Connect with us

Makale

Fikret Karavaz yazdı: Blok Evren Tasarımı ile Görelilik Yasasının Sınıf Mücadelesi İçin Önemi ve Eleştirisi- 3

İlkel komünal toplumdaki sancı, tamamen doğal nedenlerden kaynaklanıyordu. Fakat, sınıflı toplumun sancısı, doğanın diyalektiğine aykırı olarak ekonomi politiğin sentetik çelişkilerinden kaynaklanmakta ve insan bedenindeki fiziksel sancıdan daha çok insan ruhundaki yoksunluk sancısında ifadesini bulan bir rol oynamaktadır. Sınıflı toplumda, emekçinin kendi emek etkinliğine yabancılaşması gibi insan ruhu da kendi dileklerine yabancılaşmıştır ve dilek dilemek, sınıflı toplumun mülkiyet ilişkilerinde hiçbir değişme yaratmayacaktır.

Marks, Kapital’de ekonomi politik çözümlemeler üzerinden genel olarak sınıflı toplumların, özel olarak modern kapitalist toplumun hareket yasalarını ortaya koyar. Sınıflı toplumdaki savaşların nedeni tabi ki ekonomi politiğin çelişkilerinden kaynaklanır. Biz burada cinselliğin kendisinin bir silah olduğunu söylerken doğanın, anüsü kurşun deliği olarak yaratmadığını ama sınıflı toplumun çelişkilerinin tıpkı aşkın nesnesini satılık bir metaya çevirmesi gibi anüsten de kurşun deliği yarattığını söylemek istiyoruz. Modern toplumun kapitalistinin kar hırsıyla, hiçbir etik değer tanımayan nefs, özünde birbirinin türevidir.

Yukarıda, sancının nedeninin biyolojik mi yoksa zaman ve mekan arasındaki birbirine içkin göreli karşıtlıktan kaynaklanan bir neden mi olduğu sorusunun yanıtının bir totoloji olduğunu, çünkü, bu her iki nedenin de sınıflı toplumun üretim ilişkilerinde ve dolayısıyla her türden insan ilişkisinde, ekonomi politiğin yasaları ile doğa yasalarının birbirine ereksel karşıtlık halinde de olsa birbirinin rolünü oynaması gibi, tıpkı zamanla mekanın birbirinin anti tezi olarak, neden-sonuç ilişkisinde şimdiki zamandan geleceğe doğru akış içinde yer değiştirmesi gibi, nefs ile kar hırsının da erekleri başka, başka da olsa da sınıflı toplumun savaş dinamiklerini yaratan ve neden-sonuç ilişkisinde birbirinin rolünü oynayan bir totoloji oluşturduğunu söylüyoruz. Proletaryanın politik öznesi aracılığıyla sürdürdüğü sınıf mücadelesinin amacı, emek etkinliğini sermaye boyunduruğundan özgürleştirmenin yanında ve bununla ilişkisi içinde temel doğal iç güdü olan cinselliği ve aşkı da ekonomi politiğin zorunluluklarından özgürleştirmek ve kendi doğal mecrasını ona iade etmektir. Nefs, kar hırsının rolünü oynamaktan ne zaman özgürleşirse, anüs de kurşun deliğinin rolünü oynamaktan o zaman özgürleşir.

Doğa anüsü kurşun deliği olarak yaratmadığı gibi suyu da meta olarak yaratmamıştır. Suyu meta haline getiren sınıflı toplumun ekonomi politiği, cinselliği de hem bir meta ve hem de bir silah haline getirmektedir. Çünkü, sınıflı toplumun devletinin cinsel iş bölümündeki işlevi, üriner sisteme karşılık gelir. Bu, bir analojinin, yani, benzerliğin ötesinde gerek ekonomi politik gerek siyasal ve gerekse kendiliğinden elektrifikasyona ilişkin olarak nesnel bir gerçekliktir de. Proletarya, politik öznesinin öncülüğünde, sınıf mücadelesinde, tam da sınıflı toplumun devletine ürüner sistemin işlevini veren bu kendiliğinden elektrifikasyonu tam karşıtına dönüştürecek bilimsel bir siyaseti yaşama geçirme amacındadır/geçirmelidir. Bu metnin, blok evren tasarımının eleştirisinin sınıf mücadelesinin teorik ve pratik görevleriyle kurmaya çalışacağı ilişki budur. Bu, sorunun bilimsel ifadesi her ne kadar birkaç sayfalık bir dizi makalenin bana tanıdığı olanakları aşsa da ben burada söz konusu sorunu ana hatlarıyla da olsa özetlemeye çalışacağım. Bu sorun, benim yıllarca üzerinde çalıştığım bir sorun olup elimde bir kitap konusu oluşturabilecek kadar teorik malzeme ve nesnel kanıt mevcut olsa da ben, bunu ana hatlarıyla bir makalenin sınırları içinde ele alacağım.

    Proletarya, politik öznesi öncülüğünde sınıflı toplumun nesnel nedenlerinin bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacağı zamana kadar, temel yaratıcı töz olan emek etkinliğinin ve temel iç güdü olan aşkın özgürlüğü için ekonomi politiğin yasalarıyla birlikte fizik yasalarını ve proleter etiği bir silah olarak kullanmayı öğrenmelidir.

   Burada, ilkel komünal toplumda sancı yok muydu diye sorulabilir. İlkel komünal toplumdaki sancı, tamamen doğal nedenlerden kaynaklanıyordu. Fakat, sınıflı toplumun sancısı, doğanın diyalektiğine aykırı olarak ekonomi politiğin sentetik çelişkilerinden kaynaklanmakta ve insan bedenindeki fiziksel sancıdan daha çok insan ruhundaki yoksunluk sancısında ifadesini bulan bir rol oynamaktadır. Sınıflı toplumda, emekçinin kendi emek etkinliğine yabancılaşması gibi insan ruhu da kendi dileklerine yabancılaşmıştır ve dilek dilemek, sınıflı toplumun mülkiyet ilişkilerinde hiçbir değişme yaratmayacaktır. Proletaryanın, kendi özgürlüğü için dilek dilemeye ya da duaya değil pratik politik eyleme ihtiyacı vardır. Burada, ‘’insan ruhu’’ kavramına yüklediğim anlam, insanın nesnel gerçekliği algılama ve ifade tarzı, insanın insanla ve kendisiyle ilişkisinin öznel biçimidir. İnsanın doğal özünün onun ilişkilerine yansıma biçimi olarak insan ruhu, sınıflı toplumda ekonomi politiğin yasalarının kuşatması altındadır ve insan kendi öz etkinliği olan emeğini bu kuşatmadan özgürleştirmeden ruhunu da özgürleştiremez.

Şunu ifade etmek gerekir ki görelilik yasasının bazı parametrelerini öne çıkarırken diğer parametrelerini göz ardı eden blok evren ve zamanın-B teorisi gibi tasarımlar, doğa ve toplum tarihinde nedenselliği ortadan kaldırarak, nesnel gerçeklikte olan biten şeylere ilişkin tarihsel determinantlardan azade bir tür yeni tipte kadercilik üretmekle, aslında, post-modernist bir yaklaşımla burjuva ideolojisine yeni bir dinsel mecra açmaya çalışmaktadırlar. Çünkü, tarihi nedensellikten azade ederseniz hem doğa tarihi ve hem de toplum tarihi bir masala dönüşür. Kendi sınıf egemenliğine son verecek olan ekonomi politik nedensellikten ödü kopan burjuvazi için zamanı ve dolayısıyla tarihi, biçimlendiren nedenselliğin bu tarz yadsınması üzerine örülmüş teorik tasarımlar amaca uygun görünmektedir.

Oysa, tarihsel nedenselliğin ifade ettiği en basit gerçeklik şudur ki gelecek zaman şimdiki zaman içinde inşa edilir. Bu sınıf mücadelesi açısından şu anlama gelir: Kapitalist üretim ilişkileri, aslında, kendi iç çelişkisi ile an ve an yıkılmakta ama bu ilişkileri değiştirecek toplumsal bir isyan gerçekleşmediği için yıkıldığı gibi yeniden kurulmaktadır. Dolayısıyla, sınıf mücadelesi açısından, politik öznenin şimdiki zamana müdahale tarzından başka mülkiyet ilişkilerini değiştirebilecek tarihsel bir dinamik yoktur.

Tıpkı, zamanla mekan arasındaki bir birbirine içkin göreli karşıtlık gibi kapitalist ekonomi politiğin kullanım değeri ve değişim değeri arasındaki karşıtlık da birbirine içkin göreli bir karşıtlık oluşturur. Politik özne, sınıflı toplumun devleti ile çatışmasında halk savaşçılarını birer kullanım değeri olarak değişim değerinin temsilcisi devletin karşısına koyabilir ve zaman mekan karşıtlığına kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlığı dayatabilir. Bu, kapitalist ekonomi politiğin değişim değerini, emek gücünün kullanım değerine dayatmasının tam karşıtı olan bir dayatmadır. Şimdiki zamanla gelecek zaman arasındaki, zamanı mekanla ve mekanı da zamanla yadsıyan nedensel karşıtlığın yerine, burada, onun rolünü oynayan kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlık ikame edilmiştir. Yukarıda nefsle kar hırsı arasında kurulan diyalektik ilişki, burada, zamanla mekan arasında birbirine içkin olan göreli karşıtlık şahsında, kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlığın etkin olduğu piyasa koşullarının devrimci savaşıma ikame edilmesiyle kurulmuştur. Tıpkı, gelecek zamanın şimdiki zamanın anti tezi olarak zamanla mekan arasındaki karşıtlığın birbirine dönüşmesiyle gerçekleşmesi gibi aslında, biri doğa yasası ve diğeri ekonomi politik yasa olan iki parametre, burada, devrimci savaş üzerinden birbirinin yerine ikame edilmiştir.

Tabi ki burada, biri doğa yasası ve diğeri ekonomi politik bir yasa olan bu iki farklı parametrenin birbirinin yerine hangi öncüllerden hareketle ikame edilebileceği sorusu sorulabilir. Ben, bu tarihsel öncülleri burada açıklamak istemiyorum. Fakat, şu kadarını söylemeliyim ki bu tarihsel öncüller, zaten, zamanın ve mekanın birbirine içkin olan göreli karşıtlığı yasasının kendiliğinden işleyişiyle, gelecek zamanın şimdiki zamanın bir anti tezi olarak inşası şahsında, yine, tarihin kendisi tarafından yaratılmıştır. Bu tarihsel öncüller, tıpkı, elektrik, telefon ya da başka bir keşif gibi potansiyelleri doğada ve insanda zaten mevcut olan öncüllerdir. Tarihin nedenselliği yanında, o nedenselliğe bir fizik yasası gibi kesinlik veren bir de ritmi vardır ki bunu birçok örnekle burada basitçe gösterebilirsem de bu örnekleri burada kullanmayacağım. Bazı şeyler sınıf mücadelesinin bir sırrı olarak kalmalıdır. Bu sır öyle bir şeye karşılık gelir ki bu şu anlama gelir: İnsanın kendisindeki potansiyellerden daha gelişmiş bir teknoloji yoktur ve olamaz ve hiçbir teknolojik üstünlük, sınıf mücadelesinin bilimsel olarak kumanda edilen dinamikleri karşısında zafer kazanamaz.

Başka bir ifade ile doğa tarihinin hareketini belirleyen fizik yasalarla, toplumlar tarihinin hareketini belirleyen ekonomi politik yasalar birbirinden farklı parametreler olsa da bu iki parametreyi kendi işleyiş diyalektiğinde ortaklaştıran ve her ikisinde de etkin olan doğa ve toplum tarihindeki hareketin ritmini belirleyen yasa ki bu yasa halen burjuva bilim çevrelerince keşfedilememiştir; bu iki farklı parametrenin, örneğin zamanla mekan arasındaki birbirine içkin göreli karşıtlığın ifadesi olan görelilik yasası ile örneğin, meta üretiminin ekonomi politiğinin değer yasasının birbiri yerine ikamesini ve böylelikle, devrim neferlerinin can pahasına fedakarlıkları şahsında, doğa tarihinin evrim tarihiyle ilişkisi içinde gerçekleşen kendiliğinden elektrifikasyonunun, devrimle karşı devrim arasındaki çelişkiye bir fizik yasası kesinliğiyle ikamesini mümkün hale getirerek, doğal elektrifikasyonu toplumsal devrimin bir silahına dönüştürmeye olanak tanır.

Bunu örneklemek gerekirse, bir halk savaşçısının şehit edilmesi, onun doğal elektrik alanında, o ana kadar ki elektrifikasyonun tam karşıtı olan yeni bir elektrifikasyonun gerçekleşmesine neden olur. Bu, bir fonksiyon eğrisinin altında kalan alanın onun türevinin tam karşıtı olan integraline karşılık gelmesi gibi, doğadaki varlığı sona ermiş olan bir varlığın kendi doğal elektrifikasyon alanının tam karşıtına dönüşmesi ve bir önceki elektrifikasyonun parametrelerinin de tam karşıtına dönüşmesine neden olur. Bu, kendiliğinden gerçekleşir. Bu, zamanla mekan arasındaki göreli karşıtlığın yerine, değer yasasının kulanım değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlığın ikamesine olanak tanıyan evrensel hareketin ritim yasası aracılığıyla kullanım değerine karşılık gelen halk savaşçıları ile değişim değerine karşılık gelen devlet güçleri arasındaki karşıtlığın, zamanla mekan arasındaki göreli karşıtlık biçiminde yansıması ve her kullanım değeri yitiminin, misliyle değişim değeri yitimine, yani, her halk savaşçısı kaybının, gelecekte,  devlet güçlerinde misliyle kaybın gerçekleşmesinin diyalektiğini oluşturur.

Halk savaşçılarının kullanım değerine, devlet güçlerinin değişim değerine karşılık gelmesi ise bu iki varoluş biçiminin kendini yetiden üretme dinamiklerinin, birebir kapitalist ekonomi politiğin bir yansıması olmasının yanında, halk savaşının insan materyalinin tarihinden gelmesindedir. Burada, tam karşıtına dönüşen elektrifikasyon, devlet güçleri saflarında, evrensel hareketin ritm yasası aracılığıyla, şu ya da bu biçimde benzer bir kaybın gerçekleşmesinin nesnel koşullarını yaratır. Öyle ki yoldaşlarının, devrim şehidine özlemi ne kadar yoğunsa “fiyat” da o kadar artar ve karşı devrimin ödeyeceği bedel o kadar büyük olur. Çünkü, halk savaşı tarihi tarafından, devrimle karşı devrim arasındaki çatışmanın alabileceği biçimlerce doğaçlama olarak gerçekleşen doğal elektrifikasyon en hafif bir duygusal itilime bile duyarlılık gösterebilecek kadar hassastır ve devrimle karşı devrim arasındaki elektrifikasyonun her türden insan ilişkisiyle birlikte cinsellikte de bir karşılığı vardır. Halk savaşının tarihi ne kadar uzun bir süreci kapsıyorsa devrimle karşı devrim arasındaki karşıt elektrifikasyonun hassasiyeti o kadar gelişkin olacaktır. Bu hassasiyet, halk savaşı tarihi boyunca gerçekleşen her şeyin doğal elektrifikasyon aracılığıyla kayıt altında olmasından kaynaklanır. ‘’Kanla yazılan tarih silinmez’’ söylemi, bu gerçekliğin en güzel ifadesidir. Halk savaşçıları dağdadır örneğin ama elektriksel alanları başka bir yerdedir ve bu elektrik alan, olan biten her şeyi kayıt altına almaktadır.

Yukarıda, kimi özel durumlarda nedenselliğin pasif değil aktif bir nedensellik olabileceğini, yani, doğada kendiliğinden gerçekleşen nedensellikten farklı olarak, kendisi değilse bile sonuçları üzerinde insan iradesinin etkin olabileceği bir nedensellik de olabileceğini söylemiştim. Bu, nedenselliğin aposteriori, yani, geriye dönüşümlü olarak da etkin olabileceği anlamına gelir. Devrimle karşı devrim arasındaki çelişki, halk savaşçılarının mücadele tarihinde doğaçlama olarak şekillenen elektrifikasyonla, olayların gerçekleştiği zamandan geriye doğru da etkindir. Halk savaşında, devrimle karşı devrim arasındaki çatışmada, nedenselliğin iradi bir nitelik kazanması ve geriye dönüşümlü olarak da etkin olması, halk savaşının tarihsel gelişiminde kendiliğinden doğaçlama olarak şekillenir.

Burada, göreli nedensellikle, mekanik nedensellik birbirinin hem nedeni ve hem de sonucudur ve birbirine dönüşebilir. Göreli nedensellikle mekanik nedensellik arasındaki yegâne fark, tıpkı, artı-değerin, bir metanın kullanım değerine değil değişim değerine içkin bir parametre olması gibi, göreli nedenselliğin de maddenin kütlesine değil, ama kütlesinden farklı bir mekandaki elektriksel alana ait olmasından kaynaklanır.

Fakat, Söz konusu elektrifikasyonun öncülleri tarihten gelse de devrimle karşı devrim arasındaki mücadelenin  karşıt elektrifikasyonu bir anda değil mücadele içinde aşama, aşama şekillenir. Bu, kendiliğinden doğaçlama biçiminde gerçekleşir. Her insan, zamanla mekan arasındaki bir birine içkin göreli karşıtlık yasasının kendiliğinden işleyişine paralel olarak biçimlenen doğal elektrifikasyona bağlı olarak üslü bir sayı gibidir. Başka bir söylemle, insanın içgüdüleri ve gayri iradi davranışları, elektrik alanının başka insanların bedeninde olmasından dolayı, kendiliğinden bir ast -üst ilişkisi biçiminde, deyim yerindeyse askeri bir hiyerarşi ile belirlenir. Fakat, birey bunun bilincinde değildir.

Bu doğal elektrifikasyonun trafosu ikiz açıları 37 derece ve tepe açısı 106 derece olan bir üçgen gibidir ki evrende buna benzer yıldız kümelerinden oluşmuş bir alan da mevcuttur. İki ikiz açı karşıtların birliği yasasının karşıt parametrelerini, tepe açısı ise karşıtların birliği ve mücadelesinin gerçekleştiği fizik alanı temsil eder ve evrensel hareketin ritim yasası, bu üç açının temsil ettiği özne, nesne ve yüklem arasındaki diyalektik etkileşimle belirlenir. İkizler takım yıldızının iki ikiz açısı ve tepe açısının doğada ve insanda nesnel karşılığı vardır.

İkizler takım yıldızının, ikiz açılarından birine çizilen dikey çizgi ise zaman boyutuna karşılık gelir ve zaman boyutuyla, iki ikiz açıyı birleştiren üçgen tabanını, ordinat ve apsis gibi düşünürsek, ikiz açılardan birini, tepe açısıyla birleştiren üçgen kenarı bir fonksiyonun grafiğini verir. Bu fonksiyon, zamanla mekan arasında birbirine içkin göreli karşıtlığı ifade eden fonksiyondur. Bu fonksiyonun türevinin tersi olan ve altında kalan alan ise bir integral verir ve bu integral, yukarıda izah etmeye çalıştığım biçimde, zamanla mekan arasındaki görelilik yerine ikame edilen değer yasasının kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki karşıtlığın, şimdiki zamanın gelecek zamana doğru kesintisiz hareketinin, her kesintiye uğradığı an için, yani, halk savaşçıları tarafından temsil edilen her kullanım değeri kaybı için onun misline karşılık gelen bir değişim değeri kaybının gerçekleştiği, halk dilinde lanet diye tabir edilen alanı temsil eder. Bu lanetli alan, insan bedeninde ürüner sistemle gasrointestinal sistem arasındaki karşıtlıkta temsil edilir ve nesnelleşir.

 Doğa tarihinde iki önemli nitel aşama vardır. Bunlardan ilki, inorganik maddeden organik maddenin ve dolayısıyla canlı yaşamın oluşumu ve ikincisi ise canlı varlığın insana evrimidir. İnsanın evrim tarihi, aynı zamanda, doğanın kendisinin, kendi ontolojisini kavrayarak kendisini de değiştirebilecek nitelikte tarihsel bir özneyi yaratımının tarihidir.

