Connect with us

Makale

Karabağ Sorununda Çözüm Perspektifleri Üzerine

Milli meselelerdeki komünist tutum Leninist ilkeleri rehber edinmek ve her farklı ulusal soruna bu ilkeler bağlamında yaklaşarak makul çözümler önermekle mümkün olabilir.

Sayın Anton Ekmekçi’nin, Karabağ sorununa SMF’nin müdahil olması ve Muzaffer Oruçoğlu’nun dört maddelik çözüm önerisini gündemleştirmesine dair yaklaşımına genel hatlarıyla ben de katılıyorum. Fakat, sayın Ekmekçi’nin Gazete Patika’daki 22 Eylül tarihli yazısında sorunun izahına İttihatçıların Ermeni Soykırımı’ndan başlaması ve sanki Karabağ sorunu Osmanlı’nın dağılma sürecindeki Ermeni sorununun bir devamıymış gibi izlenim veren yaklaşımını doğru bulmadığımı da belirtmek isterim. Karabağ sorunu farklı bir coğrafyada iki farklı ulus arasında yaşanan ve gelişiminde kendi coğrafyasının tarihsel çelişkilerini barındıran farklı bir sorundur.

Osmanlı’nın dağılma sürecinde, Osmanlı coğrafyasındaki farklı milliyetlerin bağımsızlık ve ulus devlet biçiminde ayrılma talep ve mücadeleleriyle, Karabağ sorunu bir ve aynı nitelikler gösteren bir sorun değildir. Karabağ (Artsakh), Sovyetler zamanında özerk bir yapıya kavuşturulmuş ve böylelikle Azeri ve Ermeni milliyetleri arasındaki çatışmalara makul bir çözüm üretilmişti. Karabağ’ın ne Azerbaycan ne de Ermenistan toprağı olduğuna dair yaklaşımlar sorunun çözümünde hiçbir katkı sağlamayacak taraflı ve şovenist bir yaklaşım olacaktır. Çünkü, söz konusu coğrafya her iki milliyetten de halk kitlelerinin bir arada yaşadığı bir coğrafya olup böyle bir coğrafyada bir referandum önerisiyle çoğunluğun kararına azınlığın uyması yönündeki öneri de sorunun kalıcı bir çözüme kavuşması için uygun olmayacaktır. Çünkü, yapılacak herhangi bir referandum da çoğunluğun tercihine azınlığın kalıcı bir biçimde uyacağının hiçbir garantisi yoktur. Kaldı ki gerek Azeri ve gerekse Ermeni egemenleri söz konusu coğrafyayı şu ya da bu biçimde işgal etme emeli taşımakta oldukları aşikarken, herhangi bir referandumdan çıkacak olan çoğunluk kararı kâğıt üzerinde kalmaya ve fili çatışmaların sürmesine de zemin hazırlayacaktır.

  Muzaffer Oruçoğlu’nun dört maddelik çözüm önerisi şöyledir:

  1- Türk egemenlerinin ısrarla körüklediği bu yıkıcı savaşa derhal son verilmeli.

  2- Azerbaycan egemenlerinin, Karabağ’ı ilhak etme isteğine karşı çıkılmalı.

  3- Ermeni egemenleri, Karabağ’ı çevreleyen Azerbaycan topraklarından çekilmeli.

  4- Karabağ’dan göçertilen Karabağlılar geri dönmeli, Karabağ’ın kaderine, tüm Karabağlıların katıldığı bir referandumla tüm Karabağlılar kara vermeli. Bağımsızlık mı, özerklik mi, her neyse, çıkan karara herkes saygı duyulmalı.

Bu öneride, ilk üç maddeye ben de katılıyorum. Fakat, 4. maddedeki referandum önerisine yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı katılmadığımı söylemek isterim. Çünkü, Karabağ sorunu bir çoğunluk azınlık sorunu değil iki farklı milliyetten halk kitlelerinin barış içinde bir arada yaşayabileceği makul bir öz yönetim biçiminin tesis edilmesiyle çözüme bağlanabilecek bir sorun olarak kendisini göstermektedir.

Karabağ sorununu bir çoğunluk azınlık sorunu ve çoğunluğun kararına azınlığın uyması biçiminde bir referandum sonucuna bağlamak gibi bir yaklaşımın kendisi sorunlu olup söz konusu coğrafyada kalıcı bir barış ortamı yaratabileceğine dair hiçbir garantisi yoktur. Taraflar arasında çoğunluk ve azınlık bölünmesi biçiminde bir eşitsizlik yaratacak olan herhangi bir referandumun, sorunun kalıcı çözümüne olanak tanımayacağını önceden öngörmek bir kehanet olmayacaktır.

Karabağ sorununu bir referandumla karara bağlamak yerine, tarihte Sovyetler Birliği zamanında denenmiş olan özerk statünün herhangi bir referanduma baş vurmadan taraflar tarafından kabulü ve örneğin, bölgenin iki eş başkanlı ve eşit sayıda Ermeni ve Azeri üyelerden oluşturulacak olan bir belediye meclisine sahip bir özerk belediye statüsüne bağlanması, bölgedeki iki farklı milliyetin Ermenistan ve Azerbaycan’la birlikte, coğrafyaya gerek tarihsel ve gerekse fiziki yakınlığı dolayısıyla Rusya’nın tarafsız garantör devlet olarak iştirak edeceği üçlü bir koalisyon tarafından bölgenin özerk statüsünün garanti altına alınması en makul çözüm olacaktır.

Milli meseleler, Tarihte, kapitalizmle birlikte uluslaşma süreciyle gündeme gelmiş ve özünde pazar ihtiyaçları tarafından belirlenen ve farklı uluslardan burjuva sınıfının sorunu kendi menfaatleri bağlamında çözmek için kitleleri kanlı çatışmalara sürüklediği, dolayısıyla dünya pazarının yeniden paylaşımı bağlamında emperyalistlerinde ilgi alanında olan ve manipüle edilen meselelerdir. Ulusların Kendi Kaderin Tayin Hakkı kapsamında milli meselelere Leninist çözüm, sorunun farklı ulusların halk sınıfları menfaatine çözümünü esas alan ve milli meselelerdeki en tutarlı çözümün, farklı ulusların burjuva sınıfının kitleri sonu gelmez çatışmalara sürüklediği pazar meselesi etrafında değil ama bir sosyalizm perspektifine bağlı olarak ele alınmasına vurgu yapar.

Eski Sovyetler Birliği coğrafyasında tutarlı çözümlere bağlanmış olan milli meselelerin, sosyal emperyalizme dönüştürülmüş olan Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeniden kanlı çatışmalara zemin oluşturduğu ve gerek ulus devletler ve gerekse emperyal güçler tarafından pazar çelişkileri ve jeostratejik güç dengeleri bağlamında yeniden manipüle edilmeye çalışıldığı, Rusya- Ukrayna savaşı ve dünyanın başka bölgelerindeki çatışmalardan da görülmektedir. Bütün bu olgular, mili meselelerdeki kalıcı çözüm ve barışın ancak bir sosyalizm perspektifi ve emperyalist sistemin dünya halklarının mücadelesiyle çökertilmesiyle sağlanabileceğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Karabağ sorununda, söz konusu coğrafyanın ilhakının yalnızca Azerbaycan tarafından hedeflendiği ve Ermenistan’ın herhangi bir ilhak amacı gütmediği yönündeki yaklaşım ve değerlendirmeler de hatalıdır. Ermenistan, bölgeye doğrudan askeri müdahale yapmasa da bu bölgede militarist örgütlenmeler biçiminde silahlı milisleri donatmakta ve desteklemektedir. Son olarak, Rusya’nın arabuluculuğuyla Ermenistan ve Azerbaycan arasında yapılan antlaşmayla Ermeni milisler Rus Barış Gücüne silahlarını teslim etmeyi kabul etmişlerdi.

 Son olarak, sayın Ekmekçi’nin, tarihte İttihatçılar tarafından yapılan Ermeni soykırımına değinirken, gerek aynı tarihsel süreçlerde Kafkasya’da Ermeni milliyetçi çeteleri tarafından yapılan benzeri katliamlara ve yine yakın tarihte Ermeni milliyetçiler tarafından yapılan Hocalı Katliamı’na hiç değinmemiş olmasını yadırgadığımı da belirtmek isterim. Tarihte ve bugün hiçbir milli mesele tek taraflı olumsuzluklarla yaşanmamakta ve karşıt milliyetlerin gerici sınıfları tarafından provoke ve manipüle edilen karşılıklı kıyım ve katliamlara sahne olmaktadır.

Milli meselelerdeki komünist tutum Leninist ilkeleri rehber edinmek ve her farklı ulusal soruna bu ilkeler bağlamında yaklaşarak makul çözümler önermekle mümkün olabilir. Bugünkü dünya koşullarında komünistler farklı coğrafyalardaki ulusal sorunlara doğrudan müdahil olabilecek olanaklardan yoksun oldukları için ancak çözüm önerilerinde bulunabilirler. Karabağ sorununda da SMF’nin yaklaşımını bu minvalde ele almak ve Leninist ilkelerin rehberliğinde Karabağ sorununun özgün niteliklerini dikkate alan bir çözüm önerisiyle sorunu gündemine almasını beklemek en gerçekçi yaklaşım olacaktır.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale