
Bir…İki…Üç… Simiii-i-i.…t-t…
Seksenler ve doksanların başında doğanlar bu oyunu hemen tebessümle hatırlayacaklardır.
Zamanının büyük çoğunluğunu sokakta çocuk oyunlarıyla geçiren, yemek zamanlarını bile oyundan kısmamak için salça ekmekle geçiştiren neslin çocukları… İyi hatırlayacaklardır!
Simit oyunu esasen erkek çocuklar (istisnalar hariç) arasında oynanan bir oyundur. Güce ve dayanıklılığa dayalı olmasının yanı sıra bir irade ve akıl oyunudur.
Oyunun kuralları şöyle ki; oyuncu sayısı sınırsız olmakla beraber, ister tüm mahalle isterse bir grup çocuğun birleşmesiyle oynanır. Genellikle simit oynanacağı kararlaştırıldığı zaman, kendine güvenmeyen, rahatsızlığı olan, çeşitli gerekçeleri olan çocuklar ya evlerine dağılır ya da kenardan izleyici olurlar. Geriye mahallenin en yaramaz, haylaz, afacan, fırlama, gözü kara, zeki ama ders çalışmayan vb. vs. çocukları kalır. Esasen oyunu organize eden, örgütleyen de bu çocuklardır zaten.
Devam edelim; oyunda bir ebe (doğum yapımından sorumlu emekçi birey değildir kastedilen) çeşitli yöntemlerle belirlenirken, gönüllülük temelli de ebe olunabilinir. Geri kalan oyuncular ise ebelenecek olanlardır. Ebenin güvenli alan olarak belirlenen bir bölgesi vardır. İster çizilmiş bir daire ister bir evin kapısı ister bir ağaç ve/veya bir elektrik direği vs. vb. olabilir.
Ebe, güvenli bölgesinden bir…iki…üç… adım atarken (ister kısa ister uzun adım, isterse üç adım koşarak) derin bir nefes çekerek, nefesi tükenene kadar tek ayak üzerinde ‘Simit’ diye bağırarak diğer oyunculardan birini ebelemeye çalışmalıdır.
Zurnanın zırt dediği yerde tam da burasıdır. Nefesi tükenmeden birini ebelerse, artık gerisini ebelenen düşünsün, (düşünme fırsatı olmadığını oynayanlar bilir) yok eğer nefesi tükenip de kimseyi ebeleyemezse, tabana kuvvet, (Kibar Feyzo filminin, Maho Ağa’sı misali topuklar neticeye değer kaçarken) en az hasarla güvenli noktaya kaçmak zorundadır. İsterse kaçmasın. Bu kaçış hiç ama hiç kolay değildir. Ebe için de ebelenen için de…
Ebe birkaç deneme yapar, güvenli alandan uzaklaşmaz, en zayıf olana yönelir vs. vb. Diğer oyuncular da ebeyi çeşitli yollarla güvenli alandan uzaklaştırmaya, acele ettirmeye, hata yapmaya zorlarken, güvenli alanla ebe arasında etten duvar örüp ebe veya ebelenecek olanı beklerler.
Her iki olasılığın nihai sonu ise; sınırsız tekme, tokat, yumruk vb.dir. (Arada işin cılkını çıkaranlar elbet olur.) Ebe ve/veya ebelenen çocuk güvenli alana kaçana dek bu dayak faslı sürer…sürer… Tabi oyuncuların insafına, yakınlık derecelerine, statüsüne, arkadaşlık-dostluk boyutuna göre durum değişkenlikler gösterebilir. İdeolojik-politik karşılığı; ahbap-çavuş, kafa-kol vb. vs. içindeysen birkaç sıyrıkla durumdan kurtulabilirsin. Bu tür gruplaşmaları olmayanların vay haline ki, vay!…
Bu oyunun oynanması esasen aileler, büyükler, ileri gelenler, öğretmenler vs. vb. tarafından yasaklılar listesinin en başında gelir. Gizli oynanır. İllegalite gerektirir. Gizli örgütlenir. Başka bir oyun süsü verilerek kamufle edilir. Misal, ebe olan çocuk çok bağırmaz. Dayağın dozu ortama göre ayarlanır. Alan-ortam müsaitse kural yok, her şey serbest. Bizler, yani mahallenin, sokağın, okulun en haylaz, en yaramaz, en fırlama vb. gibi bütün enleri bileşkesinde barındıran, kural tanımayan çocuklar olarak oyunun hakkını fazlasıyla verirdik.
Nice kaşlar, dudaklar, kafalar, göz ve burunlar çocuk çılgınlığımız ve merakımızın ceremesini çekmiştir. Anlayacağınız bir simit davasına çok bedel ödedik, çoook!
Bugünler de yeni bir oyun haklı olarak gündemi meşgul etmekte. Oyunun adı, ‘Tam Simit’!.
Oyun fazlasıyla ilginç, büyük yetenek, irade, akıl ve zekaya dayalı… Tam Simit ise, oyunu hakkıyla kazananın büyük ödülü. Evet, tam tamına koca bir ‘Tam Simit’. Ödülün maddi külfeti ise; 3.5-4 TL. Kimi rivayete göre ise, 5 TL. İnanılacak gibi değil fakat gerçek.
Oyunun kuralları şöyle; asgari ücretle çalışan bir işçinin (işsizlerin oynaması gibi bir durum söz konusu değil) kirasını, bilumum faturasını yine bilumum vergi “borçlarını”, mutfak giderlerini, giyecek, yakacak, içecek ,(su, ekstrası zaten boyunu aşar) varsa çocukların giderlerini, ulaşım, iletişim giderlerini, temizlik malzemesi,(arap sabunu, deterjan ötesi zaten imkansız.) konu komşu, eş-dost, esnafa olan borçlar, hukuksuz ve keyfi uygulamalarla devlete olan borçlar, geçilmeyen köprüler için ödenen yüklü paralar, yine günlük ekmek tüketiminin aylık gidere çarpımı, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, işten atılma, maaş alamama vb. vs. gibi daha bir çok örnekle çoğaltılacak durumlarla mücadele etmektir.
Oyunun kuralı basit, kural yok!
Oyunun amacı; bunca sonsuz maddelik giderden sonra eğer başarabilirse ayın sonunda 3.5-4 TL arttırıp bir ‘Tam Simit’ almaktır.
Evet, oyun bir hayli zor ve çetrefilli. Oyunun sonunu gören ise yok! Bu nedenledir ki, oyunda birtakım esneklikler yapılarak ‘Tam Simit’, ‘Yarım Simit’e indirilmiş-bölünmüş olsa da yine de sonunu görebilen yok. Kapital Geyms, oyunun sonunu görebilen bir insan evladı olsun diyerek; büyük bir özveri ve hassasiyetle ‘Çeyrek Simit’ uygulamasına geçmiştir.
Yine sonunu görebilen yani 0.75 kuruş arttırarak ‘Çeyrek Simit’ almaya hak kazanan insan evladı olmamıştır!
Ne acıdır ki, bırakalım asgari ücretten 0.75 kuruş arttırıp çeyrek simit almayı, her an, her dakika kurun yükselmesi ve TL’nin dolar ve euro karşısında ki tarihin en değersiz dönemini yaşaması, halkı gırtlağına kadar hatta boyunu kat be kat aşan borçların altına koymuş durumdadır.
Zaten kır kanaat geçine(meye)n milyonlarca insan, ekonomik bunalımla iyice borç batağına gömülmektedir. Söz konusu durum sadece işsizler ve asgari ücretlileri değil, bir bütün toplumun hemen tüm kesimini hatırı sayılır biçimde etkilemiş-etkilemektedir.
AKP-MHP faşist iktidarı demagojilerle, yalanlarla yandaş medyasının desteğini de arkasına alarak; halkın bilincini, saf duygularını bulandırmaya, manipüle edip istismar etme çabasındadır.
“Ekonomi iyileşti”, “ekonomik kurtuluş savaşı”, “ekonominin kitabını yazdım” vb. vs. gibi komik, ucuz yalanlarla çırpınışlarını sürdürmektedir. Fakat nereye kadar!
Evet, “ekonomi iyileşti” söylemi bir bakıma doğrudur(!) İyileşen ekonomi halkın ekonomisi değil, AKP-MHP faşist iktidarı ve yandaşları, dalkavuklarının ekonomisidir.
Ekonominin kitabını yazdığını ifade eden faşist Erdoğan, kendini inandırdığı yalanlara halkın da inanmasını bekliyor. Yazdıkları kitabın ne türden bir kitap olduğunu içinde neleri barındırdığını herkes iyi bilmektedir. Yazdıkları kitap katliamın, kırımın, talanın, yolsuzluk ve hırsızlığın, çetecilik ve mafyacılığın, sömürünün kitabıdır.
Bağımsız araştırmacıların açıklamalarına göre; enflasyon %50’lere yükselmiş durumda. Hal böyleyken halk daha fazla yoksullaşmakta, alım gücü de yok seviyelerindedir.
Dört kişilik bir ailenin sadece ve sadece beslenmek için aylık 2 bin 988 TL’ye ihtiyacı olduğu araştırmalarla kanıtlanmış. Bu tutar sadece temel ihtiyaçların karşılanması için gerekli olan tutardır. Diğer harcamalar yani yukarıda ironik olarak bahsedilen birçok maddelik gider bu tutara dahil değildir.
Halkın ekonomisi iyileşti diyebilmek için nüfusun ezici çoğunluğunun ekonomik durumunun düzelmesi gerekir. Bir avuç yandaşın, kompradorun ekonomik olarak zenginleşmesi, ekonominin düzeldiği anlamına gelmez.
Hafızalarımızı tazelemek için Sınıf Teorisi, 2004’te ki 6. sayısında, ‘ekonominin iyileşmesiyle ilgili belli başlı kriterleri şöyle sıralıyor:
“Üretim alanlarının artması, işsizlik oranının düşmesi, makine sanayinin gelişme içinde olması, kişi başına düşen milli gelirin yükselmesi ve dolayısıyla halkın alım gücünün artarak yoksulluğun giderek azalması, emperyalistlere borçlanma siyasetinin sona ermesi ve ekonomik bağımlılığın ortadan kaldırılması.”
Mevcut durumu değerlendirdiğimiz de üretim alanları arttı mı? Hayır! İşsizlik oranı düştü mü? Hayır! Makine sanayisi gelişti mi? Hayır! Kişi başına düşen milli gelir yükseldi mi? Hayır! Emperyalistlere olan borçlar bitip, ekonomik bağımlılık ortadan kaldırıldı mı? Ona da hayır! Yüz, bin, milyon kere hayır!
AKP-MHP faşist iktidarı ebelendi. Halkın tokadını yemekten kurtulamayacak. Ne güvenli bir alanı ne de sığınacak bir limanı kalmıştır.
Gerçek şu ki, ne bu çocukluğumuzun masumane bir oyunu ne de AKP-MHP faşizmi karşısında dimdik duranlar birer çocuk. Çocukluğumuzdan bize kalan ve değişmeyen ise, oyunun hakkını son kertesine kadar verecek olmamızdır.
Halkların bilinçli dinamik rolüyle, devrimcilerin öncülük misyonuyla örgütlenerek faşizm yenilecektir.
Yani AKP-MHP faşist iktidarının oyunu bitti!.
Ustanın dediği gibi; “Ya Hero, Ya Mero”…









