Connect with us

Makale

Suphi Kızıl yazdı: Ustam

Kayanın gediğinden akan kırmızı şaraptan içenlerin tarihindeki önemli bir durumun altını da özenle çizmek gerek. Tava gelen demiri dövmek için çekici tutan el kalkıp tam demiri dövmek, onu çeliğe dönüştürmek isterken, körükten bir parça kopup harlanmış körüğün neredeyse küllenmesine vesile oldu.

Resim: Muzaffer Oruçoğlu/Çocuk ve Devrim

Okuyorum, yazıyorum, sonra tekrar tekrar okuyup yazıyorum göz kapaklarım yorgunluktan kapanana dek. Sonra soruyorum, Neye yarar bunca okunup yazılanlar ustam.

“Bir şeyin, bir durumun tarifi içindir” der.

Mesela derim ustam, bana, ben olduğumu söylemek, bana, beni tarif etmek yetiyor mu. Ya yüreğimi yakan bu ateş ne olacak. Sönmüyorsa, söndürülmüyorsa, beni, bana anlatmak neye yarar ustam.

“Sen söylemi sordun onu dedim sana. Şimdi ise eylemi soruyorsun. Şöyle diyeyim evlat; ne söylem eylemsiz bir işe yarar ne de eylem söylemsiz. Biri olmadan diğerinin hiçbir hükmü yoktur. Bir durumu hem olduğu gibi tarif edeceksin hem de ona çare, merhem olacaksın evlat”

Ciltler dolusu sayfa sayfa ezilip horlananların “çaresizlik”lerini okudum. Yüreğime ağır bir yumruk gibi çöken bu “çaresizlik” öldürüyor beni be ustam.

“Bak işte şimdi yanılıyorsun evlat” dedi ustam. Nasıl yani gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarımın her biri birer hayal ürünü mü.

“Değil evlat. Kendimce adına söylem dediğim teori tam da burada devreye girip yolunu göstermeye, gözünü açmaya çalışıyor. Neyi nasıl gördüğün, tarif ettiğin önemli. İnsanlığı doğuşundan al bugüne taşı. Eğer doğru okumuşsan o tarihi, “çaresiz”lerin, çaresiz olmadıklarını göreceksin. Çare hep vardı. Çare, “çaresiz”lerin kendisiydi. Yoksa nasıl gelinirdi o günlerden bu günlere evlat”

Tamam düne dair haklısın. Ya bugün, bugüne bir baksana ustam. Ölüm-zulüm, kan- gözyaşı, yanı sıra eksik olmayan açlık-yoksulluk, yıkım-talan en canavarca yaşatılıyor be ustam. Bütün bunlara dair yazılanlar, çizilenler; yani söylem, yani teori hepsi tamam da ya eylem ya eylem nerede ustam. Hani biri olmadan diğerinin hükmü yoktur dememiş miydin?

“Ben yaşlandım, Dünün çaresi olan ben, dünde kaldım. Bugünün çaresi sensin, çare sende evlat. Karartma yüreğini, yaşlansam da omuzum omuzunda. Bak teşhisi koymuşsun, sıra tedavide. Ben yaşlı halimle okuna yay olayım; sen sağlam çek yayı ve okunu amasız, fakatsız ve tereddütsüz fırlat hedefine. Yani söylem ve eylemi birleştir, sözünün eri ol evlat”

 Sağ ol ustam sağ ol. Ben senden düne takılı kalmamayı, dünden öğrenip bugünün heyecanı olmayı öğrendim. Yaşlanan dünümden, bugünün en militan kavgalarının gerekliliğini anladım. Uzunca bir süredir, bir çorap söküğü gibi çözülen militan mücadelenin yeniden örülmesi vaktinin geldiğini öğrendim. Sağ ol ustam.

Yenginin de yenilginin de ileri atılmanın da geri çekilmenin de kavganın kuralı olduğunu biliriz. Geri çekilmek umutsuzluğumuzdan ötürü değil, eksiğimizi, gediğimizi kapatıp umudu daha da büyütmek içindir. İşte bugün, tam da o gündür. Söylemi ve eylem taktiği belli olmayan, gözü karartıp mahalle kabadayılığı değildir söylemek istediğim ustam. Militan ama temkinli, cüretkâr ama tedbirli; derdi görüp, derde merhem olmaktan, mum ışığı gibi değil, yıldızlar gibi parlamaktan söz ediyorum ustam.

Milyonların oluşturduğu geniş emekçi kitlelere, açlığın, sefaletin ve zulmün ne menem şey olduğunu, bunu hiç ama hiç hak etmediklerini sadece anlatmak yetmiyor (ki bunun iyi kötü farkındalar) karanlığın tam ortasına bir damla da olsa ışık olup damlamak gerekiyor. O ışığın şafağa dönüşmesi gibi kavgada ustalaşmak gerekiyor. Ustalık ise gökten zembille inmiyor ustam.

Aslında birazcık tarihe dönülse yüzler, ustalaşmak adına ne emekler harcandığı ne bedeller ödendiği görülecektir. Demirin tavda olduğu anlaşılacaktır. Tarih derken oraya takılıp kalmaktan söz etmiyorum. Tarihi, ayna olarak tutmak gerekir bugüne ve yarına. Yani niyet dün olmak, öylece orada durmak değil, dünün deney ve tecrübelerinden yararlanıp, bugün olmak ve yarına yolculuk yapmaktır ustam. Ne vardı dün de dağ başlarında isyan ateşi, kırlarda toprak işgalleri, kentlerde koca koca fabrikalardan, irili ufaklı atölyelere kadar pek çok iş yerinde direnişler, grevler vardı. Bu kavgada ateşten gömlek giyinenlerden yüzlercesi toprağın böğrüne düşüp ölümsüzler kervanına katıldı. Zindanlar, işkenceler, “faili meçhuller”… Daha ne gerekir ustalaşmak için ustam.

