
Dört parçalı Kürt ulusunda şu an birlik yok ama bir iç çatışma da yok. En güçlü parça, Kürt nüfusunun en kalabalık olduğu kuzey parçasıdır. Bu parçanın güçlü olma durumu, en çok nüfusa sahip olmasına değil, ulusun burada modern, milli bir bilinçle donanmış ve de örgütlü, zinde bir güç haline gelmiş olmasına dayanıyor. Kuzeydeki bu gücün tüm Kürt Ulusu tarafından birinci derecede ciddiye alındığı açıktır.
Kuzey, Rojava’da yüz bin kişilik bir orduya, güney ve doğu parçasında ise önemli bir kitle desteğine sahip bulunuyor. Kuzey, aynı zamanda Türkiye’de önemli bir kitle desteğini arkasına almış durumda.
Dört parçalı Kürt milleti ve onun bugün aktif sözcülüğünü yapan Kuzey, Kürtlerin haklı olduğuna inanan koca bir dünyanın desteğine sahip. İsrail ve Amerika başta olmak üzere tüm batılı emperyalistler, dünyanın bu desteğini göz önünde bulunduran, ona ters düşmemeye özen gösteren bir Kürt yanlısı siyaset izliyorlar. Bu siyaset, onların Ortadoğu’daki siyasetlerine de denk düşüyor. Çin ve Rusya’nın başını çektiği emperyalist blok da Kürt sorununun çözümü doğrultusunda hareket ediyor.
Dibde köşede kalmış en küçük ulusların bile devletleştiği bir dünyada, kırk milyonluk devletsiz bir Kürt varlığı, ciddi bir dünya sorunu olarak dünyayı düşündürüyor.
Kuzeyde, kadını da kapsayan uzun süreli gerilla savaşı, kitle hareketleriyle birlikte, müttefiklerini çoğalttı, ulusu zinde bir güç haline getirdi. Ezen ulus egemenleri arasındaki çatlağı genişletti, merkezi devlet gücünü zaafa uğrattı. Ezilen ulusun direnişini ‘bebek katilliği” yaftasına indirgeyen egemenlerin en saldırgan ve en terörcü kesimini bile “bebek katilliği” yaftasını indirmek, onun yerine “kurucu önderlik” ibaresini geçirmek zorunda bıraktı.
Kuzey, ordusunu lağvetmedi. Bunu yapmış olsaydı, tarihinin en büyük hatasını işlemiş olacaktı. Bunun yerine, sembolik bir tüfek yakma gösterisinde bulundu ve kuzeydeki mevzilerinden geri çekildi. Bu gösteriye, sıkışan Türk egemen sınıflarının da ihtiyacı vardı. Milliyetçilikle zehirledikleri Kürt karşıtı kitlelere, “bakın terörü yendik, silahlarını yaktırdık,” deme ve gelecek muhtemel tepkileri önceden önleme fırsatını buldular. Yoksa Kürtlerin ordularını lağvetmeyeceklerini ve bunda ısrar etmenin bir sonuç vermeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Onun için “hey kuzeyden çekilenler ile Rojava’dakiler, silahlarınızı getirin teslim edin,” diye ısrar etmediler.
Şu anda durum nedir?
Dünyanın öte yanından görebildiğim kadarıyla orta yerde, son derece ağır bir kazan ve içinde de fokur fokur kaynayan bir çorba var. Kazanın bir yanında, silahlarını paltolarının altında gizleyen kuzeyli Kürtler, diğer yanında da süngüsü düşmüş Türk egemen sınıfları oturuyor. Kürtler, “Alın, kazanı içindeki çorba ile size verdik, biz bir şey istemiyoruz,” diyorlar. Diyorlar ama kazanı kaynayan o haliyle kafaya dikip içmek mümkün değil. Üstelik, kaşık Kürtlerin elinde.
Çocukluğumda sık sık söylenen, “hatırı sayılır” bir atasözü vardı: “Kürtten olsa evliya, koyma onu avluya.” Kürt şu anda avludadır. O avluda ne zaman devletleşeceğini hiçbir müneccim bilmiyor. Egemen sınıfların bitip tükenmez kurnazlıkları ile bunların Kemalist kanadının geçmişi sürdürme inadı, bu işin kolay olmayacağını gösteriyor.







