
İnsan yığınlarının önemsenecek bir kesiminin, gittikçe hiç düşünemeyecek kadar şeyleşen, nesneleşen gerçekliği bir tarafa, klasik düşünen verili dünya insanının nesnellikle ilişkisindeki sorunsallığının altında, âdeta fanus bir dünya da oluşmuş bilinç edinimi yatıyor. Bilginin arttıkça, bilgisizliğin büyüdüğü bir dünya da birey ve topluluklar, bilgi parçacıklarının sınıfsal sonuçlarını denetleyebilecek bir idrakten hızla uzaklaştığı yaşam döngüsünün içindedir. Eski dünyada genellikle insan bilgiye düşmandı. Şimdilerde ise bilginin âdeta insana düşman olduğu yeni bir çağ kapıdadır.
Bilginin sınıfsallığı, bize, ona hangi sınıfın dürtü ve çıkarı ile ulaşma ve yine nasıl bir dünyanın tasarımına koşullama meselesinde diyalektik materyalist yöntemi zorunlu kılar. Proleter aydınlanmacılığın metodolojisi, kendimizi iyi hissedecek avuntulardan, sağduyulardan ve çıkarımsamalardan kopuşu göze alan bir yolculuğu gerekli kılar. Maddelerin hareket yasalarının kahredici zorunluluğuna hürmet etmeyen ve bunların dayattığı değişim ihtiyacını göze alamayan aydınlar, devrimci bir metodolojiden de mahrum kalırlar.
Metrenin milyarda bir ölçeğinde gelişen fiziksel süreçlerin sonuçları, nasıl bizlerin bugüne kadar ki maddelerin ve dolayısıyla evrenin işleyişine dair edinimlerimizi şaşkına uğratıyorsa, aynı şekilde alternatif devrimci aydınlanmacıların toplumsal alana ilişkin eleştirel düşünce ve önermeleri de, bu fanus evrende oluşmuş bilinç, tasarım, çıkarımsama, sağduyu ve avuntular ile ters düşebilir. Maddelerin Kuantum ölçeğindeki hareket yasaları, toplumsal yaşama ilişkin olgu ve ilkeleri, statik bir dünyanın esiri olmaktan kurtarır. Gama fotonunu madde olarak algılamayan bir sağduyu, iki karşıt parçacık olan Elektron ve Pozitron çiftinin, yük ve kütle gibi maddesel niteliklerini tamamen kaybettiği ışığın Kuanta sürecini, maddenin yok oluş süreci olarak algılayacaktır.
Bir yeni düşünceyi bilimsel anlamda değerli kılan, o düşüncenin geleneksel sağduyuyu incitip hayal kırıklıklarına yol açma pahasına, maddelerin hareket yasalarıyla kurduğu diyalektik bağdır. Yeni düşüncelerde, tıpkı maddeler gibi boşlukta oluşmazlar. Aynı şekilde bir Gama fotonu, kurşun çekirdeği gibi ağır atomların bulunduğu bir ortamdan geçerken bir Elektron ve Pozitron çifti üretebilirler. Bu maddesel ilişkiyi diyalektik kapsayıcılık ile gözetmeyen bir felsefe, parçacıkların yoktan var olduğu gibi idealist bir tutuculuğa saplanmaktan kurtulamayacaktır. Proleter devrimci aydınlanmacılar, özgürlük tasavvurunu, eski ve verili dünyanın göz yaşı ve avuntularına yaslanarak değil, bizzat bu patlayan, sıçrayan ve değişen gerçek maddi dünyanın diyalektik çalışan ilişkisiyle kurmaya çalışırlar.
Mülkiyetin yaşam koyucu ve değer yaratıcı gizli yasaları ile cebelleşen bir aydınlanmacılık devrimcidir. Doğada yarar sağlayan, ama çok bol olduğu için hiçbir “değere” sahip olmayan maddeler ile altın ve elmas gibi piyasa metalarının maddi ve kültürel değer yapısallığını çözümleyemeyen bir entelektüalizm, kadın erkek ilişkileri ve cinsel eşitsizliğe dair radikal özgürlükçü fikirlere düşünsel bir katkı yapacağı söylenemez. Cinselliğin, insanın doğası ile ters yüz edilip, ondan ayrı bir parça olarak, kutsanmış dumanla tütsülenen bir dünyada, ayrı bir nesne olarak yerini aldığı anlayışın kökleri ile, Antik Yunan ve Romadaki köle hukuku arasında içsel kavramsal bağlar vardır.
Kölelik de tıpkı günümüzde cinsellik gibi, kaynağını tanrıdan alan doğal düzenin bir parçası olarak görülüyordu. İnsan ile hayvanın arasındaki bir yerlerde olan, dönemin toplumunun yüzde otuzunu oluşturan köleler, köle sahibi efendilerin bu yaşam koyucu doğal olmayan yönetsel ilkeleriyle içsel bağlaşıklar kuruyorlardı. Amerikan iç savaşından sonra, köleliğin kaldırıldığına dair evrensel beyannamenin yayınlanmış olmasına rağmen, bazı kölelerin kendi tapu senetlerini, efendilerine sadakatin ölçüsü olarak yırtmaya yanaşmamalarının altında bu sebepler yatar.
Mülk dünyasının tahakkümü ile çelişmeye düşen ve onun saltanatını tehdit eden düşünsel ışık huzmesinin, tarihte hep aristokrasi ve mali oligargların nefret, iftira ve şiddetine maruz kalması tesadüf değildir. Spartaküsü çarmıha gerdiren gerçeklik, insanın bir hayvansal üretim aracı olarak, efendilerin tasavvurunda olan mülk hakkına karşı koyuştan ileri geliyordu. Bu hak kapitalizm ile, işçinin emek gücünün, piyasada belirlenen bir mal haline gelmesi ile, bütün yaşamsal alanları kapsayan bir modern köleliğe evirildi. Böylece eski pespaye ahlakın yerini, yeni ahlaksızlıklar aldı. Bu çelişkili maddi varoluş yasasından yalıtık bir ahlak yasası gösterilemeyeceği gibi, Ahlak, kültür ve hukuk üretiminin ana görevi, bu maddi varoluşu, mülkiyetin ve getirdiği bütün ilişkilerin lehine beslemektir.
“Yarın yanağından gayri…” diyen Şeyh Bedreddin’i ipe, Bruno’yu ise tahta ateşine götüren sebepler, aristokrasinin mülk telâşıdır. Proleter entelektüalizmin diyalektik kapsayıcılık ileri öngörüsü, dünyayı değiştirme eylemi ile kurduğu içkin bağlardan ileri gelmektedir. Komünist düşünürler, klasik siyaset ve örgüt paradigmasının belirlediği sınırlar içerisinde kavramlaştırılmasına dair zorluklar, sadece özel mülkiyet, aile ve devletin cenderesinden kurtulma ihtiyacının ötesinde yeni kurtulma alanlarına işaret eder. Yine bizzat mülkçü uygarlığın bir tezahürü olarak başvurduğumuz zorunlu tarihsel araçlardan olan örgüt, bürokrasi, eşitsizlikler ve hiyerarşi bağlamında, sınıflı toplumun bir aracıdır.
Devrimci aydının oluşturduğu hareket, bu araçların belirlediği sınırlar içerisindeki düşüncenin sınırlarını arşınlama yeteneği gösterebilir. Bu nedenle alternatif devrimci aydınlar örgüt refleksiyle değil, doğa, insan ve uzak kuzenlerimiz olan hayvana dair bütün yaşam kalım fiziki ve biyo doğa makinelerinin, en estetik bir ruh ile, yeryüzü cennetinde yeniden bir araya gelip, mülkçü uygarlığın on bin yıllık icatlarına ihtiyaç duymadan kuracakları büyük birliğin ve devasa aşkın bilinciyle anlaşılıp değerlendirilebilir. Ruhları, mekaniğin metal soğuğu dramatik çarklarına dönüştüren büyük yabancılaşmanın içinde gerçekleştiği, esasta insan düşünce ve eyleminin bir bumerang gibi kendi türdeş varoluşuna döndüğü bu alıklaşmış dünyaya meydan okuyan düşünürlere selam olsun!







