Connect with us

Editörün Seçtikleri

Venezuela Baskını Neyin İşaretidir…

Dünya gericiliğinin askeri işgal ve ilhaklarla, ekonomik politikalarla, ideolojik-kültürel hegemonya saldırılarıyla, emperyalist çıkarlara dayalı dizayn operasyonlarıyla, benimsedikleri temel strateji “vahşet, terör ve kuralsızlıktır.” Dayatılan şey ise, dünya halkları ve ezilenlerine, kuralsız esarettir. Bu esaret zincirlerini kırmak ve dünya gericiliğini bu kötülüklerinde boğmak, ezilen ve sömürülenlerin örgütlü uyanışıyla olanaklıdır.

Dünyanın içinden geçtiği siyasi süreci ve bu sürecin koşulladığı gelişmeleri açıklamak emperyalist sistemi anlamaktan geçer. Zira, emperyalizm anlaşılmadan yaşanan ve yaşanacak muhtemel hiçbir gelişme de açıklanamaz. Çünkü emperyalist gericilik ekonomik-siyasi-yönetsel bir bir dünya sistemi, küresel ölçekte tayin edici bir olgudur mevcutta. O kanlı talan-tahakküm ve sömürgeciliğe dayanan tekelci bir barbarlık, katıksız bir haydutluk sistemidir. Bu bağlamda Trump ABD’sinin Venezüella’nın egemenliğini ayaklar altına alarak devlet başkanı Maduro’yu korsan saldırıyla derdest edip ABD’ye götürerek yargılaması tam da bu emperyalist haydutluğun ürünüdür. Maduro/Venezuela şahsında vuku eden ve hiçbir hukuku tanımayan bu eşkıyalık, Trump’un ve emperyalist tiranlığın doğasına aykırı değildir. Emperyalizm bütün bunları üretendir.

Evet yaşanan bir haydutluktur. Emperyalist haydutluğun hukuku da sınırı da yoktur ama buradan hareketle “yeni döneme girildi” demenin manası yoktur. Hangi paylaşım savaşında haydutluk, korsanlık, barbarlık ve hukuksuzluk benimsenip uygulanmadı. Hangi emperyalist işgal-ilhak saldırganlığı aynı derecede korsanlık, haydutluk, hukuksuzluk değil ki? Dolayısıyla, yeni bir barbarlık dönemi başladı demek anlık reflekstir ve eğer bilinçli-bilinçsiz emperyalizmi yumuşatma çabası değilse, emperyalist gerçekliği unutmaktadır. ‘’Yeni dönem başladı’’ sözündeki doğruluk, mevcut baskınla paylaşım savaşına daha yakınlaşıldığı, emperyalistler arasındaki çelişkilerin daha derinleşip su üstüne çıktığı gerçeğidir. Bu kastedilirse doğrudur, öteki söylem düşünülmeden sarf edilendir…

Hemen söyleyelim ki bizler, Maduro’yu demokrat/solcu/sosyalist değerlendirenlerden değiliz, tamamen başka ülkelerin iç işlerine karışma, buralara müdahale etme, ülkelerinin egemenlik haklarını ihlal etme zemininde, emperyalizme ve emperyalist haydutluğa karşı tavır alırız, almaktayız. Her türden emperyalist barbarlık, haydutluk ve saldırganlığa tutarlı biçimde tavır almak, genel siyasi niteliğimiz ve sınıf tavrımızın gereğidir.biz hangi tür diktatör, ülke soyucusu, halk celladı faşist veya narsist diktatör olursa olsun onun hesaba çekilecek yerinin bu suçları işlediği yer; hesaba çekecek olanlarında o ülke halkı olduğu zaman gerçek yargılamanın ve hesaplaşmanın olacağına inananlarız.

Gerçekten bu haydutluk vakasının doğru adlandırması nedir? Evet Maduro korsanca esir alınmıştır fakat aslen Venezuela devleti dizayn edilmek üzere basılmış, teslim alınmak istenmiş veya istenmektedir. Reel olarak durum budur. Bir aktör olarak Maduro’nun devre dışı edilmek suretiyle Venezuela’nın teslim alınarak dizayn saldırısına maruz kalmasının derin arka planı ise, başka ülke/devletleri ‘’arka bahçesi’’ gören emperyalist küstahlığın bu ‘’arka bahçeleri’’ zapt ederek kontrollerine alma, teslim alarak yedekleme ve muhtemel paylaşım savaşı öncesi ‘’yol temizleme’’ ya da ‘’yol üstündeki dikenleri’’ temizleyerek Pazar dalaşına daha güçlü girme ve son hazırlıklarını yapma biçiminde okunabilir. Tabi ki, paylaşım savaşına hazırlanırken, zengin petrol ve doğal gaz rezervlerini gasp etmek de Venezuela’ya yapılan baskının başka bir nedeni olarak anlam taşır…

Özcesi, emperyalist bloklaşmaların eseri olarak Latin Amerika ve Afrika’nın birçok ülkesinde geleneksel ABD emperyalizmi karşıtlığı ve Rusya-Çin emperyalizmine yakınlıkla şekillenen reel statüko, yeni bir paylaşım savaşının eşiğine gelinmişken ABD emperyalizmini tedirgin etmekte, buralara dönük saldırılara girişmesine yol açmaktadır. Bu gibi operasyonların ABD emperyalizmi lehine nüfuz alanlarının büyütülmesi maharetiyle yeni müttefiklerin edinilmesi/çoğaltılması hareketi olarak da mütalaa edilebilir Dolayısıyla yaşanan gelişmelerin arka planı yeni paylaşım savaşına dönük hazırlıklar biçiminde yorumlanabilir. Trump’ın Kolombiya, Meksika, Greyland, İran gibi ülkelere ve hatta Rusya’ya kadar savurduğu tehditler de bütün bunları tanıtlamaktadır. Aynı biçimde yapılan haydutluğa karşı diğer ülkeler tarafından alınan tavır ve yapılan açıklamalar da daha çok Trump’ın haydutluğu reddedilse de bu açıklama ve tavırlar esasta emperyalist bloklara uygun refleksler zemininde biçimlenmektedir. Zira, ilgili ülkeler haydutluğun arka planındaki gerçeği görmekte, buna uygun pozisyon ve tavır almaktadır…

Öte taraftan Trump ABD’si, bu haydut eylemi ve takip eden tehditleriyle dünyanın tek egemeni olduğunu beyan ederek pekiştirmek ya da kabul ettirmek istemektedir. Özellikle Rusya ve Çin bloğuna; “dünyanın tek jandarması benim ya bunu kabul edersiniz ya da büyük savaşa girersiniz” demektedir adeta. Siyonist İsrail devletinin Filistin kıyımıyla eşgüdümlü geliştirdiği Filistin ve Suriye işgal/ilhak saldırganlığı ve teknolojik savaş kapasitesiyle bölgede yürüttüğü tiranlık ve kurduğu korku imparatorluğunun arkasında güç de bu aynı ABD emperyalizmidir. Stratejisini önce bölgesel jandarma karakoluna test ettiren ABD emperyalizmi, doğrudan icra ettiği bu saldırganlıkla yeni paylaşım savaşını teşvik eder gibidir. Rusya-Çin emperyalistlerinin geliştirecekleri fiili tutumun derecesi ise gelişmenin yönünü daha açık okunur kılacaktır

Yaşanan süreç ve gelişmeler elbette tüm dünyayı, dünya halklarını yakından ilgilendirmektedir. Nitekim korsanlık vakası dünya ölçeğinde yankı bulmaktadır. Bunlardan biri de pek tabi ki Türkiye-Kuzey Kürdistan’dır.

Bahçeli iktidar ortağına rağmen ve ona oranla bu korsanlığa “en sert tepki” gösterenlerden biridir. Ö. Özel de geri kalmamaktadır sertlikte. Erdoğan, ABD emperyalizminin eline verdiği iplerinden dolayı daha esnek ve oportünist tutum sergilemektedir. İrili ufaklı, “sol”dan, sağdan bir dizi siyasi parti ve şahsiyet de gelişmeye tepki vererek siyaset yapmakta, bir dizi gazeteci vb. vs. TV ekranlarında hukuka-hukuksuzluğa dair söz dolandırıp durmaktadır…

Trump’un hukuk tanımazlığını eleştiriyorsunuz; bu doğru ve iyidir. Fakat Erdoğan veya AKP/MHP koalisyon iktidarının hukuk tanımadığında aynı eleştiriyi yapmanız gerekmez mi? AKP/MHP iktidarı sınır ötesi işgal ve saldırganlıklarda bulundu, bulunuyor. Türk askeri hala Suriye topraklarında ve HTŞ üzerinden ortaya konulan yeni askeri saldırılarla Rojava, özel olarak Kürtler kıskaca alınmak istenmektedir. HTŞ ve aynı zihniyetin ürünü olarak bölgede konuşlandırılan cihatçı çetelerin Halep’te Kürt yerleşkelerine karşı başlattığı saldırı, esasta Rojava’daki Kürt Ulusu’nun demokratik kazanımlarına yönelik askeri bir saldırıdır. Bu saldırı HTŞ ile sınırlandırılamaz. ABD başta olmak üzere, İsrail ve “TC”nin kendi çıkarlarına göre bölgeyi dizayn etme çabasının ürünüdür. ABD büyük işgal-ilhakçı, ‘’TC’’ daha küçük işgalci; ABD oyun kuran, “TC” kurulan bu oyundan kendisine pay çıkarmaya çalışan bir güç. Aralarındaki fark bu. Yine, Erdoğan-AKP/MHP iktidarı kendi anayasasını, anayasa mahkemesi kararlarını defalarca tanımadı. AHİM, AP kararlarını da tanımadı, hala da tanımıyor. Kavala, Demirtaş vb. örnekler sadece konuştuklarınız. Ama unuttuklarınız binlerce politik tutsaktır! Peki, Trump haydutluk yapıp uluslararası hukuku tanımayınca yanlış, Erdoğan tanımayınca neden yanlış demiyorsunuz? Bu vesileyle bu çelişkiyi de hatırlatmak istedik. Gerçek şu ki ABD emperyalizminin tavrı paylaşım savaşı öncesi veya paylaşım savaşı için hazırlık zemininde gelişmektedir. Ancak, Erdoğan ile Trump’ın izlediği yol benzerlikten öteye, aynıdır. Ve özellikle somuttaki hukuk tanımama meselesinde Erdoğan, Trump’dan daha yaşlı-eskidir. Şayet biri öğrenci, diğeri öğretmen olursa (ABD emperyalizmi ve emperyalizmi saymazsak ve salt liderler şahsında kıyas yaparsak), Erdoğan eski olarak öğretmen, Trump ise öğrencidir.

Özetle; Dünya gericiliğinin askeri işgal ve ilhaklarla, ekonomik politikalarla, ideolojik-kültürel hegemonya saldırılarıyla, emperyalist çıkarlara dayalı dizayn operasyonlarıyla, benimsedikleri temel strateji “vahşet, terör ve kuralsızlıktır.” Dayatılan şey ise, dünya halkları ve ezilenlerine, kuralsız esarettir. Bu esaret zincirlerini kırmak ve dünya gericiliğini bu kötülüklerinde boğmak, ezilen ve sömürülenlerin örgütlü uyanışıyla olanaklıdır. Dünyanın pek çok ülkesinde itiraz eden halkları bunun dinamiklerini mayalıyor. Her bir coğrafyada daha güçlü karşı koyuşlar için, daha ileri mevziler yaratmak için ayağa kalkma zamanıdır…

Kaynak/Halkın Günlüğü



More in Editörün Seçtikleri