“Ne demiştim evlat, doğru eylem ile doğru söylemin uyumluluğu ve birliği demiştim. Cüret etmek iyi de söylemde ki bulanıklık ve tereddüt eylemi gölgeler. Meseleye tek yanlı bakma evlat. Parçadan bütüne doğru bütün ayrıntıları incele ki yolunun üzerindeki engelleri aşabilesin. Hem sadece iyi ve kötü olanı ortaya çıkartmak değil, oradan ileriye dönük sağlam bir sonuç çıkartıp ileri hamleler yapmak olmalıdır amaç.”

“Kayanın gediğinden akan kırmızı şaraptan içenlerin tarihindeki önemli bir durumun altını da özenle çizmek gerek. Tava gelen demiri dövmek için çekici tutan el kalkıp tam demiri dövmek, onu çeliğe dönüştürmek isterken, körükten bir parça kopup harlanmış körüğün neredeyse küllenmesine vesile oldu. Çekici tutan el havada kaldı evlat. Geri dönülüp körüğün yeniden harlanması zaman aldı. Demiri dövmeye hazır elin her kalkışında, bir, iki, üç, beş aynı durum tekrarlandı. Sanki tarih tekerrürden ibaretmiş gibi. En ilginç olanı da şu evlat; harlanmış körükten kopan her bir ateş parçası, “körüğü en iyi ben harılandırırım” iddiası. Ama yaşamın gerçekliği ve mücadele gösterdi ki, iddialar niyetin ötesine geçmedi. Kopanların kimisi kararıp kömür oldu, kimisi de değil körüğü harlamak, küçücük bir kıvılcım olarak kalmanın ötesine geçemedi. Harlanmış körüğü, “küllendirmek” neye, kime yaradı sorusunu sormak gerekmez mi şimdi. Kayanın gediğinden akan kırmızı şaraptan içip içip kayanın gölgesine uzanıp hayaller kurmak hüner değil evlat. Bu, gün gelir akan şarabı da kurutur. Gölgelenerek kavga edilmez, gün yüzüne çıkmak, güneşin altında pişmek gerekir evlat. Ezberlenmiş, süslü lafların arkasında kıvılcım olarak kalmak hüner değil, kıvılcımları birleştirip koca bir isyan ateşi olmak gerekir. Birleşerek güçlenilir, güçlendikçe mücadele önündeki her türlü engelin aşılması daha kolay olur. Bunun böyle olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yok evlat. Belirleyici olan eylemdir, söylem değil. Gün, kitap sayfaları arasından güzel sözler bulup söylemenin günü değil. O sayfalardan çıkıp, milyonların açlığına, yoksulluğuna, ölümüne, kıyımına çare olma zamanı. Yani hayatın somut gerçekliğine, bir kıvılcım olarak değil, büyükçe bir isyan ateşi olarak müdahale etme zamanı. Bu da zor ama imkânsız değil. Düşmanı küçümsemeden, kendine ve halka güvenmek her şeyin başıdır. Güven, bilinçle, Bilinç, somut gerçekle birleştiğinde ve daha da önemlisi doğru çizgide eyleme dönüştüğünde, karanlıktan aydınlığa çıkmamak için hiçbir neden yok evlat. Dipten gelen dalgayı şimdiden görmen lazım. Göremezsen eğer, önceleri olduğu gibi bir kez daha fırsatı kaçırmış olacaksın. Her kaçırılan fırsat, zincirlerine bir halka daha eklemek anlamına gelir. Şimdi, yarın değil bugün, özellikle kayanın gediğinden akan kırmızı şaraptan içenler, ‘kıvılcım’ olma hevesini bir kenara koyup, koca bir isyan ateşi olup, bu tarihsel sürece önayak olmayı zorunlu ve devrimci bir görev olarak algılamak durumundalar. Bundan kaçanlar, tarihe hesap bile veremezler.”

 Ne takılan maskelerin arkasına gizlenmeye çalışmakla, ne de somut durumdan kopuk, kitap sayfaları arasında kitap kurdu olmakla bu halkın derdine çare olunamaz. Hele hele keskin “sol” ateşli sloganlara, kargadan başka kuş tanımayanlara, doğallığında yoldaşımızın dediği gibi, “kahramanlara ihtiyaç yok” Kahramanlar aranacaksa eğer, halka dönülmelidir. Halk o kahramanlık türkülerini bazen mırıldanarak, bazen isyan ederek söylüyor zaten. Bugün mırıldanmanın bir tık üstüne çıkmışken, yarın isyan türkülerini söylemeye hazırlanırken, kargadan başka kuş tanımayanların bakkal muhabbetinin herhangi bir kıymeti harbiyesi olabilir mi. İstendiği kadar pembe hayaller kurulsun, onlar gerçek yaşanılanların karşısında tuzla buz olmaya mahkumdurlar.

 Uzatmaya gerek yok. Bir tek söz her şeyi anlatmaya yeter be ustam. Kuruyup çoraklaşan topraklar değil, dal budak salıp yeşeren ormanlar olmalıyız. Ağaç olmak hüner değil, hüner orman olmakta. Yanlış mıyım ustam?



Mart 2026
P S Ç P C C P
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

More in Makale