Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi yazdı: Post Modern Yapı-Söküm Bağlamında Devrimci Siyasetin Değişen Doğası Üzerine Tezler- 3

Geleneksel örgüt kültüründe politik kimlik esas olarak kamusal alana denk düşen örgütsel işlev etrafında kendisini gerçekleştiriyordu. Post modern dönemde ise politik kimlik rol ve imaj oluşturma çabaları etrafında cereyan etmektedir.

Derin sınıfsal çelişkilerin kaynağı olan bir coğrafyada bu toplumsal sorunlardan kaynaklı hoşnutsuzlukların örgütleyicisi olması gereken sosyalistlerin yeterince gelişememesinin sebeplerinin, bizim sahip olduğumuz geleneksel paradigmaların yol göstericiliğindeki siyasetten bağımsız olan maddi koşullar ile fazla bir alakası olmadığını burada belirtmek istiyoruz.

Günümüzde toplumsal bilinç sürecinin içinden geçtiği tarihsel evre belki post-modernist özellikler gösterebilir ama kim bizlere diyebilir ki; kapitalizmin tarihi boyunca her peşi sıra gelen toplumsal bilinç, verili maddi yaşamın temelinde yatan gerçek yasalardan ters durmuyordu diye? Dikkat edilirse eğer, bir kısım gelenek güçlerimizin politika yapma dilinin post modernizmin kimlik siyasetine angaje olması, sınıf mücadelesi süreçlerinde yaşanan çeşitli yenilgi dönemleri sonrasına denk geldiği anlaşılacaktır. Siyaset dil ve praksisindeki post yapısal değişimin sebebi, sosyalist demokrasi mücadelesinin örgütsel formasyonunda yaşanan güç kayıplarının yani sıra, eşitsiz ve zor koşullarda ortaya çıkan sınıf mücadelesinin sorunlarını çözebilecek bir kavramlaştırma yeteneği ve potansiyelinin bir düşünsel evrim yoluyla biriktirilip kolektife mal edilememiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Klan-aile ilişkilerini uzun süre bağrında taşıyan siyasal çevrelerin, post modern yaşamın getirdiği bilinç karmaşasını kendiliğinden algılayıp çözümlemesi beklenmemelidir. Bölgesel-kültürel homojen özellikler gösteren ve insanlık tarihinde ortaya çıkmış en büyük bilimsel anlatı olan işçi sınıfının öğretisi yerine yereldeki sosyal farklılıklardan beslenen politik kesimler bilinçsiz bir şekilde post modernizmin yapı sökümüne uğrayan nesnelere dönüşmektedirler. Evrensellik ile yerellik, proletarya enternasyonalizmi ile hemşehrilik ve devletli toplumlara karşı tutum ile hükümetlere karşı tutum arasındaki sınırların belirsizleştiği toplumsal kesimler bu sürece teslim olmuş sosyal kategoriler arasına girmektedirler.

Bir politik hareketin toplumsal hayatın getirdiği acil sorunlar karşısında devrimci çözüm kabiliyeti gösterebilecek bir örgütsel kültür yaratamamış olması kabul edilebilir bir şey değildir. Doğal olarak söz konusu sorun nezdinde toplumun çoğunluğu tarafından kanıksanmış olan dönemin burjuva ana akımının kavramlaştırılmaya çalışılmasının sonuçları da kendisini çözümsüzlük olarak gösterecektir. Kaldı ki post modern etkilerin toplumsal ve örgütsel yaşam içerisindeki varlığının kavramlaştırılması, post modernizmin kendisini tarif etme biçimindeki belirsizliği nedeniyle oldukça zor ve karmaşık bir iştir. Reformizm ve revizyonizme karşı mücadele sorunu modernite döneminin bir sorunu olarak karşıtlarıyla farklılıklarının tarif edilebilinir olduğu ve kendini gerçekleştirmede her ne kadar kamuflaja ihtiyaç duysa da nedensellik ilkesi temelinde sınırlarının kavramlaştırılabilinir olduğu bir gerçektir. Ama hiçbir süreci tamamlanmış olarak görmeyen ve aralarında kavramsal bağlaşıklar bulunmadan gerçeğin tarifinin bütün kesimler tarafından ortak görecelilikle elde edilebileceğini iddia eden bir akımı tarif etmek kolay olmasa gerek.

Bu anlamda post modern yapı-bozum kendisini ilk olarak ideolojik açıdan zayıf düşmüş savunma hattındaki bu mevkilerden içeriye girmek suretiyle göstermektedir. Şapkadan tavşan çıkarır gibi ortaya atılan bütün kimlikler hızlıca değişmekte ve onaylanmaktadır artık. Örgütsel kültürel normların ve sınıf içgüdüsünden beslenen yükümlülüklerin son yıllarda erozyona uğraması nedeniyle geleneğimiz saflarındaki bazı bireylerde yönetimsizlik ve patolojik kişisel çıkışlarda artış eğilimi gözlemlenmektedir. Herhangi bir moral değerini ya da ideolojik eğilimi diğer şeylerden ayırmayı sağlayan ölçülerin kaybolmaya yüz tuttuğu ve bu anlamda insanın bilinçli seçimlerinin sınıfsal doğası belli olmayan bir istenç ile yer değiştirdiği koşulların tarifini yapmaya çalışıyoruz. Geleneksel örgüt kültüründe politik kimlik esas olarak kamusal alana denk düşen örgütsel işlev etrafında kendisini gerçekleştiriyordu. Post modern dönemde ise politik kimlik rol ve imaj oluşturma çabaları etrafında cereyan etmektedir. Böylece kimlik oluşturmada emeğin yerini rol yapmak, pratiğin yerini imaj ve üretken kaliteli zamanın yerini ise niteliksiz zaman almaktadır. Aynı zamanda değer oluşturmak yada erdemli bir davranışı pratikte gerçekleştirmek yerine, onun saygınlık getiren sonuçlarını talep eden bir tarzda virtüel ağlardaki imajını yapay bir şekilde üretmek mümkün olur bir hale gelmiştir.

Kaypakkaya geleneğinin çevresinde politik öz geçmişi olan birçok bireyin sosyal ağlarda kendisini kurumsallığın yerine koyması ve bireysel öz geçmişini pazarlaması böyle zeminde gerçekleşmektedir. İdeolojik sağlamlılığa bir kanıt olarak ileri sürdüğü ölülere bağlılık gösterisi, bir kültür/değer kategorisinden çok kendi post modern bireysel anlatısının bir eşyasına hızla dönüşmektedir aslında. Bu anlamda gelenek saflarındaki şehit anma ritüellerinin post modern yapısallık kazanmış niteliği hakkında ayrıyeten akademik bir makale kaleme almanın elzem olduğunu buradan hatırlatmak isteriz. Çürüme arttıkça kutsallığa tapınmanın bir moda haline gelmesinin sebebi post modern politik kimliğin berduş zamanları sevmesinden ileri gelmektedir. Bir tiyatronun sahnesinde oyun karakteri oynar gibi devrimci kimlik devşirmek sınıf bilinçli proleterlerinin işi olamayacağı açıktır.

Gerçek hayatta üretmeyenlerin birbiriyle uyumsuz farklı kimliklere sahip olması mümkün olduğu gibi, somuttan köklü olarak soyuta ve bir şeyden alabildiğince hiçbir şeye doğru dönüşmeleri de mümkün olabilmektedir. Abartılı görecelilik, belirsizlik, heterojenlik, kargaşalık ve parçalanmışlığın hakim olduğu bir politik dünyada post modern çağın kurtarıcı Mesihleri yerden biten mantarlar gibi çoğalmaktadırlar. Birkaç asırdır ahlak ve sanat birbirinden ayrılmış olmasına rağmen eski kır serüvenlerinin edebi anlatımı sihirli bir şekilde kutsal ikonlar suretinde cisimleşmektedir. Artık “Kimsiniz?” sorusuna verilen cevabın sınıfsal ve sosyal rollerdeki karşılığının yerini kocaman bir ego almaktadır. Çünkü kişilik kavramı, sahip olunan şeylerle ölçülen pazar arayışındaki bir meta gibidir artık.

Tarihin akışının maddi yasalarını keşfetme yönlü ortaya çıkmış olan bütün bilimsel çaba ve büyük anlatıların içini boşaltıp değersizleştiren post modern sol siyaset ve söylem tarzının materyalist çözümlemeler yoluyla işçi sınıfı nezdinde teşhir edilmesi birinci görev olarak kendisini dayatmaktadır. Eğer bugün komünist hareketin etkisi altındaki bazı demokratik kurumlarda bile bilimsel sosyalizmin ilkelerinden şüphe, inançsızlık ve küçümseme duyma yönünde eğilimler gelişebiliyorsa hala, bu bahsini yaptığımız ideolojik mücadelenin yeterince verilmiyor oluşundan kaynaklanmaktadır.

Bugüne kadar ortaya çıkmış olan nesnel anlatım külliyatının bir kurmaca olabileceği yönlü yaşanan bilinç karmaşasının tarihsel maddeci tahlilini yapamazsak eğer, post modern düşünsel aldatmacalar karşısında proleter cephenin barikatlarında önemli gedikler açılmaya devam edebilir. Başka bir söylemle ifade edersek aslında son burjuva seçim sürecinde güçlü bir şekilde esen reformizm rüzgarları, daha önce post modern yapı-söküme uğramış olan gediklerden içeriye girmektedir…

(Devam edecek.)



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale