
“Bir ihtimal daha var, Adem’i nüfusa geç yazdırmışlar”
Tarihe, mitolojiye ve inanç sistemlerine duyduğum ilgiyle, okuduklarım, izlediklerim ve dinlediklerim ışığında insanlığın tarihini anlamaya çalışıyorum. Bu merak, geçmiş ile bugün arasında insanlığın üretim, toplumsal birikim ve kolektif deneyim yolculuğunu anlamaya vesile oluyor, geçmişin taşlarında, motiflerinde ve ritüellerinde bugüne uzanan bir köprü kuruyor.
Semavi dinlerin anlatısında insanlık Adem ile başlıyor ve bu tarih yaklaşık 6 bin yıl öncesine yerleştiriliyor. Adem’in nüfusa yazılması, yani insanlık tarihinin kronolojik olarak kayda geçirilmesi de buradan başlatılıyor. Bu hesap, Tevrat’taki nesil listeleri ve İslam tarihçiliğinde yapılan kronolojik yorumlardan çıkıyor. James Ussher’in M.Ö. 4004 tarihini veren çalışması da bunun bilinen örneklerinden biri.(1)
Urfa yakınlarındaki Göbekli Tepe, bilimsel tarihlendirmeye göre M.Ö. yaklaşık 9600–9500 yıllarına ait. Yani Adem’den en az 6 bin yıl öncesine uzanan bir topluluk izinden söz ediliyor. Burada köy, ev ya da tarım kalıntısı yok, ama tonlarca taş, üzerlerine işlenmiş hayvan figürleri ve semboller var. Bu işlerin arkasında büyük bir kolektif emek olduğu anlaşılıyor.
Okuduklarıma göre şunu sorgulamadan edemiyorum: Eğer kutsal metinlerde anlatıldığı gibi Adem ilk insansa, bu Göbekli Tepeliler kimdi? Adem’in çocukları mıydı? Yoksa Adem’den önce mi yaşıyorlardı? Eğer Adem’den önceydilerse, “ilk insan” tanımı ne kadar geçerli olur? Bu sorular yalnızca inançla ilgili değil; aynı zamanda tarihin nasıl yazıldığına dair bir sorgulama sağlıyor.
Arkeolojik keşifler ve yeni bulgular, insanlık tarihini yeniden değerlendirmeye zorlayan bir domino taşı gibi çalışıyor, her yeni açıklama veya keşif, mevcut kronolojiyi sarsıyor, eski bilgileri yeniden yorumlamamıza ve tarihin yapısını baştan kurmamıza yol açıyor. Bu süreç, sürekli bir bilgi reseti ve yeniden anlamlandırma çabası yaratıyor yeni bulgular, yeni anlayışlar ve anlam verme çabaları, insanlığın tarihine dair sabit varsayımları esnek bir şekilde yeniden diziyor.
Marksist bakış açısına göre insanlık tarihi üretim ilişkileriyle başlıyor. İnsan önce üretir, sonra düşünür, ardından bunları sembollere ve anlatılara dönüştürür. Göbekli Tepe’de görülen, önce ortak emek, ardından sembolik anlatıların ortaya çıkmasıdır. Henüz devlet, sınıf ya da özel mülkiyet yok. Bu da toplumsal yaşamın semavi dinlerdeki 6 bin yıllık zaman çizelgesinden çok daha önce başladığını düşündürüyor.
Kutsal metinlere dayalı “6 bin yıl önce ilk insan” anlatısı ile arkeolojik veriler arasında binlerce yıllık bir fark var. Göbekli Tepe’nin taşları, işlenmiş hayvan ve insan figürleri, kabartmaları ve sembolleri, geçmişin derinliğini, insanın kolektif yaratıcılığını ve toplumsal düzen kurma çabasını gözler önüne seriyor. Bu mekân, binlerce yıl önce yaşamış insanların düşünsel ve ritüel dünyalarını sessiz bir şekilde anlatıyor; insanın evrimine dair bildiğimizi sandığımız hikâyeleri yeniden düşünmeye zorlayan bir ayna gibi duruyor. Tarih sadece kitaplarda değil, taşlarda, motiflerde, sembollerde ve kolektif hafızada saklı olabilir bizler bu kadim hikâyeleri yeniden keşfetmeye çalışıyoruz.
James Ussher Kimdir?
1)17. yüzyılda yaşamış, İrlandalı Anglikan başpiskoposu ve tarihçi. En çok bilinen çalışması Ussher Kronolojisi’dir. Bu kronoloji, Tevrat’taki nesil ağaçlarından yola çıkarak dünyanın yaratılış tarihini M.Ö. 4004 olarak hesaplamasıyla ün kazanmıştır. (James Ussher Vikipedi)








