
Yadigar Aygün/İstanbul
Gençlik örgütlerinin 10 Ocak’ta, Suriye’nin Halep kentindeki Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zed mahallelerine yönelik HTŞ çetelerinin saldırılarına karşı İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü’nde gerçekleştirdiği eyleme polis saldırdı ve 56 kişi gözaltına alındı. Eylemde gözaltına alınanlardan Doğukan Mağol, Hamit Akay, Emir Sağlam ve Yunus Emre Öksüz, çıkarıldıkları mahkeme tarafından “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “polise mukavemet” iddiasıyla tutuklandı.
Marmara Hapishanesi’ne götürülen tutsaklardan Hamit Akay ve Doğukan Mağol, koğuşlarındaki kameraların üzerini kapatarak uygulamaya karşı çıktı. Bunun üzerine 6 Mart’ta Akay ve Mağol’un tutulduğu koğuşlara baskın yapan gardiyanlar, tutsakları darp ettikten sonra tek kişilik hücrelere koydu. Buna karşı tekli hücrede tutulan Mağol’un süresiz ve dönüşümsüz, ikili hücrede tutulan Akay’ın ise yanındaki tutsakla birlikte süreli dönüşümlü açlık grevine başladığı belirtildi.
‘Üç gün ayakkabısız, montsuz şekilde soğuk hücrede tutuldum’
Doğukan Mağol, avukatına gönderdiği mektupta gardiyanlar tarafından işkenceye uğradığını belirtti. Mağol, mektubunda şunları yazdı:
“6 kişilik odalarda 10 kişi kalıyoruz ve bir kısmımız meydanda kalmak zorunda bırakılıyoruz. O alanda uyuyoruz, o alanda üzerimizi değiştiriyoruz, yemek yiyoruz. Günümüzün çoğu o alanda geçiyor. O alanda 7/24 izleme ve kayıt yapan kamera bulunuyor. İdareye kameranın özel alanımızı işgal ettiğini ve kaldırılmasını söyledik. Fakat idare yönetimi çeşitli bahaneler sunarak talebimizi kabul etmedi. Buna karşı biz de kamerayı kapatma kararı aldık ve kamerayı kapattık. 6 Mart’ta koğuşa 30-35 kişilik gardiyan grubu girdi ve kamerayı kapatan arkadaşımızı zorla hücreye götürmeye çalıştılar. Buna karşı çıktığımız için bize de saldırdılar. Dakikalarca darp edilerek, yerlerde sürüklenerek F-9 koğuşundan B-6 hücreye götürüldüm. Vücudumun çeşitli yerlerinde morarma, soyulma ve çürük oluştu. Vücudumda oluşan yaralar; kaşımda yara, boğazımın 6-8 yerinde yara, sol kolumda soyulma, sırtımda morluklar ve el üzerinde kızarıklık şeklindedir. Üç gün ayakkabısız, çıplak ayakla ve montsuz, hırkasız şekilde soğuk hücrede tutuldum. Üç günün sonunda hücreye kıyafetlerim getirildi. 6 Mart’ta süresiz açlık grevine başladım. Taleplerim arkadaşlarımın olduğu koğuşa geçmek ve bulunduğum yerdeki kameranın kaldırılmasıdır.”
‘Tecrit ve baskı katmerlenerek artıyor’
Doğukan Mağol’un avukatı Gülizar Tuncer, hapishanelerde tutsakların kamera ile gözetlenmesinin tecrit ve baskıyı artırdığını vurguladı. Tuncer, “Doğukan ile görüştüğümde yüzünde, gözünde ve vücudunun birçok yerinde yara izleri mevcuttu. Doktor raporlarında da sabit. Suç duyurusunda bulunacağız. Bulundukları ortak alan; TV izledikleri, yemek yedikleri, birlikte etkinlikler yaptıkları, yatıp kalktıkları alan. Kameralar doğrudan burayı gözetliyor. Dolayısıyla kendi yaşam alanlarına yönelik bu hak ihlaline karşı protesto ediyorlar. Kameraya karşı çıktıkları ve kamerayı kapattıkları için koğuşlarına 30-35 kişilik infaz koruma memuru girmiş ve saldırmışlar. Herkesi tek tek hücrelere atmışlar. Bu kameralar özel yaşamın ihlali anlamına geliyor. Zaten kaçma imkanları mümkün değil. Devlet, yeniden tecridi ve baskıyı katmerli bir şekilde artıracak derecede yeni ek gözetleme araçları yaratıp bunu tutsaklara dayatıyor. Böyle bir uygulama pratiği var. Kamera olayı basit bir olay deyip geçiştiremeyeceğimiz bir şey. Süreklilik halini alan psikolojik şiddete dönüştürüyorlar. Hem de bu uygulamayı ve hak ihlallerini kabul etmedikleri için darp ediliyorlar” dedi.
‘Onur kırıcı, insanlık dışı uygulama’
Kamera denetimi, tutsaklara yönelik darp, şiddet ve işkenceye karşı herkesin tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Tuncer şöyle konuştu: “Kameralar cezaevlerinde ciddi bir sorun haline gelmeye başladı. Doğukan, Hamit Akay ve öğrenciler aslında tutuklanmayı dahi gerektirmeyecek nedenlerle tutuklandılar. Basın açıklaması yapmaya çalışan öğrencilerin cezaevine atılmaları yetmiyormuş gibi kamera uygulaması dayatılıyor. Bu onur kırıcı, insanlık dışı bir uygulama. Özel yaşamın denetim altına alınması ve bütün bunlara maruz kalmaları Türkiye’deki yargı pratiğini ve cezaevi gerçeğini ortaya koyuyor. Bütün hak ihlallerinin nasıl katmerlenerek arttığını da gösteriyor. Doğukan, Hamit Akay ve tutsaklar, kamera uygulamasına karşı ve koğuşları basılıp yerlerde sürüklenerek darp edildikleri için açlık grevi yapıyor. Bu hak ihlallerinin son bulması için ne yazık ki hukuki başvurular yetmiyor. Bu ülkede yaşayan, haksızlığa ve hukuksuzluğa tepki gösteren, direnen herkesin başına gelebilecek şeyler. O yüzden herkesin bu uygulamalara tepki göstermesi gerekiyor.”








