
“Sükûnet” son budu, buluyor. Gök kubbe çalkalanıyor, dünyada yeni emperyalist düzen kuruluyor. Biçimi eskinin tekrar olmayacağı kesin olan yeni paylaşım savaşı yeni biçimiyle başlamış, boyutlanmaya aday olup buna adım atmıştır. Trump’un ‘’Uluslararası hukuk beni bağlamaz’’ mealindeki beyanı, savaşa davet olduğu kadar, dünya tiranlığında iddialı bir meydan okuma beyanıdır.
Kantara çıkan Trump ABD’si Venezuela eylemi ve ilgili beyanla emperyalist dalaşta çıtayı yükseltmiştir. Siyonist İsrail’e ‘’dövdürüp’’ kendisine teslim olmaya koşullayan masayı kurmuştur.
Trump’un emperyalist ABD’si, teslim olmayan, söz dinlemeyen ve “Önce Amerika” doktrinine ters davranan her liderin, her gücün ve her devletin “demir yumruğun” hışmına maruz kalacağını ilan etmektedir.
Trump ve ABD Emperyalizmi…
Lakin görece sessizliğe gömülmüş olan Rusya ve Çin emperyalistleri mutlaka ses yükseltecektir. Karşı hamle yapmaları, varlık gerekçeleri kadar zorunludur; sermayenin ve emperyalizmin doğası bunu şart koşar. Rasyonel olarak, ilgili emperyalist blok ve güçlerin Trump ABD’sine karşı etkili bir karşı hamle sürecine girmeleri gerekir. Tabii ki havlu atıp Trump tiranlığına boyun eğmedikleri, kabuklarına çekilmeyi kabul etmedikleri sürece! Bunu kabul etmeleri tasavvur edilemez. Karşı hamle yapmaları kaçınılmazdır. Ancak etkili olup rest çekme anlamına gelecek bu hamlenin, tüm vahşiliğiyle büyük bir savaşın fiilen başlatılması anlamına geleceği bilindiğinden, “ince eleyip sık dokumaktadırlar.” Ne var ki girilen koridorun sonu, o savaştan başka bir yere çıkmıyor; ertelense de eninde sonunda zırhlar kuşanılarak savaş sahasına çıkılacaktır…
Emperyalist haydutlar, dünya savaşı ve pazar paylaşımı için hazırlanıp bunun için zemin döverken, daha büyük devletleri ve güçleri yanına almak için Kürtlerin ezilip katledilmesini ikincil sorun görmekte, büyük devletleri Kürtlere tercih etmektedirler. Halep Kürt mahallelerinde yaşanan Kürt katliamı bunu teyit ediyor. Colani başkanlığındaki Suriye devleti Halep’in iki mahallesinde yaşayan Kürtlere dönük büyük bir katliam saldırısı yürütmektedir. İran’daki iktidar karşıtı gösteriler vesilesiyle, İran devletini tehdit eden Trump iktidarı/ABD emperyalizmi aynı ‘’duyarlılığı’’ Kürt müttefiklerine göstermemekte, Halep’teki Kürt katliamı karşısında üç maymunu oynamaktadır.
Kürtlere HTŞ Çetelerini Tercih Eden Kemalistler…
“TC” devleti/Erdoğan sultası ise bu katliamlarda baş kışkırtıcı, Kürt düşmanlığı, Colani/HTŞ lehine katılımcı bir aktör olarak yer almaktadır. Üstelik Kuzey Kürdistan Kürtleriyle barış-çözüm süreci yürütürken, bununla eş zamanlı olarak ırkçı-tekçi faşist milliyetçilikle tipik Kürt düşmanlığı sergilenmektedir. Taviz veren, ödün vermekte bonkör davranan Kürtlere bu düşmanlık sergilenmektedir. Kürtlere teslimiyet dayatmaktadır. En önemlisi de sınırları dışında veya Suriye devlet sınırlarına zorla dahil edilmiş olan Kürt topraklarında bu saldırganlığı, düşmanlığı yapmakta, orada Kürt katliamını planlayarak, destekleyerek ve bizzat rol alarak gerçekleştirmektedir. Gözü körelmiş ilkel Kürt düşmanlığı sadece Erdoğan-Bahçeli iktidar sultasıyla sınırlı değil, tekçi paradigmanın piri olup şimdi muhalefette demokrat kesilen CHP ve Kemalist şürekâ tarafından da propaganda edilmekte, en azgın şoven milliyetçilik sergilenmektedir, Halep mahallelerindeki Kürt katliamı karşısında ya da ora Kürtlerine karşı. HTŞ ve Colani’yi Kürtlere tercih eden bu Kemalist şürekâ, bu ırkçı-şoven Türk milliyetçisi güruh, TV programlarında en ırkçı bir milliyetçiliği resmetmektedirler. Lakin yarın HTŞ/Colani çetelerinin yeni bombalamalarıyla, Erdoğan’ın kirli komplolarını icra ettiklerinde, aynı şoven milliyetçiler kimleri Kürtlere tercih ettiklerini acı deneyimlerle tecrübe edeceklerdir. Ettiklerinde ilkel milliyetçiliğin körelttiği beyinlerine tükürürler mi göreceğiz…
“Kürtlerin’’ Trajedisi…
Daha acı ve tam manasıyla trajedi olan ise şudur; Halep’te Kürtler katledilirken ve Kürtler meşru müdafaa haklılığıyla silaha sarılıp savaşırken, öte taraftan ırkçı-tekçi-faşist Türk milliyetçiliğinin bitip tükenmek bilmeyen Kürt düşmanlığı her vesileyle ‘’iti ölüsü’’ gibi kokarken, Kürt siyaseti ve aktörlerinin ‘’silahlı mücadelenin/savaşın miadı dolmuştur’’ deyip silahları/savaşı bırakmaları ve hatta örgütsel varlıklarını feshetme kararı almaları büyük bir şuur yitimi değilse, nedir…
Savaş geçersizdir diyerek savaş gerçeği yok edilemez. Dünya tepeden tırnağa silahlıyken, silahlar devreye sokulup aşama, aşama denenirken ve emperyalist haydutluk, barbarlık ve hegemonya zıvanadan çıkmışken, silahlı mücadele/savaş dönemi bitmiştir demek akla aykırıdır. Siz savaş yok deseniz de o dört başı mamur yaşanıyor. Siz silahın dönemi bitmiştir deseniz de daha büyük silahlar üretilerek uygulamaya koyuluyor. Siz silahlı mücadele ve savaş yoluyla yol alınmaz deseniz de tüm dünya silahlanarak, modern teknolojiyle donatılmış ordular kurarak egemenlik inşa ediyor. ‘’Ordusu olmayan bir halkın hiçbir şeyi yoktur/olamaz’’ sözü bugün bir kez daha ve daha kuvvetle doğrulanırken, silahların dönemi bitmiştir demenin hükmü yoktur. Sözlerle gerçeği değiştirmek olanaksızdır.
Gerçeğin dili farklıyken, gerçeği reddetmek ve gerçeği hayal dünyamızla kurgulamak kifayetsizdir…









