
Rusya’nın Ortadoğu’da güç yitimine uğrayıp takatsiz düştüğü, Ukrayna batağından da çıkamadığı bir durumda Amerika, Türkiye ile kafa kafaya verdi, çok önceleri birlikte kurup silahlandırdıkları, bir ara da çelişme yaşayıp çatıştıkları IŞİD’i, yeniden evcilleştirdi, harekete geçirerek, güçlükle ayakta duran ESAT’ı yıktı.
Amerika, iktidara oturttuğu IŞİD’e kravat taktırıp onu tüm dünyanın onayına sundu. Bir anda IŞİD ile el sıkışan bir “uygar” dünyaya tanık olduk. Amerika, IŞİD’in uysal uşak politikasından dolayı, Kürtleri IŞİD’e biat etmeye, onunla kayıtsız şartsız birleşmeye zorladı. Bu iş olmayınca da yine IŞİD’i kullanarak, Kürtler üzerindeki politik baskıyı askeri baskıya dönüştürdü.
Bütüne hakim olan, parçayı bütünün selameti için feda eder. Amerika’nın dün ve bugün yaptığı, yarın da yapacağı budur. Esat iktidardayken, Arap nüfusun çoğunlukta olduğu petrol sahalarına hakim olmak için Kürtlerden yararlandı. Şimdi aynı sahaları, yeni işbirlikçilerine, merkezi iktidarın sahibi IŞİD’e teslim ediyor. Amerika, Suriye’de, İsrail’i değil, Türkiye’yi dikkate alan bir politika izliyor.
Kürtlerin zor durumda olduklarını sanmıyorum. Ortadoğu’daki zorluklar, çıkmazlar Kürtlerin işine yarıyor genellikle. Bugünkü kriz, dört parçadaki Kürtleri kitlesel bir hareketlilik içine sokuyor, Kürtleri bölen hakim ulus sınırları, yükselen, birleşik bir milli bilinçle zorlanıyor, güç kaybediyor.
Kuzeyli Kürtler, “biz hiçbir şey istemiyoruz, ama masayı kurun konuşalım,” demeyi sürdürüyorlar. Muhatap durumunda olan devlet ise “siz hiçbir şey istemiyorsunuz masayı niye kuralım ki” diyemiyor. 35 tüfeğin yakılışının sembolik bir gösteri olduğunu, ordunun ve partinin lağvedilmediğini çok iyi bilen devlet, direnişin liderini “bebek katili” olmaktan çıkarıyor, “Kurucu önderlik” ve “muhatap alınması gereken tek merci” olarak ilan ediyor. Sıkışanın halidir bu; geleceği kurtarma endişesidir.
Kim ne derse desin, Kuzeyli Kürtler, çeşitli milliyetlerden halkın sempatisini kazanmaya yol açacak bir diplomasi izliyorlar: “hiçbir şey istemiyoruz ama masayı kurun.” Can alıcı sorun, “…ama masayı kurun,” cümlesinde yatıyor. Türk egemen sınıflarını korkutan da işte bu masa sözcüğüdür. Biz Terekemeler masaya İskam deriz. İskanı çağrıştıran, işin içine ayak basılacak yeri, toprağı, yani yerleştirmeyi, yurtlandırmayı sokan tehlikeli bir sözcüktür.
Kürt, felaketin çocuğudur. Her felaket Kürdü güçlendirir. Hayat, verdiği derslerde, bakışlarını Kürt öğrencilerine dikerek hep bu sözü söyler.









