
Kadınların tacize karşı kampanya halinde bir mücadele yürütmeleri uyanış ve sağlık belirtisidir. Bunun sürmesi gerekiyor. Ancak yürütülen kampanya linçe vardırılıyor. Hasan Ali Toptaş’a karşı tam bir linç kampanyası yürütülüyor. Bu nasıl oluyor? Kitaplarını almayın, kitaplarını basmayın, Avrupa’yla bağlantılarını kesin daha bir yığın şey. Kitaplar, taciz suçunun taciz hatası veya suçu işleyen herkes eleştirilmeli, ama kitap basımı, yayımı, okunması bunun dışında tutulmalıdır. Kitap linçi tehlikelidir. Masum diye bir sözcük vardır. Bu sadece bir sözcüktür ve insanları masumiyete yönlendirmek, daha az hata veya suç işlemeye özendirmek için kullanılır. Gerçek yaşamda masum insan yoktur.
Linç ve hiçleştirilme eğilimi mücadeleyi zayıflatır. Haklı eleştiriler ve tepkiler, mutlak hiçleştirmeye ve linçe vardırıldığında, gerçek dostlar ile muhasımları ayırt etmek zorlaşır. Tepkilerin gücüne ve pazara bakarak, yazarını anında hiçleyen hiçbir yayınevinin samimiyetine inanmıyorum. Yazarlarının hatalarından veya işledikleri suçlarından dolayı kitaplarını kapı dışarı eden, basmayan, bu anlamda kitapları linç eden, cezalandıran yayınevlerini edebiyat tarihi birer kara leke olarak kaydedecektir.
Sorun göründüğünden daha derindir ve en ileri kapitalist ülkede bile kanayarak kendini hissettirmektedir.
Taciz ve tecavüz sadece aile dışında gerçekleşmez adıl ve yoğunluklu olarak aile içinde gerçekleşir. Evliler arasındaki gönülsüz cinsel ilişki özünde tecavüzdür. Aile, cinsel özgürlüğe karşı işlenen kurumsal bir tecavüzdür. Hayvan öldürmek, yemek, tutsak etmek, yaşam hakkına karşı işlenmiş bir tecavüzdür. İnsanları düşüncelerinden dolayı tutuklamak, düşünce özgürlüğüne karşı bir tecavüzdür. Bu, saymakla bitmez. Kampanyayı yürütenler, masum olmadıklarını bilerek yürütürlerse, çok daha isabetli ve doğru hareket etmiş olurlar.
Toplum, cinselliğini hiçbir maddi çıkar gözetmeksizin özgürce yaşayan kadını orospu diye aforoz ediyor. Mücadeleyi yürüten kadınların ezici çoğunluğu bile orospu sözcüğünü hakaret olarak algılıyor hala. Toplum, emeğini ücret karşılığında satan bir işçi gibi cinselliğini ücret karşılığında satan bir fahişeyi işçi olarak kabul etmiyor. Bırakalım toplumu, kadınların ezici çoğunluğu bile kabul etmiyor.
Namus kavramına sarılıyor herkes. Yüceltiliyor bu kavram. Bu kavram özünde, vajinanın önünde bir bekçiliktir. Mülk ve sahiplik hukukuna dayanır. Bu hukukun olduğu yerde de kontrol, baskı, koruma kollama, taciz ve tecavüz eksik olmaz.
Programını sorunların temeline oturtan bir kadın hareketi, çok daha kucaklayıcı ve dönüştürücü olur diye düşünüyorum.









