Connect with us

Makale

Orta Doğu Çemberinde İsrail-Filistin Uzlaşmazlığı

Emperyalist güçler yıllar boyu komşu kavgasına hiçbir çözüm sunamamış, İsrail ve Arap halkını birbirine düşürmüş, savaştırmış, kan ve gözyaşına neden olmuştur. Savaşın daha ikinci gününde (09-10-2023) ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) “İsrail’e koşulsuz destek olacağız” söylemi ile barış umutlarını Orta Doğu’da toz buz etmiştir.

ortadoğu filistin

Birleşmiş Milletler (BM) 29 Kasım 1947’de 181. Maddeye (BM’nin Filistin-İsrail sorununa dahil olması, küresel barış ve güvenliğin tesis edilmesi için, vs.) atfen Genel Toplantı ’da Filistin topraklarının Arap ve Yahudiler arasında paylaşmasını onaylayan bir “plan” sunar. BM’lerin aldığı bu kararla, 14 Mayıs 1948’de İngiliz mandası Filistin topraklarında (1922/1948) sona erer. Bu gelişmelere bağlı olarak ve aynı gece, yani 14 Mayıs 1948’de Yahudi yerleşimciler Filistinlilere (!) rağmen ve tek taraflı olarak İsrail devletinin kuruluşu ilan edilir. Arap ülkeleri ve Arap Birliği bu karara karşı çıkmış alsalar da uluslararası platformda pek etkili olamamıştır

Harita:1 

BM 29 Kasım 1947’de bu haritayı kabul görür:


Kahverengi: Yahudi devletine bırakıldı.
Sarı: Bir Arap devleti için önerildi.
Beyaz: Kudüs (Jerusalem) uluslararası yönetim statüsünde olması önerildi.

Orta Doğu’daki bu karmaşık yapı karşısında Arap ülkeleri BM’lerin bu kararına sessiz kalmadılar, ilk Arap-İsrail Savaşı Mayıs 1948 ve Mart 1949 arasında sürer. Savaş İsrail zaferiyle son bulur ve işgalle yeni toprak alanı elde edilirken, yeni ülke sınırları daha da genişletir. İsrail’in bu başarısı ikili olarak taçlanır demek yerinde olur. Bir yandan Batı ve ABD’nin çok yönlü desteği yeni İsrail devletini güçlendirirken ve diğer yandan da dünyanın dört bir yerinden Yahudi kökenli nüfus bugün ki adıyla bilinen İsrail’e göç eder ve yeni yerleşim alanlarının kurulmasına neden olurlar. Bu durum günümüzde farksız olarak halen devam etmektedir.

Bugün itibarıyla bakıldığında, işin özü, dışardan gelen “yeni” Yahudi nüfusu kurulan İsrail devleti için betondan harç, duvar ve ülkenin geleceğine dair bir güven kaynağı olmuştur. Ancak; bu göç ilerleyen yıllarda onarılması imkânsız trajediye neden oldu. Zorla yeni yerleşim alanları açıldı, Filistinlilerin toprakları ellerinden alınıp yerlerine başka ülkelerden gelen Yahudi kökenli göçmenler yerleştirildi. Zamanla çok ilginç ve bir o kadarda tuhaf bir sosyolojik yapı oluştu. Zira, İsrail’de yaşayan Yahudilerin “din” birliği hariç homojen bir yapıda olmadığı ve zaman zaman medyaya yansıdığı kadarıyla yaşanan sokak kavgalarından anlıyoruz ki “büyük bir sorun” yaşanmaktadır. Hatta Afrika’dan gelen Yahudilerin çoğu kez sınır dışı olmakla tehdit aldıkları ve de dövüldüklerini uluslararası medyada okuyabiliyoruz. Siyahi Yahudilerin bir başka sitemi ise; “İsrail’de Güney Afrika’yı andıran bir Apartheid ayrımcılığını yaşıyoruz” deyip yerel hukuk kurumlarına başvurup hak aradıkları da biliniyor.

İsrail devletinin ilk kuruluş sürecinden itibaren ülke içi, bölgesel yansıma ve de uluslararası konjonktürün Yahudilerden yana işler olması, bunun elbette bir gerekçesi vardı. Bu süreci etkileyen esas neden ise, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda (1939-1945) Yahudilerin Naziler tarafından uğradıkları soykırım idi (6 milyon katledilir), bu katliam insanlık tarihinde onarılması imkânsız, hafızada derin bir yarlara bıraktı. 14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin resmi kuruluşunu ilk tanıyan ülke Sovyetler Birliği olmuştur. Şüphesiz, bir Yahudi devletinin kurulması kadar da Filistin halkının da özgürlük ve bağımsızlık hakkı vardı. Ancak bu göz ardı edildi ve tek taraflı bir kararla mevcut oluşum Orta Doğu’yu acılara, uzlaşmazlıklara kan ve gözyaşına terk etti. Akabinde günümüze dek uluslararası güçler mevcut sorun üzerinden kendilerine pay biçtiler -ve Orta Doğu’dan sökülüp atılmayacak kadar içselleşerek birer parçası oldular.

İsrail devletinin kuruluşundan beri Orta Doğu genelinde huzurun, istikrarın ve barışın olmadığı, sürekli olarak kriz üreten, yaşatan ve savaşlara ev sahipliği yapan bir bölge özelliğine dönüştü. Kısaca, Orta Doğu bir savaş laboratuvarına dönüştü. Orta Doğu’daki çıkar çatışması ve bu uzlaşmazlıklar son 60-70 yılda öyle bir konuma getirildi ki -artık bunun sonucu olarak hemen hemen dünyanın dört bir yerinde yaşanılan kavga ve uzlaşmazlıklar Orta Doğu denklemi ile ilişkilendiriliyor (petrol kavgası, Arap Yahudi uzlaşmazlığı, Filistin sorunu ve antidemokratik Arap rejimleri vb.ler) oldu. Büyük çıkar kavgasına ortam barındıran Orta Doğu, dünyanın en büyük emperyalist güçlerinin adeta buluşma alanına dönüştü. Bir anlamda bölge denkleminin neden olduğu jeostratejik etki ile ne kadar petrolden kâr varsa, o kadar ülkelerin içişlerine müdahil olmayı da zorunlu hale getirdi.

İsrail devletinin kuruluşundan günümüze dek süre gelen anlaşmazlıklar ve savaşların hep bölge ülkelerinin aleyhine sonuçlandığının kronolojik verilerini birçok kez yazılarımızda vermeye çalıştık.

Son olarak 7 Ekim 2023, 06.30’da Hamas’a (İslami Direniş Hareketi) bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları İsrail’in güneyinde bulunan yerleşim alanlarına geniş çaplı bir saldırı düzenledi. Yahudilerin her yıl 6 Ekim gününü Yom Kippur (Yahudilerin dini bayramı) olarak kutlamalarda bulunur ve bu tarih onlar için kutsal bir gündür. Yoğun kutlamalarda bulunan Yahudileri bir fırsat gören Hamas, ani bir saldırı ile sivil İsraillilere büyük kayıplar verdi. Yine olan sivil halka oldu, tıpkı her defasında İsrail bombardımanlarında hayatını kaybeden binlerce Filistinli gibi. 1973’de Arap İsrail Savaş’ını (6-25 Ekim 1973) Yom Kippur Savaşı (Kutsal Savaş) olarak adlandırır. Bu savaş Mısır, Suriye ve diğer birçok Arap ülkesinin İsrail’e karşı Yom Kippur kutlamalarında verdikleri ilk savaştır. Mısır ve Suriye birlikleri 1967’de işgal edilen Sina Yarımadası ve Golan Tepelerini almak için saldırıya geçer. İsrail birlikleri bu savaşta da yeni yerleşim alanlarını elde etmiş olsa da -İsrail 2.688 asker ve Arap müttefikleri ise 35.000 asker kayıp verir. Bu çatışmaların Batı desteğiyle orantısız bir savaş olmuş olması, Batı medyası bunu daha çok bir İsrail yenilgisi olarak yorumlamıştır.  

7 Ekim 2023 Hamas saldırısı bir söylemi hatırlatır; büyük çatışmalarda en temel beklenti düşmanı moral bozgunluğuna uğratmak, kendi taraftarına güven verip mücadelenin meşru ve sürekliliğini sağlamaktır. Hamas bu saldırıyı yaparken temel amacının işgal topraklarının geri almak ve saldırının meşruluğunu da bu talep üzerinde yürüttü. Bu istemin böyle olduğu gerçeği dost ve düşman hem fikir oldu. Ancak; işgal topraklarının kime ait olduğu sorusuna gelince verilen cevap çok farklıydı, işte bu noktada dost ve düşman farklı bir düşüncedeydi.   

Neden bu eylem 7 Ekim 2023, 6.30’da?

Batı kamuoyu bu soruya çok farklı gerekçeleri öne sürerek kendince bir yorumda odaklandılar. Hamas saldırısının nedenine atfen birçok argüman ileri sürüldü. Kimine göre İsrail askerlerinin kanunsuz ve de saygısızca Müslümanlar için kutsal olan Kudüs’teki El-Aksa Cami’sine ayakkabılarla girmeleri idi. Bir diğer neden ise; işgal edilen Filistin topraklarında kanunsuz bir şekilde yeni yerleşim alanlarının hız kesmeden devam etmesi. Şüphesiz bu iki ihtimalin gerçek bir payının olmasına rağmen; esaslı olarak, Hamas’ın bu eylemi başlama tarihindeki seçiminin çok daha psikolojik etkisinin ağır bastığı bir tarihsel süreci gözlemliyoruz. İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu öncülüğündeki sağcı koalisyon hükümeti yargıda yaptığı yeni düzenlemelerle ülkeyi adeta ayağa kaldırdı. Buna paralel olarak hükümette yer alan bazı parlamenter ve bakanlar bile bile işgal bölgesinde inşası devam eden yerleşim yerlerinde boy gösterisinde bulunurken, “yeni” yerleşim alanlarının gerekliliğini dile getiriyorlardı. Israrla “bu topraklar İsrail topraklarıdır” mesajını verirken halk açıktan provoke ediliyordu.  Sağcı ve ırkçı koalisyon hükümeti açıktan dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan Yahudileri yeni işgal alanlarına gelip yerleşmeleri istenirken, Filistinliler adeta nefes alamaz bir konuma terkedildiler.   

Özellikle Mart 2023’de sonra ve belki de İsrail tarihinde bir ilk olarak hükümet karşıtı göstericiler gece gündüz sokakları tuttular. Ülkenin dört bir yanına yayılan gösteriler bir anlamda İsrail’in iç bütünlüğünü sarsmıştı. Hayfa, Batı Kudüs ve Tel Aviv gibi kentlerde binlerce gösterici ellerindeki İsrail bayraklarıyla “demokrasi ve adalet istiyoruz” ve “yaşanır bir ülke olsun” soluğanlarıyla haykırıyorlardı. Bu gösterilerle birlikte denilebilinir ki Yahudilerin alışık olmadıkları bir iç kutuplaşmaya kapı aralandı ve İsrail’de yaşamanın pek güvenli olmadığı hissi giderekten ağırlık kazanıyordu. Ülkede son 9-10 ayda artan cinayetler sonucu insanlar kendi güvenliğinden şüphelenir olmuştu; göstericiler ısrarla kolluk kuvvetlerinden sorumlu Bakan Ben-Gvir’e hitaben “78 kişi öldürüldü, suçlular nerede. Sıra şimdi sende, neredesin?” gibi slogan ve pankartlarla alanlara yürürken ülke içi kutuplaşma çok daha hissedilir olmuştu. Kuşku yok ki Hamas 6 Mart Yom Kippur gününü ve İsrail’de yaşanan tüm bu olumsuzlukların iç yansımadaki etkinin zamanlamasını iyi yapmış denilebilinir. Zira, her savaş psikolojik etki gücünü içinde barındırır, bu nedenle savaşta psikolojik üstünlükten hep söz edilir olmuş olması da sıradan bir söylem değildir.

7 Ekim İsrail- Filistin çatışmasına ilişkin öne çıkan önemli tespitler:

  • Dünya basınında öne çıkan ve de analistlerin hemfikir oldukları nokta; Hamas 27 Mart 2023 olayını geçen savaşların aksine çatışmayı İsrail topraklarına taşıdı. Bu saldığı ikinci 11 Eylül 2001 olayıdır, yorumunda ısrar edildi.
  • Hamas, silahlı mücadele veren tüm Filistinli örgütlerin eylem birliğini sağladı.
  • İsrail ordusu büyük bir panik içerisinde gecikmeli bir yanıtla geldi.
  • Hamas ve tüm Filistinli örgütler tek çözümü İsraillin Batı Şeria işgaline son vermesi, Golan Tepelerinden (1967’den beri işgal altında) ve Doğu Kudüs’ten çekilmelidir. Bu istemlere paralel olarak İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesi ön koşul olarak görüldü. Diğer bir ifadeyle, harita 2’de çizilen sınırlara tekrar geri dönmeli.
  • Hamas, saldırının bir diğer nedeni olarak Filistinliler Siyonist devletin işgal, baskı ve yıldırma politikası karşısında nefes alamaz duruma geldiler ve bu nedenle karşı koyma gereğini duyduk, denildi.
  • Geçmiş savaşlarda olduğu gibi; yine ABD, Batı ve diğer müttefikler aynı tavır takındılar. Denildi ki İsrail sınırsız ve de amasız olarak kendini savunma hakkına sahip ve desteğimiz tamdır, denildi.

Harita:2 

Filistinlilerin talep ettikleri 1967 öncesi sınırlar:

Çözüm ne olmalı:

1967 sınır anlaşmazlığına dayanan İsrail işgali sonlandırılmalı ve ancak İsrail ve Filistinliler için yaşanır ve barış içinde bir arada olma umutları filizlenir. İki devletli çözüm; tarihsel gerçeklerin hasıraltı değilde, onun kabul edilmesiyle ancak ufukta güneş doğabilir. Uzun vadeli perspektifle köklü bir barış sağlanmazsa, bu sorun hep kanayan bir yara olarak her iki halkın sınır kapısında ölü beden gibi asıla kalacaktır.

Dünya kapitalist sistemin yaşadığı bunalımın sıçrama tahtası olmamış, insan haklarına dayalı eşit koşullarda barış ve özgürlük ortamı önemle Orta Doğu halklarına umut olmalı. Bölgenin zenginlikleri üzerinde hesaplar yapan, savaşlara neden olan uluslararası egemen güçlerin bu sorunun çözümü için sunacakları hiçbir şey yoktur. Yeter ki gölge etmesinler ve Orta Doğu’dan elini çeksinler. Emperyalist güçler yıllar boyu komşu kavgasına hiçbir çözüm sunamamış, İsrail ve Arap halkını birbirine düşürmüş, savaştırmış, kan ve gözyaşına neden olmuştur. Savaşın daha ikinci gününde (09-10-2023) ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) “İsrail’e koşulsuz destek olacağız” söylemi ile barış umutlarını Orta Doğu’da toz buz etmiştir. Savaşa taraf olan ABD, daha şimdiden uçak gemi filosunu Doğu Akdeniz’e gönderme talimatını verirken silaha süngüyü çoktan çekmiştir. Büyük bir güç gösterisiyle en son model hava gücü olarak bilinen F-35, F-15, F-16 ve A-10 savaş filosunu öngördüğü müdahaleye takviye etme kararını almıştır. ABD’nin bölgeyi tehdit eden demeçlerine bir yenisi de İsrail’den geldi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant; bundan böyle Gazze Şeridi’ni tümden ablukaya alacağız ve bölgenin elektrik, yiyecek, yakıt veya herhangi bir insani yardımın girişine müsaade etmeyeceğiz, mesajıyla açıktan bir “Armageddon” çağrışımında bulunulmuştur. Gerçek o ki; son 60 ve 70 yıllarda Filistin toprakları adeta birer “taziye mekanına” dönüşmüştür. 2015 yılında yapımına başlanan İsrail TV serisi Fauda (Kaos), tam anlamıyla Filistin topraklarında bugün yaşanan insanlık dramını ve orantısız güç çatışmasını anlatır. Dolayısıyla, 7 Ekim İsrail- Filistin çatışmasının yarattığı kaos, Filistinlileri bir anlamda “Armageddon” ve Fauda gerçeği ile karşı karşıya bırakmıştır.

Kime karşı?

Elbette tüm bu müdahale planları ve emperyalist güç gösterisi Gazze Şeridi’ne sıkıştırılmış ve 365 km karelik bir alanda yaşamaya mahkûm bırakılmış 2,3 milyon Filistinlilere karşı değildir. Ne de bir biriyle kanlı bıçaklı olan Filistin-İsrail için bir arabuluculuk çabasıdır. Emperyalist güçlerin “Büyük Plan” oyununda yine her zamanki gibi hedeflerine Orta Doğu’nun ve de uluslararası “stratejik güç dengesi” denilen “alan hakimiyetinin” savaş hazırlığı için bir yoğunlaşma vardır.

Yararlanılan kaynaklar:

  • BBC News Online, 27 Mart 2023
  • NOS-Nieuws, 9 Ekim 2023, 18.00, Hollanda.
  • De Volkskrant, 9, 10 ve 11 Ekim 2023 Hollanda.
  • SDE, Akademi Dergisi, Cilt 3, Sayı 3, Eylül 2023 Ankara.
  • Biegel, C. Leonard, “Zicht op het Midden-Oosten”, Boom&Venture Press, Amsterdam 1985.
  • Dedeoğlu, Beril, “Orta Doğu Üzerine Notlar”, Derin Yayınları, İstanbul 2002.
  • Hoff, Ruud, “Het Midden – Oosten”, Het Spectrum B.V., Utrecht 1991.
  • Hadawi, Sami, “Palestina in het Brandpunt”, Palestine Research Center, Beirut-Lebanon 1972.
  • United Nations, “The Question of Palestine”, New York 1979.
  • Oudheusden van, Jan, “De Geschiedenis van het Midden Oosten in een Notendop”, Prometheus, 2. Baskı, Amsterdam 2003.


Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Makale