Connect with us

Makale

2022 Panoramasından Kısa Bir Özet: Zulmün Ezilenlerin Yaşamında Biriktirdiği Öfke, Devrim Mücadelesine Güçlü Bir Dinamizm Oluyor!

Her şeye rağmen, insanlığın ilerleyişini temsil eden, karamsarlık ve umarsızlık kuyularında kuşatılmaya çalışılan özgürlük ütopyamıza, daha güçlü, daha kararlı, daha ısrarlı sarılma ve proletaryanın sınıf bilinciyle tüm çelişkileri, devrim denen o yüce davanın perspektifi ile çözme irademizle, 2023 yılına merhaba diyoruz…

panaroma

Türkiye-Kuzey Kürdistan ve uluslararası alanda, önemli toplumsal olayların sahne aldığı 2022 yılını geride bıraktık. İnsanlık tarihine eklenen ve sınıflar mücadelesinin keskin bir kesiti olarak yaşanan 2022 yılı, kapitalist-emperyalist sistemin yaşadığı açık kriz hali, kriz koşullarını sermayenin yayılma-büyüme ve daha ileri düzeyde merkezileşme (tekelleşme) hareketi için fırsata dönüştüren burjuva iktisadi politikalar, emperyalist blokların dünyanın zenginlik kaynaklarını paylaşma dalaşında geliştirdiği karşılıklı stratejik hamleler ve bu hamlelerin ortaya çıkardığı emperyalist savaş hali (Bölgesel düzlemlerde), uluslararası alanda ezilen-sömürülen emekçi halklara karşı geliştirilen saldırı konsepti, emperyalist dünya gericiliğinin bileşenleri olarak ulusal coğrafyalarda vazife alan burjuva ve türevi gerici iktidarların tüm sosyal-ulusal toplumsal güçler üzerinde yarattığı kuşatma, 2022 yılında karşı devrim kampının somut siyasal-ekonomik politikalarının aldığı biçimi ortaya koymaktadır.

Emek sömürüsü ve emek dünyasının ideolojik-örgütsel-siyasal olarak daha da kapsamlı köleleştirilmesine dayanan mevcut emperyalist barbarlık, tarihsel gelişmelerin özgün koşullarına göre saldırı stratejileri geliştirmekte, açık savaş hali dahil, sistemin yapısal özelliklerinin tüm iktisadi-siyasal sonuçlarını yine emek dünyasının dinamiklerine ödetmektedir. Özel mülkiyet dünyasının günümüz vahşetini temsil eden emperyalist barbarlık, ezilen-sömürülen halklara reva gördüğü bu döngüyü, insanlığın “kaderi” olarak vaaz etmekte, ezilenlere tüm gerici politikalara “rıza” göstermelerini salık vererek, karamsarlık-umutsuzluk girdabında kendi varoluş koşullarını icra etmek istemektedir. Ama toplumsal gelişim yasaları, sadece karşı devrimin tarafı olan çelişkinin mahiyeti ile tayin edilmemektedir.

Yaşanan sömürü-baskı-katliam ve aktüel olan emperyalist savaş halini, bir “kader” olarak görmeyen ve boyun eğmeyen, burjuva dünyanın yalan örtülerini güçlü itirazlarla yırtıp atan; kitlesel karşı koyuşlar, “başka bir dünya” arayışını, ezilenlerin cephesinden ortaya koymakta, insanlığı ve doğayı yıkıma uğratan kapitalist dünya ile hesaplaşma, yaşanan her toplumsal çatışmaların mahiyeti olmaktadır. Emperyalist merkezlerde baş gösteren işçi grevleri ve direnişler, dünyanın birçok coğrafyasında gerici rejimlere karşı gelişen kitlesel isyanlar, emperyalist savaş karşıtı gelişen kitlesel dinamik, sistemin üzerinde yükseldiği ataerkil zihniyete, ahlak ve değer yargılarına isyan eden ve en ileri düzeyde İran’da, tüm toplumsal talepleri kucaklayan kadınların isyanı, ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesini yükselten devrimci-sosyalist güçlerin ısrarlı-kararlı duruşu, insanlığın umut-özgürlük vuslatı olarak toplumsal sürecin dinamik yanını ifade etmektedir.

Emperyalist-kapitalist dünyanın, sömürü döngüsünü cepheden huzursuz eden ve insanlığın kurtuluş umudunu toplumsal karşı koyuşlarla somutlayan her dinamik, ezilenlerin dünyasında yeni bir mevzidir, geleceğe dair yeniye-özgürleşmeye dair en güçlü umuttur. Bu anlamıyla 2023’e girerken zamanın takvimsel ilerleyişinden öte, toplumsal yaşanmışlıklar sürecinde, ileriyi, geleceği temsil eden sınıfsal değerlerle bütünleşmek, yaşanmış mücadele deneyimlerini yeni yılda daha ileriye taşımak ve zulüm bezirgânlarını tarihin karanlığına gömmek, proletarya ve tüm ezilenlerin umudunu ifade eder.

2022 yılında, kan ve can pahasına verilen mücadele ile kazanılmış her mevzi, 2023 yılında daha da ilerletildiği sürece, zamanın takvimsel ilerleyişi anlamlıdır. Kapitalizm, baki değildir, insanlık bu kokuşmuş-çürümüş sisteme mahkûm değildir. İnsanlığı ve doğayı, kar hırsı ile hegemonya stratejileriyle, sermayenin çıkarlarıyla talan eden, sömürü ve kölelik koşullarını milyonlara reva gören gerici dünyanın tüm kaleleri, Proletaryanın bilimi rehberliğinde örgütlenmiş, bu bilimin politik iktidar çizgisinde mücadele eden ezilen ve sömürülenlerin gücüyle yıkılacaktır. Her şeye rağmen, insanlığın ilerleyişini temsil eden, karamsarlık ve umarsızlık kuyularında kuşatılmaya çalışılan özgürlük ütopyamıza, daha güçlü, daha kararlı, daha ısrarlı sarılma ve proletaryanın sınıf bilinciyle tüm çelişkileri, devrim denen o yüce davanın perspektifi ile çözme irademizle, 2023 yılına merhaba diyoruz…

AKP-MHP diktatörlüğü, 2022 yılında ezilen ve sömürülen halklara yönelik geliştirdiği kapsamlı saldırılar, halk düşmanı niteliklerinin tescilidir!

2022 yılı, Kürt ulusuna, sömürülen işçi sınıfı ve halkımıza, muhalif aydın ve sanatçıya, kadınlara, LGBTİ+’lara, gençliğe, akademisyenlere, kapsamlı saldırıların yaşandığı bir yıl oldu. Önceki yılların devamlılığı bağlamında devreye konulan ekonomik-demokratik saldırılar, toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek, toplumsal hareket sahasını daraltmak için devreye konulan kontra faaliyetler, tekçi zihniyetin erki olan yargı-yürütme ayağıyla devreye konulan faşist “yargılamalar” ve uygulamalar, AKP-MHP iktidar bloğunun 2022 icraatları olarak öne çıkmaktadır.

Ekonomik ve siyasal sistem krizinin toplumda yarattığı derin hoşnutsuzluğu, koyu faşizm koşullarının hukuku ile bekasını sağlamaya çalışan iktidar, kaybettiği toplumsal desteği ve karşısında gelişen toplumsal muhalefeti, şiddet ve “yasal” kuşatmalarla etkisiz kılmaya çalışmış, özellikle devrimci-sosyalist muhalefet çizgisinin tasfiye edilmesi için, kuralsızlıkta sınır tanımamıştır. İktisadi ve siyasal olarak, tüm politikalarını komprador tekelci sermayenin çıkarları üzerine oluşturan tekçi diktatörlük, ekonomik, demokratik, kültürel, inançsal, sınıfsal, ulusal, tüm ezilen kesimlerin yaşam haklarını gasp etmiş, sömürü ve baskı çarkını, toplumsal yıkım yaratarak hayata geçirmiştir. Bu, faşist diktatörlüğün halk düşmanı niteliğinin doğal sonucudur. Hiçbir burjuva politik yanılsamaların gizleyemediği bir gerçek olarak, “T.C.” egemenler sistemi iktidarı, halk düşmanı bir iktidardır.

 Sistemin yapısal niteliğinden kaynaklı ekonomik krizin tüm ağır faturaları ezilen sömürülen halka ödetilerek sermayeye büyüme fırsatları yaratmak, iktidarın ekonomik politikalarının özüdür!

“T.C.” iktisadi yapısı, daha önce yaşadığı yapısal kriz sarmalının devamı olarak, 2022 yılında ağır ekonomik kriz yaşamıştır. Bu krizin 2023 yılında hangi düzeye evrileceği, mevcut verilerin ışığında sabittir ve çevrimsel bağlamda “T.C.” ekonomisinde kriz yapısaldır. Çevrimsel (Kriz-durgunlaşma-hareketlenme) olarak ekonomiye vuran her kriz koşulu, sermayeye yeni fırsatlar yaratırken, ezilen işçi sınıfı ve halklara daha ağır sömürü koşulu yaratmakta, yoksulluk ve açlık sınırını toplumsal yaşamın temel ögesi haline getirmektedir.

Sermayenin rant alanına dönmüş (yap- işlet -devret(me)), sıcak para spekülasyonu ile pompalanan, savaş ekonomisine planlanan “T.C.” ekonomisi, toplumun ezici çoğunluğunun yoksullaşması trendi ile yol almakta, tek adam rejimi sermayenin refahı için, toplumsal sefaleti derinleştirmektedir. Bu iktisadi yapı, sadece ücretli emekçileri, işsizleri, iş ve gelir kaybı yaşayan kesimleri değil, yüksel enflasyon nedeni ile düzenli gelirleri olanları, üreticileri, Küçük ve Orta Düzeyli İşletmeleri, sert bir şekilde gelir kaybına uğratmış, toplumsal yoksulluk sınırını genişletmiştir.

Ekonomik kriz koşullarında, açlık sınırı sosyal bir olgu halinde tüm kesimleri kapsamına alırken, işsizlik, düşük ücretle güvencesiz koşullarda çalışmak zorunda olma, toplumsal alım gücünde sürekli düşüş, ekonominin genel niteliğini belirledi. Özcesi, ekonomik kriz koşulları, yoksulu açlık ile “terbiye” etme, sermayeyi büyütme ile ihya etmiştir. Rejimin, dezenformasyon kurumu olarak çalışan TUİK verileri bile bu gerçeği (daha düşük verilerle) itiraf etmek zorunda kalmaktadır. TÜİK’e göre, 2019 yılının son çeyreğinde milli gelir içinde emeğin payı yüzde 32 iken, 2021 yılının son çeyreğinde bu oran yüzde 25 gerilemiştir. Aynı dönemde sermayenin milli gelirdeki payı ise yüzde 51’den yüzde 59’a yükselmiştir. Tek başına bu veri, ekonomik kriz koşullarında uygulanan burjuva politikaların, emekçileri yıkıma sürüklerken, sermayeyi nasıl palazlandırdığına yeterlidir.

Yani tekçi iktidar, sermayeyi daha fazla palazlandırmak için belirlediği ekonomik politikalarda, burjuva iktisadın dahi temel ilkeleriyle inatlaşarak bu süreci “Nas”larla yönetmeye çalışmıştır. Faiz oranlarının baskı altına alınması, döviz kurundaki sert yükseliş, yüksek enflasyon, “Kur koruma mevduatı” ile sermayeye rant alanına dönüştürülmüştür. Üretim girdilerindeki yükseliş, bazı market zincirlerinin (ki bu market zincirleri sermayesine rakip olarak gördüğü işletmelerdir) fiyat artışlarına müdahale ile çözülmeye çalışılmıştır. Bu gibi başlıklar, iktidarın ekonomi bilime uymayan iktidarın politikalarında yeterince mevcut. Son tahlilde, yapısal olarak yaşanan ekonomik kriz, iktidarın sermayeye daha aşırı kâr sahasına dönüşmüş, rant sermayesinin büyüme fırsatlarını yaratmış ve toplumda yoksullaşma-açlık sınırı derinleşmiştir.

Asgari ücret, asgari geçim koşullarını değil, açlık sınırını reva görmektedir!

Öncelikle belirtelim ki; işçi ve emekçilere, asgari koşullarda yaşamı dayatmak, emeğin değerini asgari yaşam koşullarına mahkûm etmek, kapitalizmin emek üzerindeki ağır sömürüsünü ifade etmektedir. Bu anlamıyla sosyalistler açısından asgari yaşam koşulları değil, insanca yaşam koşulları esastır. Bu tartışmadan öte, “T.C.” ekonomisinde asgari ücret politikası, daha ağır emek sömürüsünü ortaya koymaktadır. Evveliyatla, çalışan kesimlerin çok yüksek bir yüzdesinin asgari ücret ile emeğinin “değerini” almaktadır. Dünyada en geri ekonomilerde dahi bu böyle değildir.

İkincisi, “TC” ekonomisi, her dönem, alım gücü esas alındığında, asgari ücreti açlık sınırında belirlemiştir. Asgari ücrete, yüzde 80-90 zam yaptık açıklaması, koca bir yalandır, yanılsamadır. Alınan ücretin değeri, alım gücü ile ölçülür. Enflasyonun toplumu kasıp kavurduğu, en sıradan gıda ürünlerinin her gün zamlandığı ve açlık sınırının aile fertlerine göre 15-20 bin TL civarında ifade edildiği bir koşulda, 8500 TL’lik asgari ücret belirlemesi ile övünmek, iktidarın toplumu mahkûm ettiği açlık ile övünmesinden öte bir değeri yoktur. Diyanete, savaşa, saraya, sermayeye, rantçılara, halkın emeğiyle biriken kaynakları oluk oluk akıtan İktidar, emekçilere sefaleti dayatmıştır.

Amasra maden cinayeti, güvencesiz iş koşulları ile sermayenin çalışan emekçilere saldırısının bir başka adıdır!

“T.C.” tarihinde, iş cinayetleri kara sayfalarla doludur. Çalışma koşullarında sermayeye gerekli güvenliği sağlama zorunluluğu getirmeyen “çalışma ve iş güvenliği hukuku,” emekçileri zor koşullarda çalışmaya zorlamakta, sermayeye yük görülen giderlerden kaynaklı, gerekli teknik donanım sağlanmadan, üretim birimleri cinayet alanlarına dönüştürülmektedir. Maden ocakları, toplu katliam alanlarına dönüşerek öne çıksa da, inşaat alanları, tersaneler, kimyasal üretim yapan fabrikalar başta olmak üzere, birçok sektörde, iş güvenliği yetersizliğinden dolayı işçi cinayetleri yaşanmaktadır.

Amasra maden ocağındaki katliam, toplu iş cinayeti anlamında 2022 yılının kara sayfası oldu. Soma, Zonguldak, Bartın maden ocakları cinayetinin yolu üzerinde duran bu katliamın sorumluları hakkında hiçbir hukuksal yaptırımın yapılmaması, Erdoğan’ın bu cinayeti “kader” olarak açıklayıp üstünü örtmesi, temsil ettiği burjuva sınıf karakterinin beyanıdır. 41 işçi cenazesinin üzerinde, “kader-fıtrat” nakaratını tekrarlayan Erdoğan özgülünde sermaye, emekçilere yer üstünde açlık, yer altında ölümü reva görmektedir. Amasra’da yaşandığı gibi, Soma başta olmak üzere, kitlesel katliamların yaşandığı iş cinayetlerinde, sorumlular sabit olmasına karşın hiçbir hukuksal sürecin işletilmemesi, katliamda yaşamını yitiren işçilerin tazminat haklarının gasp edilmesi, bu düzenin vahşetinin bir başka boyutudur. 

Kürt ulusuna karşı geliştirilen işgal ve saldırganlık, devrimci-sosyalist-demokrat ve aydınlara karşı geliştirilen saldırılarla topyekûn savaş konseptini ifade etmektedir!

Kürt ulusuna karşı inkâr ve imha siyaseti, “T.C.” egemenler sisteminin kuruluş kodlarıdır. AKP-MHP iktidarı, bu tarihsel kodları, özgün tarihsel koşullarla tekçi zihniyetinde merkezileştirerek, Kürt ulusal hareketine, Kuzey Kürdistan sahasından Güney ve Batı Kürdistan’ı kapsamına alan işgal hareketleriyle, imha seferleri düzenlemektedir. Emperyalist hegemonya çatışmalarının bölgede yarattığı yeni denklemler ve yıkılan eski statükolar ortamında, kendi dinamik mücadelesi ile ulusal demokratik haklar kazanan Kürt ulusu (özellikle Rojava’da), tekçi zihniyetin Kürt ulusuna karşı bölgesel kapsamda bir savaş başlatmasına neden olmuş, tekçi-üniter devlet yapısını koruma hezeyanı ile Kürt coğrafyasını işgal etmiştir. Kuşkusuz bu işgalin, iç ve dış politika ile emperyalist bloklar arasındaki çatışmalarla, bölgesel gerici iktidarlar arasındaki dalaşlarla bir bağı vardır. Ama özü “T.C.” egemenler sisteminin, Kürt ulusunu inkâr eden ve her demokratik hakkını, soykırım siyaseti ile tasfiye etmeye çalışan, işgalci, ilhakçı nitelikleri vardır. 

Geçen nisan ayında Zap alanına hava saldırısı ile başlayan işgal ve Kürt gerillasını imha planı, daha sonra karadan işgal hareketi ile güçlendirildi. Avaşin, Zap, Metina alanlarında yoğunlaşan işgal hareketi, gerillanın görkemli direnişi ile karşılık bulunca, esasta Güney Kürdistan işgal hareketi, AKP-MHP açısından beklediği müjdeyi vermedi.

2022 yılında Ukrayna’da patlak veren emperyalist savaşın, emperyalist bloklar ve bölgesel güçler arasında yarattığı “yeni” dengeyi fırsata dönüştüren ve bu savaşın uluslararası alanda yarattığı kriz ortamında, “T.C.” iktidarı, sürdürdüğü kirli savaş yöntemlerini üst boyutta devreye koymuş, gerillaya karşı kimyasal silahlar kullanarak, insanlık karşısında işlediği suçların dosyasına yenisini eklemiştir. Her türlü kirli savaş yöntemlerine karşın, gerilla mevzilerini korumuş, etkin gerilla eylemleri ile Türk ordusunun ilerlemesi durdurulmaktan öte, işgal ettiği mevzilerden sökülüp atılmıştır. Özellikle iç politikada, Güney Kürdistan’dan gelecek olan “zafer” haberlerini bekleyen Erdoğan ve güruhu, hezimet sonuçlar alınca, Kürdistan’a karşı işgal hareketini Rojava sahasına kaydırarak, Kürt ulusunu kuşatmaya almak istemiştir. KDP’nin, bu işgalde Kürt ulusuna ihaneti, “T.C.” ordusuna, aşiret ve bazı ekonomik çıkar hesapları üzerinden askeri-lojistik desteği, bu işgal hareketini önünü açan bir başka etken olduğunu da ifade edelim.

Kürt ulusuna, Türkiye-Kuzey Kürdistan sömürülen halklarına karşı, kurasız bir savaş geliştiren AKP-MHP, faşizme itiraz eden her kesimi hedef tahtasına koymuş, geliştirdiği kirli savaşa itiraz eden her sesi, koyu karanlık koşullar ortamında boğmak istemiştir. Bu sadece 2022 yılının panoraması değil, Tekçi diktatörlüğün yıllara yayılan icraatlarıdır. Ama 2022 yılı bazı özgünlüklerle öne çıkmıştır. 

Faşizm, iktidar organları ile toplumu ekonomik ve siyasal olarak kuşatma altına almakla yetinmez. Aynı zamanda ideolojik hegemonyayı kurmak, faşizmin genel hedefidir. Bunun için tüm bilim kurumları, sanat atölyeleri, kültürel faaliyetler, sanatçı ve aydınlar, bilim insanları, toplumsal gerçeğe dokundukça, faşizmin hedefi haline gelirler, gelmektedirler. 2022 yılında birçok sanatçının sanat faaliyetlerinin yasaklanması, kültürel etkinlikler, festival vb. gibi çalışmaların engellenmesi, sistemin biçtiği gömleği giymek istemeyen sanatçı, gazeteci, aydın, akademisyen ve bilim insanlarının tutuklanması, Erdoğan tekçi zihniyetinin ideolojik hegemonya kurma hedefinin karanlık icraatlarıdır.

Özellikle 2022 yılında sanata ve sanatçıya yönelmeleri, yaşadıkları siyasal krizin toplumsal sonuçlarına dair besledikleri korkulardan kaynaklıdır. Çünkü sinemasıyla, tiyatrosuyla, müziğiyle, bütün sanat dalları, geniş yığınları sarıp sarmalayan, etkileyebilen yapısıyla, bir toplumsal aydınlanma, bir toplumsal iletişim araçlarıdır. Sanatın, ekonomik, ideolojik ve estetik işlevi, egemen ya da muhalif olanın yapısını şekillendirdiği düşünüldüğünde, statükocu, tekçi iktidarlar, bu alanlara özel savaş ilan etmektedirler.

Muhalif sanatın, egemen olanı değiştirme gücü, topluma gerçekleri etkili anlatma kabiliyeti, gerici iktidarları rahatsız eder. Bilimin tarafsızlığı ve insana karşı olan sorumluluğu, gerici iktidarların köhnemiş-karanlık dünyasını, geniş kitlelerin aydınlanması ile mahkûm ettiğinden, kendi bilimsel ilkelerinde görevlerini icra eden her bilim insanı, faşizmin hedefidir, katli vacip günahkârdır. Faşizmin genel saldırıları karşısında, sanatı ve bilimsel kimliğiyle karşı duranlar bağlamında, sanatçı Gülşen Çolakoğlu ve bilim insanı Şebnem Korur Fincancı, 2022 yılında tüm muhalif güçlerin sembolü olmuşlardır.

Devrimci ve komünistlerin teslim alınamadığı hapishaneler, 2022 yılında yine faşizmin hedefindeydi!

2022 yılında devrimci-komünist tutsaklar faşizmin sistemli saldırılarının hedefinde oldu. İnfaz yakmalar, hasta tutsaklara yönelik özel politikalar, tecrit, işkence, soruşturmalar, psikolojik işkence, sürgün sevkler, para cezaları boyutlandırılarak sürdürüldü. Politik tutsakların teslim alınması, devrimci mücadelenin sekteye uğratılması için temel halkadır. Oradaki bir geri düşüşün ve zayıflığın mücadeleye nasıl yansıyacağı egemenler tarafından bilinmektedir.

Özgün konjonktürlerde ilk hedef olarak hapishanelerin hedef alınması tesadüf değildir. Hapishaneler stratejik hedef olma durumunu hiç bir koşulda yitirmedi. Devrim mücadelesinin gelişmesi hapishaneler atlanarak ilerleyemez. Mahpuslara yönelik saldırıların sebeplerinin iyi anlaşılması gerekmektedir. Kişilere göre değişen saldırı politikası değildir hayata geçirilen. Devrimci politik bir alanın tahrip edilmesi, tasfiye edilmesi, yılgınlaştırılması ve mücadelenin dinamik gücü olmaktan çıkarılması saldırıların gerçek nedenlerini oluşturmaktadır. Dışarıdaki mücadele platformlarının ya da mevzilerinin darbelenmesi ne kadar önemli bir durumsa, içeriye yönelik darbeleme ve çökerme girişimi de o derece hayatidir. Bu gerçek, duygusal dayanışmalarla, hüzün ve acıma hissiyle, gönderilen bir kartla, yollanan bir selamla, yapılan bir basın açıklamasıyla anlaşılamaz. Ki pratik tutum ve yaklaşımlar anlaşılmadığını gösteriyor.

Tutsak olan yoldaşlarımız ve siper yoldaşlarımızın devrimci mücadeleden beklentileri bu kadar sığ değildir. Sığlık hapishanelerde kurulan ilişkinin politik mecradan koparılıp vicdani reflekslere indirgenmesidir. Bu sığlığı sürdürmememiz en acil görev olarak karşımızda duruyor. Devrim, mücadelesinde hapishaneler önemli bir dinamiktir. Devrimin bu mücadele alanlarında koparılarak gerçekleşmesi düştür. Bu bir “kadir kıymet” bilmek işi değildir, politik sorumluluktur. Bu bilinçle, hapishanelerdeki saldırıları göğüslememiz gerekmektedir. 

2022 yılında 50 hasta tutsak, hapishanede kalma koşulu olmamasına karşın, faşizmin intikamcı yaklaşımlarıyla katledildi. Yine “intihar” adı altında, onlarca tutsağın cenazesi hapishanelerden çıktı. Tutsakların katledildiklerine dair ciddi veriler olması gerçeği orta yerde dururken, yetkili kurumlar bu konuda hiçbir araştırma yapmamış, mecliste HDP vekilleri başta olmak üzere, demokrat vekillerin verdikleri önergeler de iktidar oyları ile ret edilmiştir.

2021 yılında “intihar” ettiği söylenen Garibe Gezer’in maruz kaldığı vahşi işkencenin görüntüleri kanıtlıyor ki, hapishaneler işkence merkezleridir ve devrimci tutsaklar işkencelerle katledilmektedir. Nazilerin Nurnberg yasalarıyla yönetilen hapishaneler, devrimci-komünist tutsaklar üzerine ölüm ve işkence kusmaktadır. Bu saldırılara karşı koyuş, genel toplumsal mücadelenin önemli bir ayağıdır. Dışarda sürdürülen her mücadelede, hapishanedeki tutsakların sesi olmak, günün politik ihtiyacıdır.

Ezilenlerin mücadele cephesinde devrimci bir mevzi; Emek ve Özgürlük İttifakı!

Faşizm, savaş ve seçim denkleminde, ekonomik-siyasal politikalarla, seçim yasası değişikliğiyle, sansür yasasıyla, “hukuksal” dayanaklarla, resmi-kontra militarize güçlerle, iktidarını korumaya çalışmakta, gelecek stratejilerini bura üzerinden örmektedir. Bütün bunlar, ekonomik-demokratik-kültürel yıkım olarak ezilenlere fatura edilmektedir. Derinleşen sınıf çelişkileri ekseninde, ezilenler cephesindeki öfke büyümüş ve kendi sınıf çıkarlarına göre bir yol arayışındadır. Burjuva klikler, kendi iktidar dalaşında, bu toplumsal öfkeden kendi sınıfsal çıkarına göre nemalanmak istemekte, seçim endeksli politikalarla, beklentiye sokup pasifize etmeye çalışmaktadır. Tam da bu kesitte, anın ihtiyaçlarını esas alarak devrimci mücadeleye kanallar açmak, toplumsal muhalefeti, devrimci bir çizgide örgütlemek, ezilenlerin devrimci çizgide örgütlenmesi açısından önemli bir ihtiyaçtır. Devrimci siyaset; koşulları, olanakları, avantaj ve dezavantajları, riskleri, kısa-orta ve uzun vadeli hamleleri, güç dengelerini kavrayarak hareket eder.

AKP-MHP faşizminin ağır koşulları ortamında, kendisini “alternatif” olarak ortaya koyan burjuva muhalefet, bu toplumsal hoşnutsuzluğu kendi iktidar potansiyeli haline getirmeye çalışırken, ezilenleri burjuva “çözümlere” mahkûm etme amacındadır. Oysa ezilenlerin çözümü, proletaryanın sınıf bilincinin yön verdiği devrimci siyasettir. Ezilenler, burjuva çözümlere mahkûm değildir. Fabrikalardaki işçi direnişlerini, köylülerin isyanını, öğrenci, kadın, aydın, LGBTİ+’ların, sanatçıların, çevre örgütlerinin, itirazlarını, mevcut önderlikleri ile bir çatıda birleştirip, günün devrimci siyaseti perspektifinde örgütlemek, sürecin ihtiyacı olarak öne çıkmaktaydı. Ve Halkların Demokratik Partisi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Emekçi Hareket Partisi, Emek Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Toplumsal Özgürlük Partisi’nin kurucu bileşenleri olduğu Emek Ve Özgürlük İttifakı, bu devrimci ihtiyacın ürünü olarak 2022 yılında kuruluşunu ilan etti.

Türkiye Kuzey Kürdistan halklarının, burjuva çözümleri aşarak, kendi sınıf bilinciyle, kendi gelecekleri hakkında karar vermeleri açısından, bu ittifak önemli bir adım olmuştur. Devamında, ezilen ve sömürülen, antifaşist-antikapitalist toplumsal güçlerin, faşizme karşı ortak mücadelesi bağlamında, bu mevzi ön açıcı olmuştur. Birlikte mücadelenin önemli bir mevziisi olmuştur. “Hep Birlikte Başaracağız” başlığı ile yayımlanan deklarasyonda, birlik çağrısının beyan edilmesi, süreç anlamında son derece değerlidir. “Çağrımız Türkiye’nin aydınlık ve demokratik geleceğini düşünen tüm kurum, kuruluş ve partilere, tek tek yurttaşlaradır… Emek, barış, özgürlük ve demokrasi değerleri temelinde halkın egemen olduğu bir toplumsal düzen kurabiliriz. Bunu başarmak ezilen ve sömürülen halk kitlelerinin değiştirici gücüyle mümkündür… Herkesi bu anlayış ve çağrı doğrultusunda ortak ve birleşik mücadeleye davet ediyoruz! Hep birlikte başaracağız…” (Emek Ve Özgürlük İttifakı Kuruluş Deklarasyonundan)

Burjuva çözüm ve seçim atmosferine mahkûm edilen geniş ezilen yığınları, bu ikilemin yarattığı beklentilerden kurtarıp, her alandaki direnişi ortaklaştırma toplumsal sokak muhalefeti ile faşizme karşı mücadele etme, sürecin ana niteliğidir. Kuşkusuz, burjuva seçimler ve seçimlere ilişkin devrimci taktik, bu kapsamlı sürecin bir bileşenidir. Ama ezilenlerin mücadelesi, seçimler süreci ve burjuva vaatlere kulak vermekle değil, kendi sınıfsal çıkarlarını, kendi kurtuluşu olan sosyalizm perspektifi ile faşizme karşı direnmekle niteliğine kavuşur. Bu devrimci çizgide süreci örgütleyen Emek ve Özgürlük İttifakı’nın, son dönemlerde birçok il ve ilçelerde, ezilen halklarla buluşması, fabrikalara, atölyelere, hizmet kurumlarına, sendikalara, emek ve meslek örgütlerine, emekçi semtlere, köylülere, faşizme karşı mücadele çağrısını taşıması değerlidir, devrimci mücadelemiz açısından önemli bir toplumsal zemin yaratmaktadır. Mücadele ile bu ittifakın daha da genişletilmesi, faşizme karşı tüm devrimci-antifaşist güçleri harekete geçirmesi, 2023 yılı hedefi olarak ele alınması gerektiğini beklentimiz olarak ifade edelim.

Ezilenlerin faşizme karşı öfkesi, 2023 yılında devrimci mücadelenin militanıdır!

Boyutlu faşist kuşatmalara karşın, 2022 yılı, devrimcilerin, komünistlerin, ezilen Kürt ulusunun, emekçilerin, aydınların… yani devrimci toplumsal dinamiklerin teslim alınamadığı bir yıl olmuştur. Faşizmin ideolojik-siyasal hegemonya uğraşı, baştan aşağı militarize edilmiş araçlarla, vahşice uygulanmasına karşın başarılı olamamış, ezilenlerin büyüyen öfkeleri, stratejik huzursuzluk olarak koyu karanlığın sahiplerini korkutmaya devam etmektedir.

Tüm beyhude çabalara, yörüngesini kaybetmiş burjuva tasfiyecilere inat, proletaryanın bilimiyle toplumlar tarihini ileriye taşıyan, büyük alt üst oluşları yaratmaya aday devrimci-komünist merkezler, ezilenlere umut olmaya devam ediyor. Derin sınıf çelişkilerinin mayaladığı kitlelerin öfkesini, militanca, stratejik çizgi ve taktik ustalıkla, ezilenlerin kurtuluşu olan sosyalizm mücadelesinde birleştirmek, faşizme karşı cepheden duruşun çizgisidir. 



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Makale