Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: “Romantik” Sosyalizme Estetik Bir Eleştiri!

İnsanların servet biriktirme ya da temel insani gereksinimlerini karşılamak için girdikleri zorunlu çalışma yasaları doğayı alabildiğince tahrip ediyorsa, bu yaşam standartlarının maddi koşulları özgürleştirilmeden de doğa özgürleştirilemeyecektir.

Son yıllarda, sosyalizmde sadece burjuva devlet aygıtının değil, üretici güçlerinde olduğu gibi lağvedilmesini savunan Avrupa merkezli bir akım, uluslararası işçi sınıfı siyasetini etkisi altına almaya çalışmaktadır. Her türlü bilim, teknik ve sanayi alanındaki gelişmeleri ret eden ya da bunların olabildiğince milimize edilmesi üzerinden bir sosyalizm tasarımlayan bu çizgi kendisini daha çok eko sosyalizm şemsiyesi altında ifade etmektedir.

Üretimde makineleşmeyi sınırlayarak ekolojiyi kurtarmanın olanaklı olduğunu iddia eden bu paradigmaları tarihin nesnel yasaları ışığında anlayıp değerlendirmek gerekmektedir. Tarihin zorunlu nesnel yasalarının sınırları dışında, adeta bir peri masalına indirgenmiş sosyalizmde bunu başaracağı iddiasında olan Avrupa merkezli bir ütopik anlayıştan bahsetmeye çalışıyoruz.

Sosyalist dönemdeki ekonomik büyümeyi geleneksel tarım, yenilenebilir enerji, eğitim, sağlık ve kültürel etkinliklerle sınırlayan anlayışların gelecekte toplumsal emeğin üretkenliğinin artırılarak insanın yaşamak için adeta üretimin kölesi haline gelmesi problemini görmezlikten gelmektedirler. Ve yine sosyalizmde yoğun insan emeği barındıran sanayi türüne geçişin, insan toplumlarının entelektüel gelişimine ipotek koyacağı ön görülmemektedir. Bir merkezi olmayan, küçülerek yerele yayılmış ve esasta kol gücüne dayanan tarım ekonomisi ağırlıklı sistem içerisinde kalarak komünizme geçmeyi yaratacak maddi koşulların oluşumunu ertelemek üzerinden ekolojik bir toplumun yaratılamayacağı bilimsel bir gerçekliktir. Yine emek yoğunluklu ve genelde hizmet sektörüne dayanan küçük sanayinin varlığının ön görüldüğü eko sosyalist anlayışlar, makinelerin etkinliğini daha işlevli hale getirmeden emeğin en azından çileli bazı zorunlu hizmetlerden nasıl kurtulacağının açıklamasını yapamamaktadırlar. Emeği angaryadan kurtarmak yerine çalışma saatlerinin artırıldığı bir toplumsal düzende iş bölümü ve küçük metalaşma sorununun nasıl çözümleneceği bir muamma olarak kalmaktadır.

Bu anlayış, insanın ve doğanın geleceği önünde mevcut üretim ilişkilerini değil, üretim araçlarını engel olarak görmektedirler.

Her şeyden önce eko sosyalistlerin; “doğayla ilişki biçimleri farklılaştıkça toplumsal ilişkiler farklılaşır” şeklindeki savları tarihsel materyalizmin ters yüz edilmesi gibi durmaktadır. Halbuki gerçek olan; toplumsal ilişki biçimlerinin değişmesiyle beraber doğayla olan ilişki biçimleri de değişmektedir. Birbirinin aynısıymış gibi görünen bu iki zıt önermeyi birbirinden ayıran ince bir çizgi; “toplumun doğa ile ilişki biçimini değiştirmesi için birbirleriyle olan ilişki biçimlerini kökünden değiştirmesi gerektiği” gerçekliğiyle tarif edilmiştir.

Tarihte, ilkel komünler, insanın doğa ile ilişkisinin biçimi nedeniyle bozulmadı. Bilakis kendi öz ekonomik yaşam etkinliğindeki sapma, Marks’ın deyimi ile; insanın kendi bedeninin organik olmayan uzantısı olan doğa ile ilişkisinin niteliğini değiştirdi. Eğer insanların servet biriktirme ya da temel insani gereksinimlerini karşılamak için girdikleri zorunlu çalışma yasaları doğayı alabildiğince tahrip ediyorsa, bu yaşam standartlarının maddi koşulları özgürleştirilmeden de doğa özgürleştirilemeyecektir.

 Antropolojik dönemde bir yerlinin hayatta kalabilmek için bir bizonu avlaması ekolojik dengeyi ihlal etmemekteydi. Ne zamanki ticaret yasaları ortaya çıktı ve bizonların derileri ticaretin nesnesi yapıldı, işte o zaman doğayla insanın arasındaki uyum ilişkisi bozulmaya başladı. Verdiğimiz bu örnekten dolayı vejetaryen olanlar pek memnun kalmayabilir ama tarihin nesnel yasaları bireylerin psikolojik ve ahlaki eğilimlerini gözetmemektedir. Tıpkı antropoji tarihinde bugünkü aile hukuku ve yasalarının zerresi olmadan türün devamlılığını sağlayan üreme ilişkisinde hiçbir kuralın bulunmaması gibi. İnsan ihtiyaçlarının bilimsel olarak ilk piramidini oluşturan Maslow’a göre; beslenme, güvenlik ve cinsellik piramidin birinci basamağında yer alan ve giderilmesi zorunlu olan temel insan ihtiyaçlarının başında gelmektedir. Tabi ki biz komünistler insanlığa etobur olmalarını telkin etmeyeceğiz. Ama vejetaryen tercihe saygı duymakla, adeta bu tercihten bir ideoloji yaratıp geriye kalan bütün insanlığa, besin ile milyonlarca yıllık ilişkisinin evrimsel kültürünün bu aşamasında vejetaryen olmayı dayatmanın sorunlu bir bakış açısı olduğunu da yüksek sesle söyleyeceğiz. En azından çok hücreli canlıları öldürmeden bir beslenme kültürünün evrimleşmesini desteklemeye devam etmeliyiz. Ama binlerce yıllık ilkel geleneklerden olan hayvan kanı akıtmanın kutsal sayıldığı ve fakir toplumların et yiyebilmek için cenaze yemeğini beklerken aynı anlama gelmek üzere ölecek birini de beklentisine aldığı toplumların olduğu bir dünya gerçekliğinde meseleyi ekonomik ve kültürel evrimin dışında mutlak bir etik olgusu ile açıklamaya çalışmak, bilimsel açıdan sorunlu bir durumdur.

Mesela bir hayvanın adak olarak adanması ritüeli kapitalizmin bir icadı olmamakla beraber, bilakis kapitalist/emperyalist sistem kitleleri yığınlar halinde binlerce yıllık animistik dönemin sonlarından devralınan kurban geleneğini tüm insanlığın içinde olduğu bir kader haline getirmiştir. Eski Sparta ve İnkalarda yer alan çocuk kurbanların yerini artık doğmuşu ve henüz doğmamışı ile beraber neredeyse bütün çocuk kuşakları yer almıştır.

Ozon tabakasının delinmesi ve iklim ısınması nedeniyle türdeş bir geleceğin yazgısı, eriyen buzulların sınırlarında son bulma rizikosu baş göstermektedir. Bırakalım gıdasızlık, hastalık ve savaşların orta yerinde ölen sayısız çocuğu, Ortadoğu’daki paylaşım savaşlarında son yıllarda kaçmaya çalışırken insan tacirlerinin eline düşerek Akdeniz’de batan ya da kasıtlı batırılan gemiler nedeniyle boğulan çocuk sayısı antik Sparta’da rahipler tarafından uçurumlardan atılarak öldürülen çocukların sayısını çoktan geçmiştir. Bu nedenle etik sorununu sınıfsal zemininden kopararak olguları açıklamaya çalışmak, karşımıza yeni bir etik sorunu çıkarmaktadır. Kaldı ki etik sorunu antropolojik dönemin değil, aksine sınıflı toplum tarihinin bir sorunudur. Bu nedenle zaten kültürel antropojik değerleri etik kavramı ile incelemeye çalışmak mümkün değildir. Aksi tutumlar kent küçük burjuvazisinin bir ideolojik illüzyonu olarak kalmaktadır.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale