Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Mezarlıklara Düşen Yıkıcı Devlet Siyasasının Tarihsel Felsefi Çözümlemesi- 3

Faşizmin tarihselci düşün surlarında gedikler açmak için, evrensellikle bütün ampirik alanlarda sağlam, tutarlı bağlar kurmak, pabuçlarına tarihin kenar gezintisinin tozu bulaşmış nitelikli bir güncellik, güncelin soluğunu ensesinde hisseden bir tarihi derinleşme ve nihayet Diyalektik Tarihsel Felsefenin yönettiği bir kuramsal kuşatmaya ihtiyaç vardır…

mezar garzan 2

Devlet praksisi olarak yıkıcı mezarlık siyasetinin, kültürel ve fiziki soykırım planının habercisi olduğunu, yazı dizimizin ilk bölümünde öngörmüştük. Güney Kürdistan’ın işgal edilmeye başlanması, Süleymaniye ve Kobane’nin bombalanması ve ayrıca Kobane sınırındaki işgal sinyalleri veren çete yığınağı, bu büyük planın ikinci aşamasına geçildiğini gösteriyor.

Kuzey Kürdistan’daki mezarlık talanı ile şehir ve kasabalardaki Kürtçe tabelaların silinmesi aynı anda yürütüldü. Sömürge Valiler ve ordu eliyle yürütülen bu pratiğin, merkezi bir devlet kararı olduğu açıkça anlaşılıyor. Turan stratejisinin Misak-ı Milli aşaması hedeflenmektedir. Son yıllarda ki alan hakimiyeti, ekonomik zorluklar ve demokratik halk kadrolarının hapishanelere tıkılması nedeniyle oluşan boşluk, toplumda kültürel dejenerasyon, yaygın ajanlaşma ve sinmeye yol açmasının sonuçları da bu saldırı konseptinin hesapları arasındadır. Doğal yollardan olmayan, kırdan metropollere zorunlu demografik hareketlerin yol açtığı, Sosyal dönüşüm ve realizasyona dair problemlerle, Kürt devrimci halk tabakaları nötrize edilmek istenmişti. Son siyasanın kararlı praksis kazanımı, devletin, 1934’ lerde ki resmi faşist doktrinini yeniden maskesiz güncellediğini gösteriyor… Bu durum ironik bir şekil de Kaypakkaya’nın devlet, resmi ideoloji ve tarih tezlerinin güncellenmesine de yol açıyor. Geleneksel devlet faşizmi, Kaypakkaya düşüncesini durmadan olumlayan bir ampirik katalizör gibi çalışıyor… Karanlık arttıkça, karşıtı olan aydınlığın bir huzme taneciği gibi engellenemez doğumu, diyalektik felsefenin zorunlu yasalarına uygunluk arz eder…

Türkiye’de bir devlet biçimi olarak faşizm, tarihselcilik özelliği gösteriyor. Ama, milliyetçi Türk tarih ideologlarının tezlerini yöneten “Doğalcı” tarih anlayışı, tarihin maddi yasalarının evrimiyle uygunluk arz etmemektedir. Milliyetçiliği tarihin başlangıcından beri başlatmak ve Kapitalizm ile Komünizme karşı olduğunu iddia eden demagojik absürtlük, faşist emellerin gizlendiği, yıkıcı amaca dair, toplumsal alan dışında mistik bir yer bulma uğraşından başka bir şey değildir. Halkların yurtlarını, Oğuz efsanesinde olduğu gibi gidip koparıp heybesine katmayı, tanrı tarafından bahşedilmiş bir kutsal hak gibi gördüğü, ihtişamlı bir kızıl elma sembolü üzerinden nesnelleştiren Pan-Türkizmin daha çok ilkçi, kan bağı ve iç güdülere dayanan biyolojik ve doğalcı bir açıklama tarzı vardır… “Orhun abideleri” ve Kaşgarlı Mahmud’un “Divan-ı Lûgat-ı Türk” eserine dayandırılan, milletlerin başlangıçtan beri var olduğu, bu nedenle doğal olarak Sümer ve Hititlerin devamcısı olduğuna dair savlar, Burjuva Modernizmin tarihsel özelliklerinden ayrılır… Özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla beraber, Kâbil ve Hâbil kardeşler ilk cinayetine konu olan kutsal kitap efsanelerinin bildirdiği düşmanlık ve ırkçılığın uzun hikayesinin, Kapitalizmin şafağıyla bir tarihsel eşiği aşıp, sermayenin en sağ diktatörlüğünün, faşist doktrinine koşullandığı görülüyor. Bu anlamda Türk Faşist doktrininin eylem çizgisini, “Asya despotizmi” ile açıklamaya çalışmak yetersiz kalır.

Günümüzdeki hakim iktidarın, Grup Yorum üyeleri gibi sanatçılara karşı gösterdiği barbarlık, “dehşet” ile eş anlamlı tutulan Moğol istilacısı, Putperest Baycu Noyan,ın, Kayseri fethi sonrasında Nasreddin Hoca ve Tasavvuf âlimi Mevlâna Celâlettin Rumî ile kurduğu nazik saygın ilişkiyi açıklamakta tezatlık oluşturuyor. Daha sonraları Timur’un Şeyh Bedreddin ile münasebetleri, buna dahil edile bilinir. Günümüzde ki Türk hakim siyasal güçlerin bilim ve sanat dünyasına karşı karanlık tutumunu göz önüne alırsak, İlhanlı hükümdarı Hülagü Han dönemi, Nasiruddin et – Tûsî’nin kurduğu rasathanenin, dönemin bilim adamlarının toplandığı bir akademiye dönüşmesi ve dört yüz bin cilt eserden oluşan kütüphanesi ile, yine gazeteci, yazar, sanatçı ve akademisyenlerin hapislere doldurduğu günümüz gerçekliğiyle tezatlıklar oluşturmaktadır. Bağdat kütüphanesinin yakılması gibi, savaş zamanında kültürel birikimlere karşı saldırgan özellikler gösteren Asya despotizmi, barış zamanlarında farklı praksis özellikleri gösteriyordu. Ayrıca, ırkçılık hadisesini sınıfsal karakterinden arındırıp, etnik ve dinsel orijin ile açıklamaya çalışmak, devrimci diyalektik felsefecilerin işi değildir. Bu bahsettiğimiz fenomenlerle özdeşleşmiş bir tarih felsefesi yorumu, Burjuva tarih yazım ve yorumculuğunun ötesine geçememek olur…

Kitab-ı Mukaddes de İsrail oğullarının, tanrı tarafından seçilmiş bir ırk olduğu yönünde ki Teolojik kayıtlara rağmen, Yahudilerin tarihte, Hristiyan kökenli egemenlerin katliam ve soykırımlarına uğramış olmasını nasıl açıklayabiliriz?. Mühtedi kabul etmeyen ve ihtidâ’ya izin vermeyen Yahudi tutuculuğu ve Yahudi olmayan herkesten nefret eden ifadelerle dolu “Tevrat’a, onların mallarının miras hakkını bağışlayan bir tanrı modeline rağmen, tarih boyunca ordan oraya sürülen bir Yahudi halk gerçeğini hangi yasalarla açıklayacağız? Daha Milattan sonra 900’ler de, Türk, Berberi ve İranlı Müslümanlara karşı Arap üstünlüğünü savunan “Mevâli” hareketine karşın, Arap olmayanların Araplardan üstün olduğunu savunan ve Arapların, dünyanın en aşağılık halkı olduğunu savunan “Şuûbiyye Fırkası”nın çıkması, tezlerimize konu olan sınıfsalcılığı iyi bir şekilde doğrulamaktadır. Dinsel ve etnik orijinlerin yer değiştirmesinin ve tutarlı özellikler sergileyememesinin nedeni, altta yatan mülkiyet olgusunun etrafında ki sınıf hareketleridir. Sonuç olarak, Faşizmin tarihselci düşün surlarında gedikler açmak için, evrensellikle bütün ampirik alanlarda sağlam, tutarlı bağlar kurmak, pabuçlarına tarihin kenar gezintisinin tozu bulaşmış nitelikli bir güncellik, güncelin soluğunu ensesinde hisseden bir tarihi derinleşme ve nihayet Diyalektik Tarihsel Felsefenin yönettiği bir kuramsal kuşatmaya ihtiyaç vardır…



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Makale