Connect with us

Editörün Seçtikleri

Bir Kez Daha Kadro Sorunu Üzerine…

Mevcut kadro nitelik ve nicelik açısında ne kadar yetersiz olursa olsun, ileri devrimci sonuçlar yaratma kabiliyetine sahiptir. Yeter ki harekete geçilsin, eşik atlanıp adım atılsın; o zaman herkes görür, buz da kırılır, durum da değişir…

Mücadelede köklü ve esasa ilişkin bir dizi sorunun yaşandığı tartışma götürmez çıplak bir gerçek. Daha az ciddi ve tamamen ciddi nitelikteki sorunlar yumağı, başta devrimci parti/örgütler olmak üzere, tüm mücadele dinamiklerini adeta teslim almıştır. Birbirini koşullayarak büyüyüp uzayan sorunlar zinciri kompleks bir durum arz ederek mücadele güçlerini göreve çağırmakta, çıkış yolunun açılması için bütüncül bir yaklaşımı gereksinim haline getirmektedir. Ancak bütüncül yaklaşım bugünden yarına tüm sorunu ortadan kaldıramaz. Dahası analitik yaklaşım ve metodoloji bilimine uygun olarak sorunların önem sırasına göre tasnif edilerek öncelik-sonralık, esas-tali, stratejik-taktik vasıflarına göre tek-tek çözülmesi gerekmektedir ki, bu, diyalektik yöntemdir. Sorun ya da çelişkiler farklı nitelikler taşırlar. Bu bağlamda sorun ya da çelişkileri oynadıkları rol ve önemlerine göre ayrıştırmak doğru yöntemdir. Tayin edici özelliğe sahip sorunları öne alarak bunların çözümlerine odaklanmak isabetlidir. Baş çelişki ve merkezi görev saptamaları tam da burada anlam kazanır, bu ihtiyaçtan ileri gelirler…

Çözebileceğimiz ve çözmemiz gereken, aynı zamanda çözülmeleri diğer sorunları da çözüm yoluna koyacak olan bazı spesifik sorunlar/çelişkiler vardır. Onlarca sorun içinde bir veya birkaç sorun belirleyici role sahip olur. Kadro sorunu bu başat sorunlardandır. Kısacası, kadro sorunu bütün sorunlar içinde kilit önem taşıyarak öne çıkan yakıcı bir problemdir demek yanlış olmaz. Kadro veya etkin kadro vasfının birçok sorunu ortadan kaldırmaya yetenekli olduğu su götürmez gerçektir. Ki, kimi sorunların doğrudan kadro yetersizliği ve niteliğinden ileri geldiğini düşündüğümüzde bile, kadro sorununun ivedilikle ele alınması ve belli bir düzeyde tahkim edilmesinin gerekliliği kendiliğinden açığa çıkar…

Hatırlatmakta fayda var ki, kadro ile kastettiğimiz muhatap sadece partili kadro değil, aynı zamanda partisiz kadrodur da. İkinci olarak; kadro sorunu ya da niteliği hakkında sıraladığımız özellikler esasta olağan kadro tipi ile günümüz kadro tipinin kıyaslanarak gerekli sonuçların çıkarılmasıdır…

Kadro Güvendir, Güven Verendir

Örgütlü güçler taşıyıcı duvar, kadro taşıyıcı kolondur… Kolonlar ne kadar sağlam ve ne kadar güçlü olursa, duvarlar da bina da sağlam olur. Onun için kadro profili ve niteliği son derece önemli, yaşamsal bir meseledir.

Kadro, olmazı olur kılan, yaratan, üreten, değiştiren, geliştiren, müdahale eden, yönetip yönlendiren, planlayan, yürüten, sırtlayan, aydınlatan ve örgütten tüketen değil; her şeyiyle örgüte katan ve ona yol aldırandır. Bir anlamda ve esasta kadro güvendir, güven verendir. Tıkanıklığı açan, her türden kötümser karamsarlığa karşı umut aşılayan ve beliren sorunlara çare, ihtiyaçlara çözüm, bulandır.

Kadro olanak ve imkân yaratandır; örgütlenmeler, komiteler ve kurumlar oluşturan, ilişkiler kurup geliştiren, örgütlülüğü güçlendiren, ilerletendir. Partiye imkanlar yaratıp sunan, elindeki, yetkisindeki parti olanaklarının zerresini, kişiselliği için kullanmaktan kaçınan ve ama olanların üzerine katarak profesyonelliği yayan ve bunlar için de kitlelerle sağlam ve geniş bağlar kurmakta erinmeyendir.

Kadro hamaldır; kimsenin yapmadığı yerde yapandır O. Onun ‘‘yapamam” ‘‘yoruldum” deme lüksü yoktur. En zor anlarda gözlerin aradığı kişidir; bu bağlamda umuttur, çaredir, çözümdür ve çözümsüzlük tanımayandır kadro. Kadronun mücadelede ne zaman sorunu vardır ne de iş yapmada sınırı vardır. O, sürekli ve zaman sorunu tanımadan daima çalışan, her an çabalayan ve üretendir. İş yapmasının önünde bir engel, yaptığı işte bir yeterlilik sınırı yoktur Onun; sonsuz ve sınırsız bir işlev, görev ve çalışma dinamosudur…

Kadro, yetki, görev ve sorumluluk alanında durumu saptar ve buna uygun planlamalar yaparak müdahale iradesi ortaya koyar. Sorumluluk alanındaki her sorun ve gelişmeyi tespit ederek derhal çözüm geliştirme eylemine koyulur. Hiçbir sorunu es geçmeden, küçümsemeden ele alarak çözer, çözmeye çalışır. Görev ve yetki alanında hiçbir soruna kayıtsız kalmaz. İnisiyatifi altındaki bütün çalışmaları düzenleyerek yürütme planı oluşturur. Rapor sistemini uygulayarak alanına hâkim olur. İnisiyatifi altındaki güçleri görevlendirerek, somut görevler vererek harekete geçirir, kollektif çalışmayı esas alır. Yetersiz kaldığı durumlarda, partiden yardım talep eder…

Aynı zamanda kadro, kendisini tek bir görev ve ihtisas alanıyla sınırlı tutmayandır. O, parti ve mücadelenin tüm sorunlarına güçlü bir duyarlılık gösterir, görev edinir. Yetki alanlarını aşmadan, yatay ilişkilenmeye girmeden, disiplin ve işleyiş ilkelerini ihlal etmeden, tamamen meşru mekanizmalar yoluyla sorunları tartışır, gündemleştirir…

Kadro Çaresizliğe Düşmez, Çözümün Adresi Olur

Kadro disiplin ve işleyişi, demokrasi ve merkeziyetçiliği mümkün olduğu kadar kuvvetli uygular, bu ilkelerden ödün vermez. Keyfiyetçiliğe asla kaçmaz, disiplin ve işleyişe önce kendisi riayet eder. Sonra tüm örgüte ve örgütsel bileşene aşılar. Sorumluluk alanında bunu çok daha somut biçimde ve gevşetmeden uygular. Eleştiri/özeleştiri mekanizmasını düzenli olarak işletir, eleştiriyi teşvik ederek onlardan yararlanır. Eleştiri hakkını özgürce kullandırır, bastırma yoluna gitmez, buna tenezzül etmez. Danışma mekanizmasını işletir ve farklı fikirleri alarak onlardan yararlanmayı ihmal etmez…

Kadroda aranan temel özelliklerden biri çok yönlülüktür; kadro tek yönlü değil, çok yönlü olmak durumunda/zorundadır. Bu, kadronun gelişmişlik ve yetkinlik düzeyine işaret ederek onun niteliğine vurgu yapar. İhtisasa dayalı örgütlenme ve yeteneğe göre atamalar geçerliyken, görevlerdeki değişiklik ve görev alanlarının değiştirilmesi biçiminde uygulanan sirkülasyon, kadroların değişik alan ve çalışmalarda yetkinleşmesi, dolaysıyla tecrübe edinerek çok yönlü gelişimini sağlamakta önem taşır.

Yakınmak kadronun işi olamaz. Kadro yakınırsa savaşçı ne yapar. Zira kadro önderliktir. Önderliğin yakınma ve iç dökme durumuna düşmesi acizlik iken, bu durumu güvensizlik büyüten bir kaynağa dönüşmesi anlamına gelir. O, çaresiz değildir, sorunları başkasına havale etmeden kendisi çözüm adresi olur. Dedikodu, karalama, teşhir etme, deşifrasyon yaratma, ilişkileri yozlaştırma kadro açısından disiplin suçudur. Partiyi gözden düşürme, hakkında güvensizlik geliştirme ve yayma, partiyi koruyup kollamama, yoldaşlarını hor görüp aşağılama, rencide edip onurlarını kırma, halka ve yoldaşlarına kötü davranma, halkın ve partinin değerlerini çar-çur etme kadro açısından suçtur…

Kadro halkın yaşam standartlarının üstünde lüks bir yaşam benimseyemez, sürdüremez. Yaşamında savruk ve abartılı bir tüketim içinde olamaz. Halkın benimsemediği bir kadronun halkı örgütleyerek seferber etmesi beklenemez. Halkın sevmediği, taktir edip benimsemediği bir kadro, ne kadar donanımlı olursa olsun başarılı olamaz. Kadro halka karşı saygılı ve nazik olmalı, onların hassasiyetlerine, değer yargılarına, kültürüne değer vermeli ama onları değiştirme çabasında da sabırlı, ikna edici ve bilimsel olmalıdır. Halka bağlılığı onların geri yanlarıyla birleşme biçiminde telakki etmiyoruz. Bilakis onların ileri ve gerçek değerlerine bağlılıktan söz ediyoruz. Unutmamak gerekir ki, devrime bağlılık aynı zamanda halka bağlılıktır, halka bağlılıktan geçer. Halkı dinlemek, anlamak ve onlara doğru fikirleri açıklamak kadronun tavrı olmalıdır. Halka baskı uygulama, kaba davranma, onları geri değerlendirerek küçümsemek, hor görmek asla kabul edilemez.

Liberalizm ve sekterizmle, sol ve sağ sapmaların tümüyle arasına kalın duvarlar çekmek zorundadır kadro. MLM ideolojiye düşman akımlara karşı ideolojik mücadelede tavizsiz olmalı. MLM korunup savunulmadan ne parti korunabilir ne de devrim savunulabilir…

Kadro Niteliği, Rolü ve Sorumlulukları

Bütün hepsinin imamesi olarak, kadro her türden burjuva yaşam ve değerlerle mesafesini net biçimde korumak, her türden gericilikle mücadele kararlılığına sahip olmak durumundadır; nihayetinde düşmana karşı tavırda ödünsüz, mücadelede kararlı ve mücadelenin her türüne hazır olmalıdır. Siyasi düşmana karşı siyasi mücadele ve savaşta tavizsiz, bir o kadar da net devrimci bilince sahip olmak zorundadır.

Kadro niteliği, rolü ve sorumluluklarına yaptığımız bu vurgular karmaşık ve abartılı görünse de özünde basit, anlaşılır ve uygulanabilir özelliklerdir. Mesele devrim ve mücadele olunca aranan nitelikte fazlaca naif olunamaz. Aksine devrim ve mücadelenin ciddiyetine uygun olarak donanmak bir lüks değil gereksinimdir. Şayet zor diye bu özellikleri abartılı görüp gerçekleştirilmelerini olanaklı görmezsek, devrim kadar zor bir işi haydi-haydi olanaksız görürüz. Eğer devrim ve mücadele sorununda net isek, o halde devrim niteliğine paralel bir niteliği de tesis etmek orundayız. Kolaya kaçarak ve zora gelmeyerek mücadele gibi ciddi işler yapılamaz. Dolayısıyla her yoldaş kendisini olağan sınırlarda sıraladığımız kadro tipine göre gözden geçirmeli ve eksikliklerini bir an önce giderme gayretine girmelidir.

Elbette kadroların mücadeleyi geliştirme olanakları önemli zorluklarla karşı karşıyadır. Dolayısıyla kadrolar olağan mücadele şartlarına sahip değildir. Özellikle mevcut örgütsel-siyasi güç koşulları ve kadro yeterliliği bağlamında yaşanan sorunlar dikkate alındığında mücadelenin kısa sürede geliştirilmesi oldukça zordur; zorlu bir süreçten geçilmektedir. Fakat örgütlenmelerin geliştirilmesi ve çalışmaların yoğunlaştırılması açısından kadrolar önemli görevler yürütebilir, belli bir başarı gösterebilirler. Dahası, kadro niteliği ve fonksiyonları bağlamında belli bir donanım sağlayarak gelişmeler gösterme konusunda yol alabilirler. Ki, mücadelenin geliştirilmesi için öncelikle kadroların olağan vasıflarını nitel ve nicel bakımlardan temsil etmeleri gerekir. Ne yazık ki, genel anlamda büyük bir kadro sorunu hem nitel ve hem de nicel açıdan yaşanmaktadır. Sorun sadece mevcut kadroların niceliği ve niteliğiyle de sınırlı değildir. Aktivist ve faaliyetçi bileşenden, geniş taban ve taraftarlar kesimine kadar en geniş yelpazede önemli gerilik ve yetersizlikler yaşanmaktadır ki, sorunun önemi burada anlam kazanmaktadır. Lakin bu kapsamdaki sorun ciddi olmakla birlikte, bu sorun üzerinde de tesir gösterme kabiliyetine sahip olan kadro/önderlik sorunu çok daha belirleyici durumdadır. Kadro sorununu ele almamız tam da bundan ötürüdür…

Başta söylediğimiz gibi, köklü ve ciddi nitelikte bir dizi sorun vardır ve bu sorunlar devrimcilikle tasfiyecilik arasındaki çatışmada tasfiyeciliğin egemen yan olmayı başarmasıyla hayatidir, derindir. Ancak burada tartıştığımız bu değil, sorunlar yumağı içinde belirleyici öneme sahip olan kadro sorunudur. Kadro sorununda sağlanabilecek bir ilerleme birçok sorunun aşılmasına ve temel sorunun çözümüne kaldıraç olabilir. Açık ki, kadro sorunu makul düzeye çekilme bağlamında çözülmeden hiçbir sorun aşılamaz. Çözümü de çözümsüzlüğü de belirleyecek olan kadro/önderliktir…

Kadrolar ve önderlik olarak iğneyi kendimize batırmalıyız. Gönüllü ve bilinçli olarak benimsediğimiz devrimciliği bir imtiyaz ve üstünlük olarak göremeyiz. Devrimcilik yapmayı ve buna bağlı olarak faaliyetler yürütüp görevler yapmayı bir avantaj olarak algılayamayız. Başkası iş yapmıyor diye, iş yapan kendimizi ‘’keriz’’ olarak algılayamayız. ‘’O yapmıyorsa ben de yapmam’’ gibi apolitik bilinçle hareket edemez, sıradanlık sergileyemez, şartlı/pazarlıkçı davranamayız…

Bir iş yaparken, karşılık bekleyemez, büyük bir fedakârlık yapmış gibi düşünemeyiz. Yaptığımız bir işi yeterli görüp yan gelip yatamayız. Kadro ve her aktivist görev insanıdır. Yaptığı iş ve çalışmayı başka bir işi yapmamanın nedeni olarak gösteremez, savunamayız. Kadro daha az iş yapmanın yollarını arayamaz, bilakis daha fazla ve daha çok iş yapmayı hedeflemek durumundadır. “Ben işimi yaptım” diyerek memur gibi davranamaz, yapılması gereken yığınca iş ve görev dururken, kadro kaçamak yapmayı benimseyemez…

Mücadelede Samimiyet ve Sorumluluk Eksikliği

Son derece gülünçtür ki, bir panelde konuşmayı, bir-iki sayfa yazı yazmayı, bir toplantı yapmayı, bir yerden bir yere yolculuk yapmayı, bir gazeteyi bir adrese bırakmayı, gazeteye bir haber girmeyi, bir açıklama yapmayı, bir protesto eylemine katılmayı, bir kurum açıp kapatmayı, bir kamp ya da piknik düzenlemeyi, hatta bazen telefon tuşlarına basmayı veya topluca mesaj atarak yoldaşlara bildirim yapmayı, bir kentten diğer kente gitmeyi vb. vs. önemli bir çalışma yaptığımız şeklinde sunup anlamaktayız. Bunlardan sadece birini yaptığımızda, ‘’işimi yaptım’’ rahatlığı ve özgüveniyle hareket etmekte, diğer işlere burun büküp geri durmayı yeğlemekteyiz. Bazen daha gülünç duruma düşerek çok yorulduğumuzu bile söylemekten geri durmamaktayız…

Bu, herhangi bir yoldaşa batırılan iğne değil, hepimize, yani kendimize batırdığımız iğnedir. Bazı yoldaşlar daha çok koşturuyor olabilirler. Bunlara haksızlık yapma pahasına genel durumumuz budur ve iğnelenmeyi hak etmekteyiz hepimiz. Eğer böyle durum bu değilse, yaşanan veya yaşadığımız mevcut tabloyu nasıl açıklayabiliriz…

Kesinlikle gereklidir ki, kendimizi sarsmak, kabuklarımızı kırmak zorundayız. Kendimizi zorlamadan başkasın mücadeleye dahil edemez, üstlendiğimiz mücadele görevlerini yerine getiremez, mevcut durumu sürdürmekten başka bir şey yapamayız…

Yaşanan durumda kesinlikle bir tuhaflık var. Devrimcilerin mücadeleyi sahiplenmelerine ve halka bağlılıkta sergilediği tavra, mücadeleye katılmalarına ve örgütlenmeye gösterdikleri ilginin düzeyine bakıyoruz; bir ilgisizliğin, bir tersliğin ve tuhaflığın olduğunu görüyoruz. Tarihsel gelişme yasalarının bilincinde olduklarından, sosyal çelişkileri bizzat yaşayan bireyler olduklarından, sosyal kurtuluş olmaksızın maruz kaldıkları ekonomik, siyasi kültürel yoksunlukları en uçta yaşadıklarından…doğal olarak devrimcilerin daha kararlı, daha bağlı ve daha mücadeleci olmaları gerekir. Fakat mevcut tablo bunu değil, tersini gösteriyor. Bu tuhaflığı ve garipliği anlamak ve izah etmek oldukça zor. Gericilik hala okullarda, işyerlerinde, mahallelerde binlerce insanı yalanla manipülasyonla elde tutuyor ama doğruyu, bilimi elinde tutan bizim cephede bir genci örgütleyip mücadeleye katmak hala “zor iş” gibi görünüyor! Sorun bu kadar derin, tasfiyecilik bu kadar kemirgen ve tahripkâr…

Neresinden bakılırsa bakılsın, kadronun üstlendiği görev ve sorumluluklara daha sıkı sarılarak devrimci mücadele ve örgütlenmeyi büyütmesi ertelenemez bir zorunluluktur. Her kadro aynı bilinç ve kararlılıkla faaliyetlere sarılırsa yaratacağı sonuçlar az olmayacaktır. Yeni başlamış gibi, örgütlenip güç oluşturmaya odaklanmak durumundayız. Mevcut kadro nitelik ve nicelik açısında ne kadar yetersiz olursa olsun, ileri devrimci sonuçlar yaratma kabiliyetine sahiptir. Yeter ki harekete geçilsin, eşik atlanıp adım atılsın; o zaman herkes görür, buz da kırılır, durum da değişir…

Seferberlik ruhuyla çalışmaları yoğunlaştırmak, daha fazla ter dökmek gerekir. Gerekir, çünkü mücadelenin geliştirilmesi, partinin güçlendirilmesi yorulmaya da terlemeye de bedel ödemeye de değer. Çalışmanın ve daha çok çalışmanın zamanıdır. Mutlaka gelişecek, mutlaka başaracağız. Karar kadrolarındır. Partinin, devrimin ve halkın kaderi kadrolara bağlıdır. Bu sorumlulukla ileri çıkıp mücadeleyi başarıya taşımak bizleri beklemektedir…

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Kasım-2025 tarihli 54. sayısında yayımlanmıştır.



Aralık 2025
PSÇPCCP
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031 

More in Editörün Seçtikleri