Connect with us

Makale

Umudun Ayak Sesleri

Faşist diktatörlüğün bütün akıl almaz saldırılarına rağmen, halkımız, faşizmi döktüğü kanda boğmanın adımlarını atıyor. Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi ve Kürt Ulusal Hareketi halkın gelişmekte olan mücadelesinde ortak saf tutmanın yollarını arıyor. Faşizme karşı ortak bir mücadele ağı örülüyor. Durum iyidir. Daha da iyi olacak. Proletarya partisi bu mücadele içinde yaralarını sarıp, komünistlerin kaçınılmaz ilkeli birliğini ve sosyalizm yürüyüşünde mücadeleyi omuzlayacak olan ve o mücadelenin gerçek sahipleri olan kitlelerle birleşmeyi mutlaka, ama mutlaka başaracaktır.

Dünya denen gezegenimiz özellikle son on yıldır oldukça karmaşık ve zor yıllar geçirdi. Savaşlar, katliamlar, yıkımlar, göçler.. Kan içen küçücük bir azınlık ve kan kusan kocaman bir çoğunluk. Azınlıktakilerin göbeği şişip ensesi kalınlaştıkça, açlıktan nefesi kokan çoğunluktakilerin vücutları iskeletlere dönüştü. Herhalde böyle özetlenebilir bu kargaşa ortamı.

Bu ortamda umudun ayak sesleri yükseliyor. Halka kızılcık şerbeti içirip kan işetseler de, durum halkın ve devrimin lehine doğru yön çeviriyor. En zor koşullar altında umut karanlığı yırtarcasına, kapıları çalarak şafağın müjdesini veriyor. Uykudaki horlamaların yerini, diş bileyen homurdanmalar alıyor. Sokakta, fabrikada, tarlada, okulda kısacası hayatın hemen hemen her alanında yükselen homurdanmalar, umudun ayak sesleri gibi sıkışan yüreklere su serpiyor.

Zorba düzenin tarım politikası, daha doğrusu politikasızlığı sonucunda köylünün huzursuzluğu isyana dönüşüyor. İşten atılmalar, sosyal hak gaspları, yükselen enflasyon altında eriyen maaşlar, sendikasızlaştırma politikaları, açlık ve yoksulluk karşısında fabrikaları dolduran işçiler ve işsizler ordusu daha radikal bir mücadele hattında yol almaya başladı. Bu, sınıf mücadelesinin daha üst boyutlara sıçrayacağının işaretini veriyor. Bilimsel eğitimden kopuş, okulların camilere dönüştürülmesi, Kayyum rektör atamalar, okul kapılarına kelepçe vurmalar, polis ablukası ve gözaltılar var olan huzursuzluğu isyana, örgütsüzlüğü örgütlülüğe dönüştürüyor. Yüzde bin beş yüz artan kadın katliamları, taciz ve tecavüzler kadın öfkesini sokaklara taşırıyor. Kürt ulusuna yönelik katliamlar ve iradesine kayyumlarla el koymalar, farklı inançları yok saymalar yüzlerce yıllık birikmiş öfkeyi isyana dönüştürüyor. Doğaya yönelik talan ve yağmalar, dağ başlarında, vadilerde, dere yataklarında ve yaylalarda işçisiyle, köylüsüyle genci ve yaşlısıyla tüm emekçileri omuz omuza bir araya getiriyor. Sağlık ve eğitim emekçileri, Barolar ve mimar odaları, basın/medya ve aydınlar kısacası bu zorba faşist düzenin sillesini yiyen herkes, ama herkes yüksek sesle homurdanmaya başlamışsa durum iyidir. Faşist diktatörlük ne kadar çok saldırganlaşıyorsa, demek ki o kadar büyük bir çıkmazın içinde ve sonunun yaklaştığının farkındadır. Bu kaçınılmaz sonu fark eden AKP- MHP faşist iktidarı, daha çok saldırganlaşıyor ve faşist saldırılarını daha bir üst boyuta tırmandıracaktır. Çünkü iktidarda kalabilmenin başka da alternatifi yok.

Objektif durum iyidir ve devrime gebedir

Bu faşist iktidarın, bir nebze de olsun kitlelerin çıkarına, şu veya bu şekilde yola devam etme imkanı kalmamıştır. Parlamento, artık vitrinlik süs aracının ötesinde bir şey değildir. Yasama, yürütme ve yargının tek pilotu diktatör Erdoğan’dır. Kendi yasalarının çerçevesinde bile kurulan partiler diktatörün bir tek sözcüğüyle kapatılabilmektedir. Her gün yüzlerce insan hiç bir gerekçesi yokken, beyefendinin gönlü olsun diye gözaltına alınıp tutuklanabiliyor. Tutsaklara her türlü gayri insani uygulamalar uygulanıp uygulatabiliniyor. Basın ve medya susturulabiliniyor. Kısacası gelinen noktada Türk ekonomisi ölüm çanları çalıyor. TC. Tarihinde belki de ilk kez merkez bankası tam takır ve eksi milyar dalarlar bandında. Gerçek anlamda ekonomik büyüme sıfırın altında seyrediyor. Pandeminin de etkisiyle yıllık 40 milyar dolar civarında olan turizm geliri 10 milyar doların altında seyrediyor. 500 milyar dolarlık borcun altında devletin kamburu çıkmış durumda. Değil ana borcu ödemek, borcun faizini bile ödeyemez durumda. Ama umurunda mı faşist iktidarın. Nasıl olsa bütün bunları halkın sırtına yükleyecekler. Öyle de yapıyorlar. İçtiğimiz sudan kefenimize kadar kullandığımız, yediğimiz, içtiğimiz her şeye vergi üstüne vergi alıyor, zam üstüne zam yapıyorlar. Halk çöp tenekelerinde ve pazar tezgahlarının altına dökülmüş meyve sebze kırıntılarıyla karnını doyurmanın arayışında iken, diktatör Erdoğan ve etrafındaki mutlu azınlık zevki sefa içinde günlerini gün edip, milyar dolarları koyacak yer bulamıyor, ayakkabı kutularına koyuyorlar.

Bu yüzden objektif durum iyidir ve devrime gebedir diyoruz. Gebelikten söz ediyorsak, doğumun da kaçınılmazlığının farkındayızdır. Ama bu doğum, sağlıklı bir doğum mu olacak, ölümcül mü olacak, işte önemli olan burası.

Türkiye-Kuzey Kürdistan proletaryasının ve ezilen halklarının öncüsü bu zor koşullar altında doğru bir politika izlemesi halinde bu zor ve sancılı doğum, nur topu gibi bir devrimin doğmasının yolunu açacaktır. Bu dikenli, engebeli yolları yürürken, asla tek düze bir yürüyüş olmayacağının bilincindedir öncü. Her dönemin, her sürecin kendine özgü sorunları ve çelişkileri vardır. İktidar olmak, bu kendine özgü her bir sürecin çelişkilerini adım adım çözerek ilerlemekle mümkündür. Devrimin müttefiklerini, dost ve düşmanlarını doğru seçmek, kiminle nasıl ve nereye kadar yürüneceği konusunda berrak bir siyasal ve politik düşünceye sahip olmakla mümkündür. Somut gelişmelere göre öncü saflarında kenetlenmekle mükellef olduğu kitlelerin önderlik ihtiyaçları rolünü kusursuz oynamak durumundadır. Ve her durumda, siyasal önderliğe bağlı iyi bir komutan gibi taktiklerini belirleyerek, genel stratejisi doğrultusunda mücadelesini daha üst boyutlara taşımak, kitleselleştirmek zorundadır. Günümüz dünyasında ve özel olarak da Türkiye-K. Kürdistan’da süreci iyi takip etmek, objektif ve subjektif durumu doğru tahlil etmek önemlidir.

Faşizmin ağır saldırıları karşısında inim inim inleyen kitlelerin kendiliğindenci hareketlerinin baş göstermeye, korku çemberinin kırılmaya başlandığı bu dönemde, mücadeleyi sosyalizmle taçlandırmak mümkün değilse ( ki öyledir ne kitleler buna hazır, ne de proletarya partisi de dahil. öncü iddiasında olan subjektif yapılanmalar buna hazır), bölük pörçük yükselen bu hareketlerin, faşizmin pençesi altında ezilmesine müsaade etmeyerek, devrimin geleceği ve halkın çıkarları adına, gurup menfaatlerinden sıyrılıp, ortak devrimci- demokratik bir mücadele örgütlülüğünün yaratılması kaçınılmazdır. Proletarya partisi bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek durumundadır. Bugüne kadar atılmış olan adımlar elbette değerli ve kıymetlidir. Daha da ilerletilmeli eksiği, gediği kapatılmalıdır. Gemi ağıza almış olan faşizmin kural tanımaz saldırıları karşısında, sağlam barikatlar kurmak, kararlı bir mücadele yürütme konusunda siper yoldaşlarımızla sürece dair konuşup ortaklaştıracağımız pek çok şey vardır, olacaktır da. Kuşkusuz bu, mücadeleyi sistem içine hapsetmeyen, mevcut süreci birlikte omuzlama ısrarımızdan başka bir anlam içeren tartışmalar olmayacaktır. Bizler için her bir nicel birikim, nicel sıçrama, nitel dönüşümün vaz geçilmez ön koşullarıdırlar. Yeter ki bunlar, genel stratejiye hizmet eden, hedefine sosyalizmi koymuş doğru taktik mücadeleler olsun.

MLM ve parti bilinciyle donanmak elzem olandır

Durum iyidir, daha da iyiye doğru gidecektir dedik. Bu kesinlikle bir iyimserlik teorisi değildir. Kitlelerde gelişen somut durumun somut ifadesidir. Bunun geliştirilmesi, sınıf temelinde örgütlendirilmesi elbetteki sınıfa öncülük eden proletarya partisinin görevidir. 50 yıllık deney ve tecrübeleriyle, seceresi ve soyağacı belli olan MLM rehberliğinde yol alan, Kaypakkaya güzergahında ilerleyen, düne çakılıp kalmayan, günle yetinmeyen geleceğe göz dikmiş bir öncüye sahiptir Türkiye -K. Kürdistan proletaryası ve ezilen halkları. Ciddi ve kökleri derinlerde olan, zorlu fırtınalara göğüs germiş bir proletarya partisinden söz ediyoruz. O gücünü hiç kuşkusuz MLM ideolojiden alıyor. Her partide olduğu ve olacağı gibi Türkiye-K. Kürdistan proletaryasının öncüsünün de eksiklikleri, hataları ve yetmezlikleri vardır, olacaktır. Bunlar hiç kimseyi korkutmamalı, umutsuzluğa sevk etmemelidir. Öncelikle bunu anlamalı, günümüz şartlarında hiç bir sorunun öncünün birliğiyle oynamanın gerekçesi yapılamayacağını bilince çıkarmalıyız. Doğal olarak MLM ve parti bilinciyle donanmak elzem olandır.

Parti bilinci, proletarya ve ezilen halkların çıkarlarını bütün her şeyin üstünde tutma bilincidir. Kendi açımızdan, sürece müdahale etme ve ilerletip sosyalizmle taçlandırmanın yolu bu bilinçle yürümekten geçer. Yani yüksek bir kolektif örgüt birliği ve bilinci ve kitlelerle birleşme. Bugün ihtiyacımız olan tam da budur. Yaygın bir küçük burjuva nüfusa sahip olan ülkemizde bunun zorluğunun elbette ki farkındadır proletarya partisi. Ama her zorluğun aşılacak bir yolu, yöntemi de vardır. Bunun ideolojik temeli MLM rehberliğinde, Kaypakkaya güzergahıdır. Buna sahip olmak demek, her zorluğun üstesinden gelmek demektir. Bu ruh, bu bilinç ve bu iradeyle donanmış, olumlu, olumsuz yığınlarca tecrübe biriktirmiş ve bir çok örgütsel badireler atlatmış olan proletarya partisi, bütün zorlukları atlatacak ve sosyalizm zaferini halklarımıza müjdeleyecek iradeye sahip tek partidir. Bu bir ajitasyon değildir. 50 yıllık Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketinin ortaya çıkarttığı gözle görülür gerçekliğin ta kendisidir.

Evet durum iyidir. Faşist diktatörlüğün bütün akıl almaz saldırılarına rağmen, halkımız, faşizmi döktüğü kanda boğmanın adımlarını atıyor. Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketi ve Kürt Ulusal Hareketi halkın gelişmekte olan mücadelesinde ortak saf tutmanın yollarını arıyor. Faşizme karşı ortak bir mücadele ağı örülüyor. Durum iyidir. Daha da iyi olacak. Proletarya partisi bu mücadele içinde yaralarını sarıp, komünistlerin kaçınılmaz ilkeli birliğini ve sosyalizm yürüyüşünde mücadeleyi omuzlayacak olan ve o mücadelenin gerçek sahipleri olan kitlelerle birleşmeyi mutlaka, ama mutlaka başaracaktır. Durum iyidir yoldaşlar. Yeter ki uykuda ki horlamanın yerini diş bileyen homurdanmaların aldığını duyalım ve o sese bilinçlice sesimizi katıp, hareketi akması gereken mecraya doğru yönlendirme yetisine sahip olalım.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale