
Yadigar Aygün/ İstanbul
Politik tutsakları, yalnızlaştırmak, “izole” etmek, sosyalleşmeden yoksun bırakmak ve tecrit etmek için oluşturulan kuyu tipi olarak adlandırılan S ve Y tipi hapishanelerde hak ihlalleri giderek artıyor. Tutsaklar uzun süredir, kuyu tipi hapishanelerin kapatılması ve taleplerinin karşılanması için açlık grevinde. Kuyu Tipi hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini 5 ay boyunca Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutsak edilen ESP Sultangazi Eş Başkanı Erol Tunç ve avukat Doğa İncesu ile konuştuk.
24 Ocak’ta ESP’ye yapılan operasyonda tutuklandınız. Silivri Hapishanesi’nden Sincan’daki kuyu tipi hapishanesine sürgün edildiniz. Kuyu tipi hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri nelerdir?
Erol Tunç: İlk başta nereye sürgün edileceğimizi bilmiyorduk. İsteğimiz dışında sürgün sevk ile kuyu tipi hapishanelere zorla gönderildik. Kuyu tipi hapishanesinde ilk karşılaştığımız manzara küçük bir hücrede tek başımıza kalmamızdı. Devrimci iradeyi tamamen tecrit altında tutmak ve bu devrimci iradeyi yalıtmak üzerine bir hapishane olduğu çok açıktı. Diğer kaldığımız hapishanelerde gün boyu havalandırmamız vardı. Kuyu tipi hapishanede ise havalandırma hakkımız günlük sadece 1.5 saatti. Bunun dışında kuyu tipine sürüldükten sonra 10-15 gün boyunca kitaplarımız, istediğimiz malzemelerimiz bize verilmedi. Mektup göndermede sorunlar yaşadık, bu tür hak ihlalleri yaşadık. Hapishanenin içinde olmamıza rağmen 3-4 kez aramalara maruz kaldık. Sürekli taciz edildik. Kuyu tipi hapishane, tek kişilik bir hücrede 3 veya 4 metre yapılmış içinde küçük bir tuvalet, banyo ve ranzanın olduğu dolabın olduğu, küçük bir mutfak tezgahının olduğu bir hücrede kalıyorsunuz. Hücrenin penceresi küçük bir pencere ve bu küçük pencerenin önünde 3 tane demir parmaklık var ve parmağınız dahi o demirden dışarı çıkmıyor. İçerinin havasızlıktan tutunda insanların birbiri ile iletişim kurması, bir selam vermesi çok zor. Kuyu tipi hapishanelerindeki gardiyanlar ile dahi iletişiminiz yok. Megafon sistemi ile görüşme yapılıyor. Kapılar tamamen otomatik merkezi sistem olarak açılıp kapanıyor. En ufak durumda dahi hiç kimse ile iletişim kurma, birisine seslenme şansınız yok. Sadece camdan aynı koridorda bulunduğumuz arkadaşlara merhaba, seslenebiliyoruz. O da duvara konuşur gibi, merhaba dışında hiçbir sosyal faaliyet yok. Tam bir izolasyon tam bir yalıtılmış ortam. Kuyu tipi hapishaneler ile tutsaklar üzerinde ağır tecrit koşulları ile ağır tahribat yaratmak isteniyor. Kitap okumak için gündüz bile hücreye güneş girmediği için elektrik yakmak zorunda kalıyorduk. Göz problemi yaşadım. Bulanık görmeye başladım.
İktidarın kuyu tipi hapishaneleri oluşturma politikasını açıklar mısınız?
Erol Tunç: Devlet bu politikasına 1996’da Eskişehir tabutlukları ile başladı. Tabutlukların karşısında devrimcilerin, emekçilerin, sol hareketlerin güçlü dayanışması ile ölüm orucu zaferi ile 12 devrimcinin ölüm orucunda ölümsüzleşmesi ile birlikte Eskişehir tabutlukları rafa kalktı. Fakat süreç 1990-2000 yılında tekrar F Tipi hapishaneler ile gündeme geldi. O dönem de çok ciddi hem içeride hem de dışarıda açlık grevleri, ölüm oruçları pek çok eylemler gerçekleşti. Bugün ise kuyu tipi hapishanelere geldiğimizde, F Tipi hapishanelerde 3 kişi kalırken, kuyu tipi bunun daha ileri bir noktasını oluşturuyor. Bir kişiyi tek bir oda hücrede tutup, devrimci düşüncelerinden, sosyalist düşüncelerinden yalıtmak için dışarı ile bağını keserek örgütsüzleştirmek üzerine kurulu, örgütlü mücadeleyi engellemek için kurulu hapishane sistemi. 1996’dan beri devrimciler, sosyalistler bunun karşında mücadeleler veriyor. Bugün daha güçlü bir şekilde mücadele etmek zorundayız. Bugünkü gelmiş olduğumuz nokta kuyu tipleri hapishanelere baktığımızda, tecridin son noktası gibi gözüküyor. Öyle bir durumda ki hiçbir şekilde iletişim kurma, hiçbir şekilde istediğin yayınlara, gazetelere, yayınlara ulaşamama hakkının olmadığı, tamamen dünyadan uzak, yaşamdan uzak, sosyalleşmeden uzak tutarak örgütsüzleştirmek. Bununda sebebi belli, sistem sosyalizmden korkuyor. Devrimci, örgütlü mücadeleden korkuyor ve bu kuyu tipi hapishaneler ile devrimci mücadeleyi engellemek, sosyalizmden uzaklaştırmaya, devrimcileri korkutmaya, sindirmeye çalışıyorlar.
‘Birleşik, devrimci mücadeleyi hep büyütelim’
İnsanlık onuruna aykırı, pek çok hak ihlalinin gerçekleştiği kuyu tipi hapishaneler neden kapatılmalıdır?
Erol Tunç: Eskişehir tabutlukları ile başlayan mücadelenin, F tipi hapishaneler için verilen mücadelenin daha da büyümesi ve dışarı ile birlikte örülmesi gerekiyor. Kuyu tipi hapishanelerde kalmanın koşulları çok ağır. İnsan sadece kendisin ile konuşuyor. İnsan kendisiyle konuşurken konuşmaktan imtina eder hale geliyor. Kendi sesinden başka bir ses duymuyor. Hapishanedeki insanların yapabildiği şeyler sınırlı ama hapishanedeki insanlar bunun için mücadele veriyor. Bizler, süreli ve süresiz açlık grevlerine girdik. Birçok kuyu tipi hapishanede devrimciler açık grevindeler. 100 günün üzerinde açlık grevinde olan tutsaklar var. Tutsakların yapabildiği şey açlık grevidir, slogandır. Belli başlı eylem ve pratiklerdir. Üretmektir. Okuyarak üretmektir. Oranın durumunu dışarıya aktarmak ve dışarıda kamuoyunun oluşturulması için gerekli bilgiyi vermektir. Her türlü insan haklarını elinden alan, kuyu tipi hapishanelerin kapatılması için dışarıda çok güçlü bir kamuoyuna ihtiyaç var. Ve bunu ancak, sosyalistler, devrimciler, sol, emekçi güçler, insan hakları dernekleri, sivil toplum kuruluşları ele ele vererek, birleşik mücadeleyi büyüterek birlikte dünyanın gündemine taşımalıyız. Bu insanlık onurunu zedeleyici, insanlık onurunu aşağılayıcı olan kuyu tipi hapishanelerin bir an önce kapatılması birleşik mücadeleyi büyütmekten geçiyor. Faşist şeflik rejimi ile karşı karşıyayız. Bunun karşısında örgütlü mücadeleyi, birleşik mücadeleyi büyütmekten başka çaremiz yok. Sesimizin ulaştığı her yerde, dokunduğumuz her yere bu tecridi anlatıp, bu tecridi yıkmanın yollarını dışarıda aramalıyız. Tutsaklık sürecimizde bu faşist şeflik rejimine, kapitalizme ve emperyalist sisteme karşı mücadeleyi örgütlenmek biz devrimcilerin omuzlarında olduğunu bir kez daha gördük. Halkların, ezilenlerin, emekçilerin, doğanın, yaşam hakkının kurtuluşunu komünizmde, Marksizm’de ve Leninizm’de olduğunu çok iyi görmek lazım. Birleştirmek sosyalistlerin devrimcilerin birincil görevidir. Birleşik, devrimci mücadeleyi hep büyütelim.
İktidarın kuyu tipi hapishaneleri oluşturma politikasını açıklar mısınız?
Avukat Doğa İncesu: Kuyu tipi hapishaneler, bizim f tipleri olarak bildiğimiz hapishanelere nazaran tecridi daha da ağırlaştırıyor. Tecrit de aslında hapishanelerdeki tek tip elbise politikaları gibi emperyalizm tarafından üretilen, benimsenen ve ihraç edilen bir uygulama oldu. Öyle ki, 19 Aralık 2000 tarihinde siyasi tutsakları tecrit hapishaneleri olarak ifade ettiğimiz f tipi hapishanelere götürebilmek için bir katliam gerçekleştirildi ve 28 siyasi tutsak bu sırada katledildi. O dönem siyasal iktidar, yüzlerce tutsağın hayatına mâl olacak bir operasyonu, sırf tecrit politikasını hayata geçirebilmek için gerçekleştirmişti. Bugün ise siyasi iktidar, f tipi hapishanelerle ulaşmak istediği sonuca ulaşamayınca tecridi daha ağırlaştırma politikası izliyor. Bu yolla siyasi tutsakları düşüncelerinden yalıtarak bireycileştirmeyi hedefliyor.
Kuyu tipi hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri nelerdir?
Avukat Doğa İncesu: Kuyu tipi hapishanelerin fiziki yapısından bahsetmek gerekirse; kuyu tipi hapishaneler 3 katlı olarak inşa edilmiştir. En alt katlar güneş almayacak şekilde yapılırken, orta katlar kısmen güneş alıyor. Hücrelerde f tiplerinde gördüğümüzün aksine bir havalandırma bulunmuyor. Hücrelerde tutulan tutsaklar günde 1 ya da 1,5 saatliğine hücrenin dışında ayrı bir bölümde olan havalandırmaya götürülüyorlar. Bu sırada lavabo vb. gibi ihtiyaçları olan tutsaklar, hücreye geri götürüldüklerinde tekrar havalandırmaya çıkartılmıyorlar. Bunun sonucu olarak bir tutsak, günün 22,5-23 saatini daracık bir hücrede geçirmek zorunda bırakılıyor. Kuyu tipi hapishanelerin 3 kişilik hücrelerinde hücre içerisinde bir kamera bulunuyor. Bu kamera yatakları ve tuvalet kapısını dahi görüyor. 7/24 bu şekilde izlenen ve izlendiklerinin farkında olan tutsaklar bu şekilde sindirilmeye çalışılıyor. İnsanla iletişimin sınırlı olduğu kuyu tipi hapishanelerde gardiyanlarla dahi iletişimin sınırlandırılması hedefleniyor. Bu nedenle hücreye bir diyafon konulmuş. Tutsaklar gardiyanlarla konuşmak istedikleri zaman bu diyafon aracılığıyla konuşuyorlar.
Kuyu tipi hapishanelerde tutsaklar neden “izole” edilmek isteniyor?
Avukat Doğa İncesu: Başta söylediğimi tekrar söyleyeyim, tecrit emperyalizmin politikasıdır ve insan sosyal bir varlıktır. İnsan, toplum yaşamından soyutlanırsa düşünce sistematiği, hafızası ve iradesi er ya da geç etkilenecektir. Çünkü her şeyden önce insanı insan yapan toplumsallığıdır. İşte bu zemin üzerinde siyasi tutsaklar düşüncelerinden kopartılmak isteniyor. Bu zemin üzerinde gelişecek bencilleşme, bireycileşme pratiğiyle tutsakların düşünceleri hedefleniyor. Eğer hatırlanırsa f tipi hapishaneler açılırken kendisini “demokrat” olarak ifade eden bazı gazeteciler “otel gibi” diyerek f tiplerini övmüşlerdi. Daha sonra farklı siyasal süreçlerde tutuklanıp f tiplerine götürüldüklerinde tecridin ağırlığından bahsetmişlerdi. Tecrit düşünsel boyutuyla kavranamazsa, ağırlığı, ciddiyeti ve tüm bunların yarattığı sonuçlar da kavranamaz. İzole olmak, tecrit olmak “sessiz ölüm” anlamına geliyor bu açıdan.
Kuyu tipi hapishanelerde tutsaklar açlık grevinde. Tutsakların talepleri nelerdir?
Avukat Doğa İncesu: Kuyu tipi hapishanelere karşı şu anda 9 siyasi tutsak süresiz açlık grevinde. Serkan Onur Yılmaz 241, Mithat Öztürk 145, Ali Hasan Akgül 142, Ali Aracı 142 Ayberk Demirdöğen 121, Fikret Akar 101, Ümit Çobanoğlu 42 gündür açlık grevinde. Müvekkillerimiz öncelikli olarak kuyu tipi hapishanelerin kapatılmasını, kitap-yayın haklarının sağlanmasını, kendilerinin ve aynı hapishanede kalan arkadaşlarının kuyu tipi olmayan bir hapishaneye sevk edilmesini istiyorlar.
Kuyu tipi hapishaneler neden kapatılmalıdır? Bir hukukçu olarak değerlendirir misiniz?
Avukat Doğa İncesu: Kuyu tipi hapishanelerin mimari yapısını ve temel amaçlarını söylemiştim en başta. Bu hapishaneler, insanı insan yapan toplumsallığı yok etmeyi hedefliyor. İnsanı insan olmaktan çıkartmak istiyor. Kuyu tipi hapishanelerin ortaya çıkardığı koşulların bir kişide ciddi fiziki ve ruhsal tahribatlar yaratacağı ortadadır. İnsanı özünden koparan, en temel özelliğinden ayıran bir uygulamanın insan haklarına aykırı olduğu ve ortadan kaldırılması gerektiği açıktır.
Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması için topluma, kamuoyuna, devrimcilere düşen görevler nelerdir?
Avukat Doğa İncesu: Şu anda kuyu tipi hapishanelere karşı mücadeleyi en önde siyasi tutsaklar yürütüyor. Açlık grevleri kuyu tipi hapishanelere karşı belli bir bilinçlenme yarattı ancak bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Tabii ki devrimcilerin, sosyalistlerin, toplumumuzun demokratik güçlerinin kuyu tipi hapishanelere karşı mücadelede öncü olması gerektiği tartışılmaz bir gerçek. Bu mücadele yalnızca kuyu tipi hapishanelerde yüzlerce gün açlık grevi yapan siyasi tutsakların fedakarlığına, direnişine bırakılmamalı. Elbette devrimci/demokrat güçlerin zayıfladığı bir süreçten geçiyor oluşumuz bu süreci daha da zorlaştırıyor ancak eğer kuyu tipi hapishaneler gerçeği tam olarak kavranabilirse; neden bu hapishanelere milyonlarca dolar harcandığı, neyin hedeflendiği anlaşılabilirse kuyu tipi hapishanelerin kapatılması noktasında daha ileri adımlar atabileceğiz. Bu nedenle kuyu tipi tecrit gerçeğini önce devrimciler, sosyalistler, demokratlar olarak kendimiz kavramalı, daha sonra halkımıza, toplumumuza anlatmalıyız. Bu, kuyu tipi hapishanelere karşı vereceğimiz mücadelede atacağımız ilk ve en önemli adım olacaktır.








