Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Kazakistan Halk Ayaklanmasının İlk Elden Analitiği

Dünyanın hayat zorlukları ve yabancılaşmış bilinç gibi nedenlerle bir halklar hapishanesi olduğu gerçekliği bir tarafa, mülksüzler cenahının üretim ilişkilerinden ötelenerek yeni inşa edilecek bir Çin seddinin öbür tarafına hapsedilmesi bile gündemdedir. Eğer insanlık kapitalizmden kurtulmanın bir yolunu bulmazsa, bilim kurgu filmlerinde ki küresel korku İklimi yeryüzüne inecektir. Kapitalist yeniden üretiminin niteliği, dünyayı tek bir ulusa evriltemiyecektir. Tek tek ülkelerde meydana gelen devrimci kopuşa dair hamlelerin bir nedeni de bu sosyo ekonomik evrensel formasyondur. Devrimlerin bir puzle etkisi yaptığı bölgesel formasyonları karşısında, emperyalist kapitalist dünya sisteminin bağrında gedikler açılması bilimsel siyaset teorisi açısından mümkündür.

Kazakistan halk ayaklanması, Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmi ampirik olarak olumladı. Bu gelişmenin ilk elden tümden gelen önemli analitik mesajlar taşıdığını da görüyoruz. Toplumsal pratik bilgi teorisinin şahıdır. Kazakistan’daki halk hareketlerinin ortaya çıkardığı sentezlere dayalı gerçekler, tıpkı Fransa’daki ki “Sarı yelekliler” hareketi gibi, bilginin Burjuva akademik kürsülere hapsolmuş iş bölümüne dair duvarlarını tuzla buz etti. Akademik kürsülerde evcilleştirilip baş aşağı edilen tarih anlayışı, kitlelerin meşru kalkışması ile tetiklenen devrimci dalga ile alaşağı edildi. Yabancılaşmış bilinçlerde paradokslara yol açan, burjuva kürsüleri deviren ve küresel medya aletlerinin ideolojik manipilasyonlarını krize sürükleyen gerçeklik, tarih yapıcı hammadde olan sınıflar mücadelesi ve bu tarihin en uzun mücadele seyrinde halkın inisiyatif kazanmış olmasından ileri geliyor.

Enerji kaynak ve ulaşım hatları üzerinde ki emperyalist pazar dalaşının ve kişi/ata kültüne bağlı otokratik/oligarşik kastların yönetsel formasyonlarının orta yerinde ortaya çıkan tarihsel dev, tarihin, sınıf mücadelelerine dair hınca hınç kavganın bir eseri olduğuna dair tablosunu açığa çıkarıyor. Uluslararası dev tekel ve tröstlerin tepiştiği arka bahçelerin, yabancılaşmış burjuva idealist tarih bilincini felce uğratan halkın iradi müdahalesi ile güvenli olmadığı anlaşıldı. Bir başka dünyanın mümkün olduğuna dair tarihsel zorunluluk, hayat kavgasının labirentlerinden öbek öbek çıkan karınca katarlarının meşru kuşatması ile ezilen insanlığa göz kırptı. Atom altında ki en küçük zerreye bile sirayet etmiş olan zıtların birliği ve mücadelesi yasası, toplumsal tarihsel yasalar bağlamında kendisini beklenmedik bir anda ve en keskin bir şekilde gösterdi.

Başını Rus egemen sınıflarının çektiği Emperyalist bloğun pazar sahasına başka rakip blokların çomak sokmuş olma olasılıkları bile, ortaya çıkan bilgiye dayalı devrimci sentezin önemine gölge yapmaz. Tarihin akışı içerisinde kitlelerin insiyatif almasının nelere kadir olabileceğini göstermesi açısından öğretici bir süreç yaşanmaktadır. Komünist partinin, devrimci ordunun ve cephenin varlığı tabi ki diyalektik ve tarihsel materyalizmin yasalarının bir tezahürü olarak, insan iradesinin özneye dair özel bir müdahalesi olarak ortaya çıkarlar. Ama Kazakistan’daki halk hareketlerine önderlik yapacak programatik bir tarihsel devrimci öznenin yokluğu, materyalizmin en genel yasalarının deney ve gözlem yolu ile olumlanmasının önünde engel değildir. Parçalanmış, elimine edilmiş ve doğası ile tersleşmiş geleneksel bilinç hallerine etkileri olabileceği gibi, deneyimler yolu ile açığa çıkmış tecrübe ve bilgilerin yeni kuşaklara aktarımında doğal bir rol oynayacaktır. Sınıf hareketlerinin keskinleştiği, kalkışma ve alt üst oluşların yaşandığı toplumsal kaos anları, yeni bilgilerin ortaya çıkmasında rol oynayan bir katalitazör görevi görürler. Asimetrik yarı askeri halk hareketlerinin önünde, modern askeri teknolojinin kurucu olduğu burjuva savaş doktrinlerinin tutunamayacağı bir kez daha anlaşılmıştır.

“Barış gücü” ismi altında ki müdahaleler tabiki tarihin en önemli etkinlik alanı olan ekonomik sebeplerden ötürü gerçekleşiyor. Burada öncelenen konu, bütün tarihsel sosyo politik hareketlere konaklık yapan ekonomik çıkarların denetim altına alınmasıdır. Ama bu dış müdahalenin askeri doktrin ve paradigmalar açısından da okunacak bir yüzü vardır. Şiddete dayalı asimetrik halk hareketinin işlevsiz bıraktığı Kazakistan devletine askeri destek ve bu tarihsel ilerici dinamikleri, orantısız güç denkleminde ezmektir. Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in silahlı güçlerine, ayaklanmacıları uyarmadan ateş etme emri vermiş olması, mülki ilişkiler ve nizamı temsil eden vurucu aygıt olan devletin tehlike altında olduğunu gösteriyor. Belli bir merkezi ve kenar sınırları olmayan kaotik devrimsel parametrelerin yol açtığı sorunları çözebilen bir askeri teknolojinin olamayacağı da böylece anlaşılmış bulunuyor.

Böylece, doksanlı yıllardan sonra hız kazanan sermayenin küreselleşme eğilimlerine yaslanan bazı yeni teorilerinde paradokslara sürüklendiklerini görüyoruz. Evet, pandemi ile birlikte ulusal sınırlarına çekilen dünya sermaye düzeni, küresel özellikler göstermeye devam edecektir. Ama sermaye doğası gereği kendi arasında ki rekabet ve kavgayı da yıkıcı bir tarzda devam ettirecektir. Bu durum, bir terzinin her defasında bol kumaş kullandığı halde bir türlü iki yakası bir araya gelmeyen gömlek üretmesi gibi paradoksal bir çelişkiye yol açmaktadır. Yani sermayenin neo liberal varyantsal eğilimleri, dünyayı sınırlardan kurtarması bir tarafa, Polonya – Belarus sınırında olduğu gibi, göçmen mültecilere dönük binlerce kilometrelik duvarlarla örecektir. Bu gerici duvarların boyu dünyada her geçen yıl binlerce kilometre büyümektedir.

Dünyanın hayat zorlukları ve yabancılaşmış bilinç gibi nedenlerle bir halklar hapishanesi olduğu gerçekliği bir tarafa, mülksüzler cenahının üretim ilişkilerinden ötelenerek yeni inşa edilecek bir Çin Seddi’nin öbür tarafına hapsedilmesi bile gündemdedir. Eğer insanlık kapitalizmden kurtulmanın bir yolunu bulmazsa, bilim kurgu filmlerinde ki küresel korku İklimi yeryüzüne inecektir. Kapitalist yeniden üretiminin niteliği, dünyayı tek bir ulusa evriltemiyecektir. Tek tek ülkelerde meydana gelen devrimci kopuşa dair hamlelerin bir nedeni de bu sosyo ekonomik evrensel formasyondur. Devrimlerin bir puzle etkisi yaptığı bölgesel formasyonları karşısında, emperyalist kapitalist dünya sisteminin bağrında gedikler açılması bilimsel siyaset teorisi açısından mümkündür. Tek ülkede devrimin başarısın da, iç öznenin öncülük rolü, kitlelerin durumu ve uluslararası politik konjonktürün yanında, enternasyonalist desteğin önemli olduğu bu son gelişmelerden de anlaşılıyor. Devrim patlayan ülkede ki üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi bir avantaj sağlarken, bu durum geri ülkelerde devrimin başarı ile yürütülmesinin önüne mutlak bir sınırlama koyamamaktadır.

Kazakistan halk ayaklanmasının ortaya çıkardığı bir gerçeklik de, Marksizm’in devlet anlayışına dair kuramsal bilgilerin analitik bir tarzda olumlanmasıdır. Marks ve Engels de somutlaşan “Devlet kuramı” nın ne kadar etkili çalıştığını görüyoruz. Devletin halk ile özdeş olduğuna dayalı bilinç alıklığını şaşkınlığa uğratan Kazakistan devlet yetkililerinin halkın çoğunluğunu yok etme kararı bir tarafa, daha dün Karabağ üzerinde kan döken Azerbaycan ve Ermenistan’ın, kollektif güvenlik anlaşmasına atfen müdahale güçleri olarak Rusya ile aynı çekiç güç içerisinde yer almaları, Marksizm’in devlet tahlilinin tarihsel olumlayıcı izdüşümleri gibi duruyor. Bunun nedeni, kendi aralarında kanlı rekabet eden egemen sınıfları birleştiren, halkların devrimci bir özne olarak tarih sahnesine çıkmış olmalarıdır. Burjuva milliyetçiliğinin beyaz bayrağı altında hareketlenen halklar, tarihsel yabancılaşma nedeniyle, sermaye kastlarının kendi arasındaki dalaşını yine halkın kendi öz etkinliğinin bir sonucuymuş gibi algılarlar. Bu aldatmaya dayalı yanılsamalı özdeşlik durumu, başta proletarya olmak üzere devrimci sınıfların yükselttiği mücadele bayrağı sayesinde paradokslara sürüklenir ve bozunur ve halk kesimlerinde, sermaye kesimlerinin halka karşı bileşmesine karşılık gelen devasa bir enternasyonalist birliğe dönüşür.

Türkiye devrimci hareketi, halkın birleşip devleti kuşattığı, devletin ise başka güçlü devletler ile birleşip halkı yeniden kuşatmak istediği şeklinde dünyanın verdiği bu yeni mesajı iyi okuması gerekiyor. Dar örgütsel çıkar ve rekabetin, küçük elit ayrıcalıklarına dayalı markacılığın, mezhepçiliğin, bölgesel ve mikro milliyetçiliğin ve ayrıca post modern parçalanmışlığın ürettiği kavramsal değer yıkımının girdabından çıkaracak devrimci ilerlemeci politikalara ihtiyaç vardır. Halklar jeopolitik de müdahaleci ve kurucu bir öğe olmaya doğru ilerliyor. Bu müdahalelerin yol açtığı yeni dengeler, politika biliminin parametrelerinde paradigma değişikliklerine yol açacaktır. Statükoyu elinde tutan kesimlerin yeni saflaşmaları, ezilenler cephesinde yeni bir saflaşmanın ihtiyaç ve niteliğini etkileyecektir. Bazen teori pratiğe yol gösterir, bazen de pratik gelir teoriyi aşar ve onu paradokslara sürükleyerek kendisini yeniden kavramsallaştırma ihtiyacını dayatır.

Maddelerin hareketlerine yaklaşık uygunluk değerlerinden kopan görüşler tarihten usulca ötelenirler. Etkili devrimci siyaset bilgi felsefesi ve teorisinden beslenir. Evrensel çalışan iş görür devrimci bir siyaset oluşturmak ve uygulamak için, öncelikle bilgi ile olan ilişkimizin diyalektik niteliğini gözden geçirmemiz gerekiyor. Bilgi teorisi ile kurulmuş eski pespaye bağı alaşağı etmek ilk atılacak devrimci cesur adım olacaktır. Bizi kendi düşün ve kültür dünyamızın arkaik zamanlarından fırlayan tarihsel hortlaklardan ve onlarla mücadele etmek zorunluluğundan kurtaracak olan devrimci yol budur.

Kazak, Rus, Türk, Azeri ve Ermeni Proletaryasını ve dolayısıyla ezilen halklarını birleştirecek enternasyonal politik kuvvetlerin atomlarını dölleyen tarih anaya karşı kayıtsız kalamayız. Şimdi yelkinip ayağa kalkma, bilgi ve politik pratiğe dair insiyatif alma zamanlarındayız.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale