
Bugüne kadar ki sağ duyularımızın canımızı acıtmasını göze alamadan işe yarar bilgiye ulaşamayacağız. Her şeyin mutlak bir nedeni olduğuna dair determinist bir yöntem, maddelerin evrensel iç yasalarıyla uyumlu çalışmıyor. Evrensel gerçeklik kendisini mutlak bir fenomen olarak gerçekleştirmez. Enerjinin tek bir formda hareket etmemesi, parçacıktan dalgacık paketlerine doğru davranış modeli şeklindeki değişim ve dönüşümünün stabilize edilmesine dair imkansızlıklar, gerçeğin tamamlanmış/tanımlanmış bir model olarak sunumuna engel teşkil etmektedir.
İdeolojilerle ilişkilerimiz, bazı politik görüşlerimiz, savunduğumuz hukuk ve ahlak anlayışlarımız birer yanılsamadan ibaret olabilir. Çünkü varlıklar aleminin özündeki anlaşılmaz yasalar, mantığımızın, öngörülerimizin, sezgilerimizin ve sağ duyularımızın tersi yönünde davranıyor. Bizler, kenar sınırları ve ölçüle bilinir derinliği olan statik politik dünyamızın içinde, tıpkı gölde yaşayan birer sazan balığı gibi olabiliriz. İşin en trajik tarafı, bizi uyandırmak için kıyılarımızda gezinen bilim insanları hiçbir zaman olmayabilir. Biz baldırı çıplaklar umurlarında değiliz Burjuva akademisyenlerin. Bizim bir sazan olarak yaşadığımız göl/parti evrenin dışındaki büyük evrende yaşayan bilim insanları da çoğunlukla esir düşmüşler.
Parçalanmış post modern partiküllerin yönettiği yabancı bir gezegenin sakinlerine dönüşüyorlar hızla. Onlarda kurtuluş sorunu yaşıyorlar. Köle Spartaküs’ün çarmıh acıları, bizlere tamamlanmamış insan öğretisinin güçlü mesajlarını vermeye devam ediyor. İnsan olmakta ısrar yönündeki tarihsel köklerimiz sağlamdır. Bizim, içimizdeki bir sazanın ileri çıkıp, yaşadığımız gölün kıyısından küçük evrenimize bakan düşünsel çılgınlığına ihtiyacımız var. Dünya devlet örgütlerinin halk sağlığını koruma iddialı psikolojik hareketlenmesinin altında yatan en az sebep, insan ettiğidir.
Virüsün yıkım mutasyon değerleri, yayılım hızı ve kapladığı hacim, kâr amaçlı üretimi belirsiz bir süre için park etmeye zorlaması gibi potansiyeller taşıdığı için seferber olunmuştur. Burjuva sınıfının yaşlı olması, pandeminin başlangıç dönemlerindeki reaksiyon noktalarından birisidir. Hindistan ve Nijerya da karantinaya uymayan vatandaşların sokak köpekleri gibi vurulması, bu zihniyetin en kaba örnekleri olarak tarihe geçmiştir. Pandeminin ilk dönemlerinde, kapitalist ilaç endüstrisinin karanlık odakları tarafından tehdit edilen Avrupa’daki bazı bilim adamları ve Türkiye gibi 3. dünya ülkelerinde, sağlık ve diğer yaşam kalım malzemelerine el koyan odakların varlığına dair iddialar, “Yerel Savaş Lortları” öngörüsünün gerçekleşebileceğine dair ip uçlarını bizlere verir. Yarım kalan öngörüsüzlük, her iktidarın karşıtını yaratacağına dair tahminlerdir. Hayat, felsefi ve fizikist anlamda tek bir formasyon senaryosu ile bizleri sınamaz. Karanlığın ve aydınlığın, tarihin bu özel evresinde at başı gideceği son büyük bir dövüşü daha olacaktır. Senaryo arttırıldığında, bizdeki karşılığı “Yerel Savaş Ağalığı” olan savaş lortlarının oluşma olasılığını öngörenler, önemli bir ayrıntıyı hesaba katmıyorlar.
İkili iktidarlar dönemini, yani yayılmacı “Komün Köyler” büküm alanlarını. Pozitif biyo politik değerlerin, mantar gibi yerkürenin her tarafına serpişmesi ihtimali, felsefenin oluşum yasalarına uygunluk arz eder. Ressamın bir tablosu, bize doğanın bütününe dair gerçekliğin sadece bir kesitini verir. Virüs, global üretim ilişkilerinin diplomatik ve pazar dolaşım/ilişki döngülerini takip ederek yayıldı. İtalya ve İran süreci buna en uygun ilk örnekler olacaktır. Hard ve Negri, “İmparatorluk” adlı eserinde, Marks’ın emek kuramının sönümlendiğini, kapitalist üretim döngülerinin bilişim alanını merkezleyip, mekaniğin kenarlara yayılıp gereksizleştiği, ulusların, dolayısıyla devlet ve muhalif yerel devrimci gerilla hareketlerinin tarihin kenarlarından ötelendiği, “Duygusalımcı” ve bilgisayar yazılımcılığı gibi maddi olmayan emek biçimlerinin dünyayı değiştirebilme biyo politiği kazandığı ve nihayet bunu, proletaryanın yerini alan Konditorya sınıfının gerçekleştireceğine dair öngörülerin, erken ilan edilmiş görüşler olduğu ortaya çıktı.
Günümüzde dünyanın her yerinde eğilim kazanan, yiyecek, su, ilaç ve tuvalet kâğıdı üzerinden karikatürize edebileceğimiz temel üretim ihtiyaçlarına duyulan zorunluluk, maddi emeğin bizzat etrafında cereyan etmektedir. Doktorlara, tarım işçilerine, tır şoförlerine ve oksijen aleti üreten mekaniğine duyulan emek gücü ihtiyacı benzeri döngülerin önem kazanmasının sebebi budur. Hayatta kalmak için doğaya mecbur bırakılmış bağımlılık, değişmez bir objektif yasa düzeyinde algılayabileceği bir çağa giriyoruz. Bu durum, Post modern bazı paradigmaların yıkılışını da beraber getirecektir. Maddelerin Kuantum düzlemdeki hareket yasalarının, insan sağ duyusuna ters yönde davranması, siyasi öngörüleri statik bir dünyanın esiri olmaktan kurtarır. Zorunlu insan iş birliği ve dayanışmasının doğurduğu disiplinin, insan çoğunluğu üzerinde sürdürüle bilinir bir gerici doktrinin yönetsel formasyonuna dönüştürülmesi meselesi problemlidir. En azından kapitalist üretim döngülerinin merkezlerinde bunun tercih edilmeyeceğini öngörebiliriz. Üreten ve tüketen milyarların kafasından alaşağı olan küresel erk, askeri, bürokratik, ekonomik ve teknolojik sopa ile dünyayı yönetemez. İdeoloji, kültür ve siyaset üretemeyen, milyarların bunlarla özdeşlik kuramadığı bir dünyayı yönetmek imkansızlaşabilir. Burjuva entelektüalizmi, tarihsel burjuvazinin tarihsel köklerine doğru yolculuğa çıkacaktır. Süreç, savunmada kalma, ideolojik ve kültürel konumlanma ve oradan yeni bir Post modern saldırıya doğru evrilecektir. Uzak olmayan bir gelecekte yeni teoriler piyasaya sürüle bilinir. Bilginin en büyük sınıfsal silah olduğu yeni bir sınıf mücadelesi cağı kapıdadır. Militarizmi ve dolayısıyla yıkıcılığı yadsıyan bilginin iş yapabilme yeteneği değer kazanıyor. Eski paradigmaların ipine sıkıca tutunan politik hareketler gittikçe gereksizleşecektir. Burjuvazi sınıf olarak global düzeyde toparlandığında, sosyalizmin tarihsel deneyimlerinin bir miktarını envanterine katacaktır. Kendisini üretmek ve yönetmek için sosyalizme muhtaçtır.
ANTON EKMEKÇİ…









