘‘kopyacılık vardı‘‘ şeklindeki eleştirel değerlendirmelere dönersek;

‘‘Kaypakkaya kopyacı mıydı‘‘? Hayır, O’nun bilimsel çizgi ve diyalektik metodu kopyacılıkla bağdaşmaz; bağdaştırmak bilimsel gerçekten kopan yanılgıdır. O’na kopyacı demek şekerle tuzu karıştırmaktır. Dünya Komünist Hareketinin başını çeken DEH’e damgasını vuran ve SSCB temsiliyle rüştünü ispatlayarak büyük bir nüfuza sahip olan, dünya proletaryasının büyük öğretmenleri Lenin ve Stalin liderliğindeki Bolşevik Parti’nin devasa politik tesir ve otoritesine karşın, Rusya’da gerçekleştirilmiş olan bu devrimi ve devrim stratejisini benimsemeyip, başka bir devrim biçimini(Çin Yeni Demokratik Devrimi modelini) benimseyen bir çizgiye ve çizgi sahibine ‘‘kopyacı‘‘ demek bilimsel inandırıcılık taşımaz. Dahası, örneğin Komüntern’in Kemalist hareket ve Kürt ulusal isyan hareketlerine dönük yanılgılı, hatalı yaklaşımlarını ‘‘körü körüne‘‘ takip etmeyip somut durum tahliliyle Komüntern’den kopan değerlendirmeleri kopyacı değil, O’nun objektif ve bilimsel tutumunu kanıtlar. Sovyet devrim modelini değil de, Çin devrim modelini takip etmesi, kopyacılık değil, nesnel durum ve somut şartları değerlendirip esas alan bilimsel tutumdur.

Olay ve gelişmelerin izah edilerek yerli yerine oturtulmasında zaman ve mekan kavramları konuya nereden ve nasıl bakıldığıyla alakalı olarak kesinlikle önem taşır. Devasa değişim, gelişim ve ilerlemelerin kaydedildiği bugünün gözüyle 60-70’li yılların gelişmelerine bakarak hüküm vermek kolay ama ora gelişmelerini zaman ve mekan içinde mütalaa etmek diyalektik bakış açısının bilimsel tutumu olarak şarttır. Komünizm, ilkel, köleci ya da feodal dönemin değil, ancak Kapitalist dönemin ürünü olabilirdi ki, bu, tarih kavramı açısından son derece manidardır. Ve tarih, bağrındaki dinamiklerle anlamlı bir süreçtir.

Bugün, dününün koşullarını anlayabilir, dünden bugünü öngörebiliriz. Fakat düne ve bugüne has olan koşulların yerini değiştiremeyiz. Tarihi geri alamaz, mekanı geri getiremeyiz. Ve, dünü bugünün doğrusuyla ölçemeyiz. Bugünün doğrusu dünün doğrusuyla kıyaslanamaz. Bugün yanlış olan, dün doğruydu. Dündeki doğru bugündeki doğruyla mahkum edilemez. Dün bugüne kopya edilemez, bugün düne indirgenemez. Lakin her süreç ve tarih, kendi şartlarını ayrı coğrafyalar içinde paylaşır. Buna kopyacılık denemez. Devrimin farklı coğrafyalarda gelişmesi ve farklı coğrafyaların benzer koşullarında aynılıkla yaşanması kopyacılık değil, devrimin mantığına uygun nesnel bir tezahürdür.

Devrimler ve Devrimlerin Önderlik Çizgileri Kopyacılık mıdır?

Yoksul dünya halkları ile varsıl sınıflar dünyası devrimler dalgasını yaşayarak tanıdı. Tecrübe edilen devrimler tarihi, dünya gericiliğini tamamen terbiye edemediyse de, dünya proletaryası, emekçi halkları ve ezilen mazlum uluslarına büyük kazanımlar bıraktı. Devrim, proletarya, ezilip sömürülen emekçi halklar ve köle edilmiş uluslara yol gösterdi ve ellerine atomdan daha güçlü bir silah verdi, vermiş oldu.

Paris Komünü‘nden Rus Sosyalist Ekim Devrimi‘ne, Çin Yeni Demokratik Devrimi‘nden Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne, Avrupa’dan, Küba, Vietnam gibi diğer devrimlere kadar, değişik şart ve niteliklerde gelişen bütün bu devrimler; a)- proleter dünya devriminin birer parçası, b)- Bu devrimin yedekleri, c)- Dünya devrim cephesinin ortak cephaneliği ve d)- Biri diğerinin ön koşulu, diğeri birinin zorunlu sonucu olarak anlam kazanıp yoksul dünyaya umut ve ilham kaynağı oldular.

Komün Devletinden, Yeni Demokratik Halk İktidarına, Sosyalist Devletten, Sosyalist devletin korunarak ilerletilmesi yönelimine kadar gelişen devrim biçimleri, proleter devrim ve onun somut ve özgün şartlarda aldığı nitelikler olarak;

aa)- Gerilla savaşı merkezi göreviyle uzun süreli savaş stratejisi temelinde biçimlenen Halk Savaşı Stratejisi, (ve bugün gerilla savaşı ile başından itibaren halkın silahlandırılmasına dayanan silahlı toplu ayaklanmanın eşgüdümü temelinde, ordulaşmaya endeksli silahlı ayaklanma esasına dayanan Sosyalist Halk Savaşı Stratejisi)

bb)- Uzun süreli barışçıl mücadeleler içinde toplu ayaklanmanın hazırlanmasını öngören ve esas alan toplu ayaklanma eksenli Sosyalist Devrim stratejisi,

cc)- Sosyalist iktidar içindeki yozlaşma ve yeni burjuvaziye karşı sosyalist iktidar koşullarında gerçekleşen Proleter Kültür Devrimi olmak kaydıyla esasta bu üç devrim modeli tecrübe edilmiş ve dünya proletaryası ve halklarının eline bir silah olarak verilmiştir.

Devrimler biçimlendikleri evrensel teori, ilke ve normlar ile somut şart ve özgün koşullar temelinde ayrı nitelikler ve ayrı stratejiler edinseler de, yukarıda belirttiğimiz üç devrim modeliyle gerçekleşmiştir, gerçekleşir. Ve ayrı coğrafya devrimleri, kendi somut şartlarına göre biçimlense de, istisnasız olarak hepsi bu devrim modellerinden biri veya ötekiyle gerçekleşti; bu durum henüz değişip yeni biçime varmadı. Ayrı coğrafya devrimleri, coğrafyalar ayrı olsa da, benzer somut koşullara sahip iseler, devrim niteliği ve devrimin izleyeceği yol pek tabii olarak benzer, aynı devrim modeliyle gelişir. Örneğin, Çin Demokratik Halk Devrimi ile Vietnam Demokratik Halk Devrim’i somut şartlardaki benzerlik temelinde büyük benzerlikler taşıyan strateji ve devrim modeli zemininde vuku bulmuştur. Çin’in şartlarıyla Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın somut şartlarının benzer olması, buralar devrimlerinin benzer nitelik taşımasını ve benzer devrim modeliyle gelişmelerini olağan kılar. Bunda esasta kopyacılık aranamaz. Komünist devrim ilkelerinin ya da evrensel teori ve normların her hangi bir parça devriminde benimsenmesi nasıl ki kopyacılık değil, bilakis olması gereken ise, öyle de dünyanın değişik coğrafyalarındaki somut koşulların benzerliği üzerine benimsenen devrim modeli, stratejisi ve benzeri de kopyacılık değil, olması gerekendir.

Kuşkusuz ki, devrim modelleri, devrim stratejisi, temel taktikleri, devrimin somut ilke ve argümanları esasta bir ve aynı da olsa, hiç bir devrim tıpa tıp aynı biçimlerden ibaret değildir, öyle ya da böyle nüanslar barındırır. Mesela, gerici sınıfların savaş içinde olma hali veya yerel iktidar odaklarının durumu, merkezi iktidar ve parçalı iktidarlar durumu aynı devrim modeli ve stratejisinin geçerli olduğu her devrim şartlarında yoktur, geçerli değildir. Devrim hareketinin nitel ve nicel gelişme şartları da farklı biçimlerde seyreder. Her coğrafyada uygun dağlık arazi bulunmaz, gerilla savaşı çöllerde de yürütülür. Gerilla savaşı evrenseldir fakat biçimleri değişir; biri dağlık-kırlık bölgede, öteki çöllerde, ırmak boylarında vb. vs. verilip biçim alır.

Proleter devrimin teorisi, temel ilke ve normları, her coğrafya devrimi için ortak geçerliliğe sahip evrensel prensipler iken, bu evrensel prensipler temelinde karakterize olmak kaydıyla, her parça devriminin edindiği, edineceği nitelik, aldığı, alacağı biçim ve izlediği, izleyeceği yol-yöntem, strateji ve taktik siyasetler formatı ise tamamen somut meseledir; somut şartlara göre biçimlenirler.

Bu bağlamda;

1)- İstisnasız olarak her bir devrim veya her parça devrimi, evrensel teori, ilke ve normlara uygun karakter edinmek zorundadır veya bu evrensel teori, temel ilke ve normlar karşısında kesin bir bağlayıcılık taşımak durumundadır. Bu öz ve dokuya sahip olmayan bir devrim, doğrudan proleter devrim vasfı taşımaz ama proleter devrimlerin bir yedeği olarak devrimci dünya cephesinde yer tutar, değer taşır.

2)- Yine bu devrim veya parça devrimi, kesinlikle evrensel normları barındırmak kaydıyla biçimlendiği siyasi coğrafyanın somut şartlarının somut tahliline, bu şartların tahliline uygun niteliğe, bu niteliğe uygun strateji, siyaset ve taktiklere oturmak, tamamen somut durum tespitine göre ele alınmak ve bunlara dayanmak durumundadır.

3)- Ve bu zemindeki her bir devrim, mutlak suretle, evrensel karakter ile özel karakteri ve evrensel ilkeler ile özel ilkeleri uyumla birleştirip barındırmak, analitik yetenekle somut koşullara uyarlayıp bir programda sentezlemek durumundadır. Genel ile özeli dikkate alan perspektif temelinde iki ayak üzerine oturmak zorundadır. Bu iki ayaktan birini reddetmek devrimi sakatlamak, proleter mecrasından koparmak demektir.

Kaypakkaya yoldaş, devrim niteliğini, stratejisini ve somut mücadele çizgisini bu perspektif ve normlar ekseninde ele aldı. Toplumsal koşulları değerlendirme bağlamında yapılan bölge tahlilleri çalışması, devlet ve iktidara sahip olan sınıfların tahlil edilmesi, devrimin dostları ile düşmanlarını tanımlaması ve öncü-temel-ittifak güçlerini açıklaması ve bütün bunları evrensel teorinin normlarına bağlı olarak gerçekleştirmesi Kaypakkaya’nın dogmatik, kopyacı olduğunu değil, nesnel ve bilimsel olduğunu kanıtlar.

‘‘Sovyet devrim modeli mi, Çin devrim modeli mi‘‘ ikilemi karşısında, birinden birini tercih etmesi ne bir rastlantıdır, ne de hasbel kader yapılmış bir tercihtir. Bilakis, somut koşulların benzerliğinden hareketle yapılmış nesnel tercihtir. Türkiye-Kuzey Kürdistan siyasi coğrafyasını yarı-feodal/yarı-sömürge olarak tahlil etmesi, O’nu Çin devrimi modelini benimsemesine yol açtı. Yani, bu tercihte, yapılan sosyo-ekonomik yapı tahlili belirleyici olmuştur. Çin’de emperyalist işgalin olması gerçekliği ve merkezi iktidarın parçalı yerel iktidarlar biçiminde bulunması ya da coğrafya ve nüfusun büyüklüğü Çin’in özgünlüğü olarak Türkiye-Kuzey Kürdistan’da yoktu. Lakin bu durum, devrimin niteliği, biçimi ve izleyeceği stratejiyi esasta değiştiren bir durum değil, taktik siyasetlerini etkileyen bir gerçeklikti. Ve bu durum, yalnızca devrimin gelişmesinde lehte veya aleyhte etkiler göstermekten öteye, devrim niteliği ve biçimi üzerinde tayin edici bir etken değildir.

Özcesi, ‘‘biz Sosyalist Devrim gerçekleştireceğiz‘‘ demek, Sovyet devrimi kopyalamak anlamına gelmeyeceği gibi, ‘‘biz Uzun Süreli Halk Savaşı Stratejisiyle Yeni Demokratik Devrim gerçekleştireceğiz‘‘ demek de Çin Devrimi’ni kopyalamak anlamına gelmez. Ki, bu devrim nitelikleri ve biçimlerinin, genel askeri stratejileri, mücadele biçimleri, temel taktikleri vb. genel olarak ortaktır, benzerdir. Yarı-feodal/yarı-sömürge bir toplum tahlilinde Yeni Demokratik Devrim biçimi benimsenmek durumundadır ve Yeni Demokratik Devrim niteliği pek tabii olarak kendisine uygun mücadele ve örgütlenme biçimini koşullar. İşçi sınıfının toplumdaki nüfus oranıyla büyük yığınlarla üretim içinde bir arada olduğu şartlarda, mücadele ve örgütlenme biçimi buna uygun olarak belirlenir; bu şartlarda köylülüğü devrimin temel gücü olarak almak doğru olamaz. Ama köylülüğün toplumsal nüfuzun çoğunluğunu oluşturduğu, buna bağlı olarak toprak sorununun önde olduğu şartlarda da, isçi sınıfını devrimin temel gücü olarak almak hatalı, köylülüğü temel güç olarak almak doğrudur.

İşçi sınıfının tartışmasız önderliği her şartta geçerliyken, devrimin temel gücü, devrimin dayanacağı alan ve güçler, dolayısıyla devrimin niteliğinden stratejisine  kadar olan meseleler somut toplumsal şartlara ve bunların tahliline bağlı olarak biçimlenirler. O halde açık ki, somut toplumsal koşulların tahliline bağlı olarak biçimlenen devrim biçimi, bu devrim biçiminin izleyeceği strateji, kullanacağı temel taktikler, mücadele ve örgütlenme biçimlerinde vb. aynılaşmak kopyacılık değil, devrim modeline uygun ortak karakteristiklerin sahiplenerek yürütülmesidir. Aksi halde, hiç bir devrim niteliği veya modeli, bir önceki veya diğer devrim nitelikleri ve modeliyle benzerlik taşımaması gerekir ki, bu her devrimin yeni bir devrim modeli olarak gelişmesini şartlar. Elbette yeni devrim modellerinin doğması tamamen mümkündür ve belki de gereklidir. Ama bu, her devrimin ayrı bir modelde ve temelden ve tamamen birbirinden farklı olması zorunluluğu anlamına gelmez. Aynı toplumsal şartlara sahip devrimler temel nitelik ve biçimlerde örtüşür, örtüşebilirler fakat taktiklerde, özgünlüklerde vb farklılaşırlar.

Kaypakkaya, Sovyet devrim modelini benimsemiş olsaydı kopyacı olmayacak mıydı? ki, Çin devrim modelini benimsediği için kopyacı olarak değerlendirilmektedir. Halk Savaşı bir devrim stratejisiydi. Bu devrim stratejisini benimseyen her devrim, Halk Savaşının genel karakterini uygulamak durumundaydı. Kaypakkaya’nın yaptığı da buydu. Bunu kopyacılık olarak damgalamak, öncelikle Kaypakkaya’yı anlamamak iken, kaçınılmaz benzerlikleri reddeden sübjektif zorlama ve anti bilimsel bir tutumdur.



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Makale