Connect with us

Makale

Dil, Bilinç, Bilinç Dışı, Özne ve İrade Üzerine- 2

Dolayısıyla, çelişkinin mutlaklığı göreliliği belirlediği kadar, görelilik de çelişkinin mutlaklığını belirler. Bu anlamıyla, belirli bir tarihsel kesit için bilinç dışı çelişkinin mutlaklığı tarafından belirlenirken gerek bireysel ve gerekse toplumsal bilinç görelilik tarafından belirlenir.

Mutlaklık göreliliğin aynasıdır. Varlığın içinde göreli karşıtlıklar biçiminde var olduğu evrenin sınırlarına karşılık gelen mutlaklıkla göreli gerçeklik karşılıklı olarak birbirini biçimlendirir ve yeniden üretir. Bu, doğada kendiliğinden bir süreç olarak gerçekleşirken, insan toplumlarında üretim ilişkilerinin niteliği dolayımıyla gerçekleşir. Mutlaklık ve görelilik arasındaki ilişki, aynı zamanda, olasılık ve olanaklılık arasındaki ilişkinin diyalektiğini de belirler. Çünkü, var oluşun mutlak çelişkisi, maddenin hareketinin evrendeki temel kuvvetlerin birbiriyle göreli bir karşıtlık ilişkisi içinde varoluşundan başka bir şey değildir.

Fakat, yine de bir evren ontolojisi ortaya koyabilmek için mutlaklığı genel teorik bir formülasyonun ötesinde, yani, göreli bir karşıtlığın ötesinde, evrenin başlangıcında bu mutlak çelişkinin hangi parametrelerden oluştuğunu bugün için bilmiyoruz. Örneğin, evrenin oluşum teorilerine ilişkin olarak Big Bang teorisinde bir çok yanıtlanması gereken belirsizlik söz konusudur. Örneğin, bir zerre olarak yoğunlaşmış kütle nasıl oluştu? Bu sorunun yanıtını bugün öngörülen evrenin geleceği ile ilgili varsayımlardan hareketle yanıtlamaya çalışırsak, bir zerre olarak yoğunlaşmış kütlenin karadeliklerin birleşerek bütün evreni yutmasıyla oluştuğu varsayımından hareketle evrenin birkaç kez kendi içine çöküp yeniden oluştuğunu ve Big Bang’ın birkaç kez ve belki de sonsuz bir dizge olarak gerçekleştiği sonucuna varabiliriz. Fakat, böyle bir olasılıktan hareket etsek bile yanıtlanması gereken başka sorularla karşılaşıyoruz. Örneğin, evren, her defasında aynı olasılıklar dizgesiyle mi tekrarlayan bir ontoloji oluşturuyor yoksa, her defasında farklı olasılıklarla biçimlenen bir ontoloji mi söz konusu?

Evrenin oluşumuna ve ontolojisinin evrimine dair mantıksal bir model ortaya koyabilmek için, örneğin ne Hegel’in, ne Marks ve Engels’in ve ne de Vahdet-i Vücud Felsefesi’nin savunucularının varlığından haberi olmadığı anti-madde, karanlık madde, karanlık enerji gibi parametrelerle madde arasındaki ilişkinin diyalektiğine dair başka verilere ihtiyaç var. Bir evren ontolojisine ilişkin, örneğin, şöyle bir varsayımda bulunmak da mümkündür. Belki de evrenin ontolojisinin evriminde anti madde ile madde arasındaki ilişkinin diyalektiği bir tür bilgisayar gibi işlev görerek, evrenin geçmiş tarihinin bilgisinin bir arşiv gibi muhafaza edilmesini sağlıyor ve evrenin her yeniden oluşumunda muhafaza edilen bu bilgi evrenin ontolojisinin biçimlenmesini belirliyor. Böyle bile olsa sorular bu kadarla da sınırlı değil. Örneğin, evren ontolojisi her defasında aynı biçimde mi evrimleşiyor, yoksa, değişen parametrelerle evrenin ontolojisinin evrimine ilişkin farklı olasılıklar mı söz konusu? Bu soruların yanıtlarına bağlı olarak bir evren ve varlık ontolojisi ortaya koyabilmek için bugün için yeterli verilere sahip değiliz. Dolayısıyla, Marks, eldeki verilerle hiçbir zaman bir doğa ve toplum ontolojisi ortaya koymayı denememiştir bile. Engels’in doğanın diyalektiğine ilişkin çalışmaları da ontolojik bir çalışma olmaktan ziyade epistemolojik bir çalışmadır.

Marksizmin özgün çalışma alanı genel olarak toplumlar tarihi ve özel olarak da kapitalist toplumun ekonomi politiği ile sınırlıdır. Bugün, Marksizmin olduğu yerden daha ilerilere taşımak için Lacan’ın ve Ferdinand Saussure’ün dil üzerine çalışmalarıyla, yine Lacan’ın psikanaliz üzerine çalışmalarını, bizim ortaya koyduğumuz yeni bir perspektif üzerinden diğer bilimlerle ilişkisi içinde yeniden değerlendirmek gerekmektedir. Böyle bir çalışma, aynı zamanda, İbn-ül Arabi’ye mal edilen fakat Şeyh Bedrettin’de ondan farklı olan Vahdet-i Vücud Felsefesi’ni de idealizm diye ihmal etmeden Marksist perspektiften ve fakat bizim ortaya koyduğumuz parametrelerle yeniden ele alarak değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü, Vahdet-i Vücud Felsefesi de tıpkı Hegel felsefesi gibi idealist bir öncülden hareket etmesine rağmen varlığın ontolojisine ilişkin olarak özgün bir diyalektik yaklaşım vermektedir. Dolayısıyla, Marksizmin diğer bilimlerle ilişkisi, Marks’ın kendisinin de felsefenin gelişme yönü olarak gösterdiği gibi bütün bilimleri bir tek tarih bilimi olarak birleştirmeyi amaçlayan böylesi bir çalışmayla kurulabilir.

Şimdi, tekrar dil ile bilinç ve bilinç dışı arasındaki ilişkinin diyalektiğini görelilik ve mutlaklık parametreleri üzerinden yeniden ele aldığımızda, öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bilinç ile bilinç dışı arasındaki ilişki, tamamen dilin diyalektiği üzerinden mutlaklıkla görelilik arasındaki diyalektiğin bir izdüşümüne benzer. Burada, mutlaklığın kendisi de tarihseldir ve varlığın ontolojisindeki her göreli değişim, yani evrim, mutlaklığın ontolojisinde de bir değişimin nedeni olacaktır. Dolayısıyla, çelişkinin mutlaklığı göreliliği belirlediği kadar, görelilik de çelişkinin mutlaklığını belirler. Bu anlamıyla, belirli bir tarihsel kesit için bilinç dışı çelişkinin mutlaklığı tarafından belirlenirken gerek bireysel ve gerekse toplumsal bilinç görelilik tarafından belirlenir. Metnin birinci bölümünde, çelişkinin mutlaklığına, göreliliğin ve dolayısıyla olasılık ve olanaklılığın onun kapsamında gerçekleştiği ayna demiştik. Burada, mutlaklığın göreliliği, göreliliğin de mutlaklığı belirlediğini söylerken bununla belirli bir tarihsel süreci kast ediyoruz. Burada, çelişkinin mutlaklığı, komünist toplumun ikinci aşamasına kadar olan tarihsel sürecin tamamında bilinç dışına karşılık gelecektir. Komünist toplumun ikinci aşamasında, özgürlük ve zorunluluk arasındaki çelişkinin sınıflı toplumun ekonomi politiğinin çelişkileriyle birlikte aşamalı olarak ortadan kalkmasıyla bilinçle bilinç dışı arasındaki çelişki de aşamalı olarak ortadan kalkacaktır.

Maddenin hareketinin nedeni çelişkinin mutlaklığıdır. Çelişkinin mutlaklığıyla başlayan hareket göreli biçimlere bürünür ve yine çelişkinin mutlaklığıyla karşıtına dönüşerek kendi kendini yadsır. Mutlak doğrunun bu kesintisiz akışı evrensel iş de diyebileceğimiz evrenin, doğanın ve toplumların evrimine karşılık gelir. Sınıflı toplum tarihi içinse çelişkinin mutlaklığı, köleci toplumda köle ile efendi, feodal toplumda serf ile toprak beyi, kapitalist toplumda emekle sermaye arasındaki karşıtlığa karşılık gelir. Dolayısıyla, sınıflı toplumda, çelişkinin mutlaklığına karşılık gelecek bir biçimde dil de hem söylem olarak hem de pratik olarak bölünmüştür. Her farklı sınıflı toplum biçiminde devlet dili ve söyleminin karşısında bir halk dili ve söylemi vardır. Komünist partisinin Marksizm kılavuzluğunda işlemesi gereken tarihsel materyal, halk şahsında ete kemiğe bürünmüş toplumsal bir ontolojiye de karşılık gelen bu halk dili ve söylemidir.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale