
Mahsa Amini’nin katledilmesinden sonra, İran’da başlayan ve uluslararası kitle hareketlerinin de öfkesine dönüşen toplumsal başkaldırı, mevcut durumda isyana dönüşmüş durumdadır. İran’ın bütün kentlerinde çatışmalar, sokak ve bazı kamu alanlarının işgali, grevler, boykotlar, kadınların isyanı ile birlikte, önemli bir toplumsal öfkeyi sokağa çıkarmış durumdadır. Kadınların isyanıyla, tüm toplumsal dinamik güçlerin, molla rejimini sorgulaması ve toplumsal değişim taleplerini ortaya koymaları, İran ezilen ve sömürülenleri cephesinden son derece değerli bir duruştur. Yani geleceği çalınan kadınlar, işçiler, emekçiler, aydınlar, molla rejimine gelecek kaygısı yaşatmaktadır.
Yaşanan ayaklanmayı sadece başörtüsü üzerinden ele almak siyasal darlık içerir. Bu öfkenin tarihsel bir arka belirleyeni vardır ve bugün topluma her yönlü dayatılan kuşatılmışlığa karşı gelişmektedir. Kapsayıcılığı ve yaygınlığı farklı olsa da bu muhalefet 1979′ ”İran İslam devrimi’ ‘den beri özelliklede, İranlı kadınların örtünme vb. ilkel uygulamalara karşı, çeşitli tarihsel aralıklarla protestolarına sahne oldu İran. Kadın hareketinin güçlü eylemliliği açısından, “inkılap meydanı kızları”nın tarihteki yeri ve açtıkları çığır açısından eylemleri anlamlıdır. Aynı zamanda gerici molla rejimine karşı koyuşun işaret fişeği idi. Diğer yandan Beyaz Çarşamba adlı kadın hareketi de tarihsel bir birikimdir. 2017–2018–2019 yıllarında protestolar farklı biçimlerle yoğunluk kazandı. Yaşam şartları, petrol zamları vb. uygulamaların yansıra, güncelliğini hiç kaybetmeyen kadın hareketleri de güçlenerek, toplumsal mücadeleyi mayalamakta önemli bir rol oynadı. Rejim, kitlesel boyut kazanan bu ayaklanmaları sert, militarist devlet terörü ile bastırma yoluna gitti. Rejimin emrettiği gibi yaşamıyorsanız suçlusunuzdur.
Molla rejimi kadınların öfkesiyle sarsılmaktadır
İran, birçok siyaset bilimcinin de analiz ettiği gibi çelişkiler yumağı bir ülkedir. İranlı kadınlar diğer, Arap ülkelerindeki kardeşleri gibi geri çekilip bütün uygulamaları kabul etmediler. İran-Irak savaşında bile İranlı kadın askerlerin varlığı, çarpıcı bir örnektir. Bugünkü başkaldırı, İşçi sınıfının emekten gelen gücünün yaşama geçirilmesinde karşılık buldu. Grevler, fabrika işgalleri ile, isyan yeni bir boyut kazanmakta, kurtuluş umuduna doğru uzanan kadınların ve halkın ayaklanması bir aylık ısrarla sürdürülmektedir. Petrol işçileri, çelik sanayii ve diğer iş kollarının çağrılarıyla isyanı bir adım daha ileri taşınmış durumdadır. Dayatılan “yoksulluk, baskı son bulana kadar” sloganıyla sürdürülen grevler ve kampüs işgalleri, tüm toplumsal taleplerin dinamik sınıfsal-sosyal tabanını harekete geçirmektedir. İran sanayisinin başat sektörlerinden petrol ve petro kimya işçilerinin “Diktatörlere ölüm” haykırışlarıyla oluşturdukları fabrika konseyleri, ayaklanmaya işçi sınıfının önderlik etme eğilimi olarak öne çıkmaktadır. Yani, molla rejimi, kadınların öfkesinin sınıfsal-sosyal halk kesimlerinin talepleriyle birleşerek yarattığı isyan dalgası karşısında, ekonomik ve siyasal olarak sarsılmakta, kitlesel karşı koyuş, sistemi hedef almaktadır.
16 Eylül’de başlayan kadınların isyanı bir halk ayaklanmasına evrilen sürece girdiğini, “Şûra,” “konsey” adlandırmalarıyla, işçi sınıfı kendi örgütlerini yaratarak bu adımın nereye, evirecekleri konusunda iradi bir tutum almaktadırlar. Bu sürecin nereye evrileceği, önderlik sorunlarını nasıl çözecekleri sorusunu, ayaklanmanın sonraki süreci cevaplayacaktır. Bilindiği gibi, 1979 da faşist şah rejiminin devrilip, İran’ın bölgemizin anti emperyalist gücü olma dinamiği, mollaların çeşitli askeri-politik hilelerle devrimi çalarak gerici dünyanın en bağnaz iktidarı oldular. Uzun yıllardır da anti Amerikancı ve İsrail karşıtlığı üzerine kendi rejimini güçlendirdiler. Bölgede Şii ve Sünni karşıtlığıyla körfez ülkelerinde savaş ve iç savaşlarda ciddi roller üstlendiler. Ama bu siyaset, ülkedeki baskıcı, gerici ilk çağlardan edinilmiş siyaset tarzı, kitlelerin sosyal-siyasal-ekonomik yaşamını kuşatan molla iktidarı, bugün ülke sathında, kadınlı-erkekli ezilen sınıf ve halk katmanlarının haklı-meşru mücadelesiyle sarsılmaktadır. Lakin, eylemlerin genel perspektifini ifade eden sloganlar, “Hamaney’e ölüm, diktatöre ölüm” çığlıkları ile İran emekçilerinin direnişinde, yeni ve ileri aşamayı işaret etmektedir.
Devrim muhafızları vb. katil sürülerinin kitlesel katliamlar yapmaları, sokaktaki güçleri yaşlı-çocuk-kadın-erkek bileşeniyle kuralsızca kurşunlamaları, bir vahşettir ve bu vahşet ayağa kalkan İran halkını durduramamaktadır. Halkın karşılık vermesiyle devlet güçleri birçok alanda geri püskürtülmüş durumda. Ayaklanmaların Rojhilat ve başka bölgelerin yansıra, devrimci tutsakların bulunduğu Evin Hapishanesi’ne sıçraması, Urmiye, Kirmanşah, Sine, Tahran hapishanelerinin, işkenceleriyle ünlü Evin Hapishanesi direnişine destek tutum almaları, diğer hapishanelerde esir edilmiş tutsaklarda işgalleriyle halk ayaklanmasındaki yerini almış olmaları, içerisi ve dışarısı ile direnen İran halkının baş kaldırısının boyutunu ortaya koymaktadır.
Devrimci-komünist önderlik bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır!
Bu halk isyanına toplumun en dinamik, kavrayışı güçlü gençliğin kayıtsız kalması düşünülemezdi ve son tahlilde, kampüslerin ve amfilerin işgalleri, direnişin yeni nefes boruları oldu. Topyekûn ülkenin devrimci sınıfsal-sosyal dinamikleri ayaklanmış ve devrim isterken, subjektif durumun tarifi olan devrimci-komünist hareketin zayıflığı, İran’daki ayaklanmanın talihsiz zaafını temsil etmektedir. İran’ın bütün kentlerine yayılan isyan, molla rejimini zorladıkça, saldırganlığını artıran gerici rejim kitlesel katliamlara baş vurmaktadır. Bu katliamların geriletemediği halk isyanı, grevlerle, üniversite işgalleriyle boyutlanırken, devrimci şiddet ve devrimci-komünist önderlik tarihsel bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır. Bir tecrübe olarak yinelenmeli ki, proletarya ve ezilen emekçilerin, sistem merkezli üretilen cins, ulusal, inanç baskıların her türlü öfkesi, komünist bir önderlikle birleşmezse, nihai kurtuluş olanaklı değildir. Burjuva liberal ve aydınlanmacı anlayışların, reformist-revizyonist çizgilerin, bu tür ayaklanmaları, önderlik durumuna bakmadan, “kadın devrimi, toplumsal devrime yürüyüş” olarak nitelemeleri ve bura üzerinden değerlendirmeleri, yaşanan çatışmalarla örtüşen bir yaklaşım değildir.
Devrimci, komünist önderliğin olmadığı, İran’daki ayaklanmadan böyle bir sonuç beklemek, subjektif bir tutumdur. Kuşkusuz bu gibi toplumsal hareketlerin, devrimci önderliğini yaratması, tarihin ileriye giden gelişimidir. Bu trend, mevcut durumdaki eksikliği gidermez. Kadınların, işçilerin ve işçi sendikalarının, akademisyenlerin, kritik öneme sahip kent yoksullarının ayaklanmadaki aktif duruşu, mevcut önderlik sorununu çözme konusunda bir dinamiği ifade etmektedir. Şimdikinde başaramazsa da bu direniş, gerekli önderlik ve bilincin oluşmasında inkar edilemez bir rol oynayarak İran işçi sınıfı ve ezilen halklarını, molla rejimiyle birlikte onu yaratan ideolojik ve siyasi koşulları lağveden nihai kurtuluşa doğru götürecektir. Çünkü bu direniş ve öfkesi, verili bir duruma tepkinin yanı sıra, İran ezilen ve sömürülenlerinin, kadınların ve gençlerin devrim arzusunu ve özgür bir dünya özlemini ortaya koymaktadır.