Yukarıda, ikizkenar üçgen biçiminde kendini ortaya koyan zamanla mekan arasındaki birbirine içkin göreli karşıtlık, aynı zamanda, doğanın kendisini de değiştirebilecek en üst yaratımı olan insanı, ürettiği ürünün aynası yapan diyalektiği de ifade etmektedir ki burada, iki ikiz açı özne ve nesne karşıtlığını, tepe açısı ise aynanın, karşıtlığın harekete dönüşümüne karşılık gelen odak noktasını temsil eder. Bu demektir ki evrende hareket, zaman ile mekanın ve özne ile nesnenin birbirine hem karşıtlık ve hem de özdeşlik halinde, göreli bir içkinlik biçiminde varoluşa kazandığı, tıpkı bir aynanın odağı gibi bir odağa içkin olarak gerçekleşmektedir. Evrendeki hareketin zamanla mekanı ve dolayısıyla özne ile nesneyi birbirine karşıt göreli bir içkinliğe tabi bir varoluş haline getirmesi, evrendeki hareketin, özne tarafından, ancak, hakikatin odağa göre değişen göreli bir algı formunda kavranabileceğini ifade eder.

Zamanla mekan arasındaki göreli karşıtlığın odağı ise evrenin hareketinin hızı ile öznenin hareketinin hızı arasındaki göreli ilişkiye göre değişir. Bu, görelik yasasının, E=m.c.c biçimdeki ifadesinde olduğu gibi, öznenin evrendeki hareketi, ancak, evrenin kendi hareketinin mutlak hızı olan ışık hızının karesine oranlı kendi hızı ile göreli bir ilişki halinde algılayabileceği, yani, ışık hızının karesine karşılık gelen evrenin hareketinin hakikatine, yani, geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zamanı bir blok olarak bir ve aynı şey yapan ve evren tarihi ile birlikte toplum tarihini de hiçleştiren bir algıya hiç bir zaman sahip olamayacağını ifade eder. Bunun içindir ki evrenin (bilinebilen) öznesi olarak insan, evren ve toplum tarihinin hareketini ancak ışık hızının karesine oranlı kendi hızı dolayımıyla algıladığı için, evren ve toplum tarihi olarak, zamanın özne tarafından kendi hızına oranlı bir algısal formundan bahsedilebilir. 

Siz okuyucuya bir ip ucu vermek gerekirse, bir doğa yasasını, ekonomi politiğin değer yasası gibi toplumsal bir yasa yerine ikame olanağı yaratan diyalektiğin tarihten geldiğini, burada, özne, nesne ve odak noktasına karşılık gelen şeylerin doğada ve insanda nesnel karşılığı olduğunu ve bunların birbiriyle diyalektik bir ilişki içinde yer değiştirebildiğini ve birbirine özdeş olduğunu, bu parametreler arasındaki diyalektiğin dile de yansıdığını ve dilin diyalektiğini de yansıttığını söylemek gerekir. Dilin diyalektiği ile evrendeki hareketin diyalektiği arasındaki ilişki daha özerk bir konu olarak bu makalede yer alamayacak olsa da, dilin diyalektiğinin, aynı zamanda, evrendeki hareketin diyalektiğini de tıpkı, hareketin algısında olduğu gibi göreli olarak yansıttığını söyleyebiliriz.

Varlığın elektriksel alanının, kendi kütlesinin işgal ettiği alandan farklı bir alan ya da alanlarda olması, varlığa, hem zamanla mekânın birbirine içkin göreli bir karşıtlık formunda bir varoluş kazandırır ve hem de varlığın hareketinin geçmişten geleceğe, zamanla mekan arasındaki göreli karşıtlık ve elektriksel alanlar arasındaki karşılıklı diyalektik ilişkiyle, özel bir enformasyon biçiminde taşınmasına olanak tanır. Görelik yasasının, genel geçer bugünkü kavranışındaki hatalı anlayışın temelinde, varlığın kendi kütlesi dışında olan elektriksel alanının, zamanın mekanla göreli ilişkisine, birbirine içkin bir form kazandırdığına dair hakikatin kavranamamış olması vardır…



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale