Connect with us

Makale

KARANLIK LEKELER 2

Emperyalist kriz demek, dünya halkları için ölüm demek, yoksulluk demek, açlık ve sefalet demektir. Virüs silahı halkların göğsüne doğrultulduğu günden bugüne, tamı tamına bunlar yaşanılmaktadır.

Karanlık Lekeler başlığı altında ki makalenin ilk bölümünde, Kovit-19 Virüsünün toplum üzerinde yarattığı, yaratabileceği etkileri ele alırken, çelişkinin bir yönü üzerinde ağırlıklı olarak durdum. Bu bölümde çelişkinin ikinci yönü üzerine düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım. Her nesnenin, her olayın mutlaka iki yönünün olduğunun altını çizmiştim. Bu iki yönün dengede olma ihtimalinin mümkün olmadığı, birinin mutlaka ağır basacağı gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Kovit-19 virüsünün bir ölüm makinası olarak dünya halklarının üzerine sürülmesi, tekelci sermayedarların bunu kendi lehlerine fırsata çevirmeleri çelişkinin ana yönünü oluştururken, dünya halkları, bu durumdan insanlığın geleceği adına önemli dersler çıkartmaları çelişkinin ikincil yönünü oluşturuyor. En azından durum şimdilik bu minvalde. Ama bu, çelişkilerin yer değiştirmeyeceği anlamına gelmez. Birinci makalede, çelişkinin ikincil yönüne ilişkin ağırlıklı olarak düşüncelerimi ifade etmeye çalışmıştım. Şimdi çelişkinin asıl yönünü irdelemekte fayda var.

Öncelikle virüsün kendi doğal ortamında mı ürediği, yoksa bir laboratuvar ortamında mı üretildiği sorusu geniş kitleler tarafından olduğu kadar, bilim insanları, aydınlar, akademisyenler tarafından da tartışılıyor olması çelişkiyi derinleştiriyor. Bilimsel anlamda bunun cevabı elbette bizde değil. Ama bir gerçek var ki o da her halükarda vahşi kapitalizmin hüneri olduğudur. Bir laboratuvar ortamında üretilmişse eğer, bu, kapitalist tekelci sermayedarların, dünya halklarına karşı doğrudan doğruya suç üstü olmuş olmaları demektir. Kendi doğal ortamında üremiş olsa bile, kendi kar hırsı için doğayı tarumar ederek, ekolojik dengeyi bozarak virüslerin üremesine sebep olan gene onlardır. Yani her halükarda suçlu sabittir. Kapitalist sistem ve bu sistemin ağa babalarından başkası değildir. Çıkış nedeni ne olursa olsun, sonuç aynı kapıya çıkar. Sadece birinde yollar biraz daha dolambaçlı, diğeri daha kısa ve dümdüz.

Peki dünya halklarına doğrultulan bu virüs “silahı”nın nedeni ne. Elbette bir değil, birden çok nedeni var. Ama en önemli nedeni hiç kuşkusuz kapitalist sistemin kendi yapısal krizlerinden biriyle daha yüzleşmiş olmasıdır. Bu kriz, bugüne kadar yaşanmış krizlerden çok daha derin ve neo-liberal sistemin çöküşüne neden olabilecek derinlikte bir kriz. Bunu atlatabilmenin ve kapitalist sistemi devam ettirmenin yollarını aradılar, önce uluslararası emperyalistler “ticaret savaşına” tutuştular, burada arzu ettikleri bir sonuç çıkmayınca, biyolojik savaşı devreye soktular. Yaşadıkları iki büyük dünya paylaşım savaşının tecrübeleri önlerinde duruyordu. Birincisinde; Rusya’da Bolşevikler iktidara geldi ve ilk sosyalist devlet kuruldu. İkinci emperyalist paylaşım savaşında ise dünyanın üçte biri sosyalist kampı oluşturdu. Bu kez nükleer veya konvansiyonel silahlarla değil (ki bunu tamamen devre dışı bırakmış değiller), ticari ve biyolojik savaşlarla “çözmeye” çalışıyorlar yaşadıkları krizi.

Emperyalist kriz demek, dünya halkları için ölüm demek, yoksulluk demek, açlık ve sefalet demektir. Virüs silahı halkların göğsüne doğrultulduğu günden bugüne, tamı tamına bunlar yaşanılmaktadır. Milyonlarca insan hasta edilerek virüsün pençesine terk edildi. An itibarıyla yüz binin üzerinde insan hayatından oldu. On binlercesi ölümle pençeleşiyor durumda. İşsizlik hız kesmeden ilerliyor. Açlık ve yoksulluk kat be kat artıyor. İşyeri kapısına kilit vuran esnaf, kontak kapatan kamyoncu, taksici, tarlasını ekemeyen çiftçi, ücretsiz izine ayrılma zorunda bırakılan işçi, sigortasız gündelikli çalışanlar kısacası emeğiyle geçinme derdinde olan toplumun tüm kesimleri evine bir lokma ekmek götürebilmenin telaşı içindeler. Ya da iflasın eşiğindeler. Bu durum, virüs tehdidi son bulduğunda, yarın çok daha can alıcı bir şekilde devam edecek. Emperyalistler tepinirken, halklar eğer güçlerini birleştirip dik durmazlarsa ayak altında ezilecekler. Kaçınılmaz olarak, içtiğimiz sudan, yediğimiz ekmeğe kadar tüm kullanım malzemelerine zamlar peş peşe gelecektir. Ama ücretler ve maaşlar yerinde sayacaktır. İşsizliğin tavan yaptığı ortamda, çalışanlar “kader” lerine boyun eğmek zorunda kalacaklardır. En azından sermayedarlar bu pencereden bakacaklardır. Biz emekçilerin, onların baktıkları pencereden bakmak gibi derdimizin olmadığını anlamamız gerekiyor. Binlerce kez oynanan bu oyuna alet olmamamız gerekir. Bize dayatılan ve daha da dayatılacak olan açlık, yoksulluk ve işsizlik kaderimiz değil. Kendi barbar iktidarları için sermayedarların bize reva gördükleri koşullardır.

Evlerimize hapsedilmemizin, bütün basın, medya ve sosyal medya aracılığıyla yarattıkları panik ortamı ve korkunun bir tek amacı var. Yarattıkları kriz ortamının tüm yükünü halkların sırtına yıkmak, olası gelişebilecek halk muhalefetinin önünü kesmenin zeminini oluşturmak içindir. Yarın, yine bu medya ve basın borazanları aracılığıyla halkın bilinç altına şunu işleyeceklerdir. “Dinime imanıma ki bizim bir suçumuz yok. Ne yaptıysa bu korona yaptı. Şimdi birliğimizi korumanın, taşın altına hep birlikte elimizi sokmanın zamanıdır.” Böyle bir algı operasyonuna başlayacaklar. Biz sosyalistlerin bugünden bu ve benzeri algı operasyonlarını boşa çıkarmak, kitleleri uyarıp bilgilendirmek gibi acil bir görevimizin olduğu gerçeğini yabana atmamamız gerekiyor. Ki zaten insanlar kitleler halinde, “bu virüs hikayesinin altında bir bit yeniğinin yattığını” konuşur hale geldi.

Şimdi görev, grupsal kaygılardan uzak durarak tüm devrimci- demokratik kurumların, halkları bu ölüm çemberinden çıkartmak, emperyalist oyunları bozmak için güçlü bir karşı koyuşu örgütlemek olmalıdır. Emperyalistlerin dünya pazarlarını paylaşma yönlü birbirleriyle girdikleri dalaşta biyolojik silah olarak kullanılan salgın virüs ortamını fırsata çevirme çabalarını boşa çıkartmak ve durumu tersine çevirmek görevi ve sorumluluğuyla karşı karşıyayız. İlk makalede, halklarımıza yönelik olarak “KALKIN AYAĞA” sloganıyla makaleyi bitirmiştim. Şimdi, halk kitleler halinde ve kendiliğinden de olsa durumu sorgulamaya başlamışken, sosyalistler, devrimciler, demokratlar, aydınlar herkes, ama herkes tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyalar. Durumu halklarımızın lehine çevirmek için “GÜÇLERİMİZİ BİRLEŞTİREREK GÖREV BAŞINA” sloganıyla makalenin ikinci bölümünü bitirmek istiyorum.

HIDIR ULUDAĞ



More in Makale