Connect with us

Makale

Sol Komünizmin “Yeni” Sapması : “Bizde Çürük Elma Olmaz”

Proleter devrimciliğin temelini salt “bedel ödeme” üzerine inşa etmek onu geliştirmek bir yana kaçınılmaz olarak kendi kendini öğüten bir noktaya götürür. Böyle bir siyasal atmosferin ilk kurbanlıkları her zaman akıl, mantık, sağduyu ve bilimsellik, kazananları ise bağnazlık, fanatizm ,grup narsisizmi ve nihai olarak da yılgınlık olur. Her ağacın kurdu kendi özünden olur, “bizde çürük elma olmaz” anlayışı ağacı içten çürütüp yıkacak hastalıklara gözünü kapamak demektir.

lenin

Pek çok işçi eyleminde pankart ve sloganlar da ( İşçiyiz, Haklıyız, Kazanacağız) ya da devrimci marşların satır aralarında  sıkça karşımıza çıkan haklılık kavramı  devrimci mücadelenin belki de üzerinde yükseldiği en güçlü zemin ve dayanak noktasıdır. Elbette ki hiçbir yalan  gerçeğin kılıcı kadar  keskin ve parıltılı olamaz. Bu keskin kılıcı elinde hakkıyla tutabilmek için de bilimsel bir tutarlılık olmazsa olmazdır. Karl Marks, “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” derken bilmek ve yapmak arasındaki o tarihe kadar devam eden kopukluğa dikkat çekmek istemişti. Aradan geçen 200 yıl ve pek çok deneyimden sonra üzücüdür ki sınıf cephesindeki pek çok devrimci yapının güncele ilişkin teorik ve pratik konumlanışında bu zafiyet hala genel hareket tarzına hakim olabilmektedir.

Bir kesim, siyasal yetkinleşme ve ideolojik berraklaşmayı küçümseyip işin merkezine pratiği koyup gün geçtikçe gerçeklikten kopuk, anti bilimsel fanatik bir biçim alırken, diğer bir kesim ise zoru tamamen gündeminden çıkarıp proletarya diktatörlüğü iddiasını silikleştirip küçük burjuva fikir kulübü ya da ML araştırma enstitüsü biçimine bürünmektedir.

Sınıf hareketinin güçlü zemini olan haklılığı aynı zamanda bilimsel bir doğrulanabilirliği  ifade eder, fakat buradan hareketle proletaryanın uluslararası deneyimleri içerisinde asla hata ve yanlışlara düşmediği gibi bir yanılgıya varılmamalıdır. Alman Komünistlerinin yükselen Hitler Faşizmini ciddiye almaması ya da Yunan- Fransız Komünistlerinin  2. Emperyalist paylaşım savaşı sonrası iktidarı alacak prestije ve ciddi bir güce sahipken onu burjuvaziye teslim etmesi, Rus Komünistlerinin devrim sonrası sınıfların varlığını koruduğunu  ve sınıf savaşımının sürdüğünü yeterince anlamaması vb.  pek çok tarihsel örnek çok ağır sonuçları ile bize bunu açıkça göstermiştir.

Burjuvazi ve proletarya hataları karşısında aldıkları tutumda taban tabana ayrışır. Burjuvazi hata ve yanlışlarının sorumluluğunu asla almaz, sorunların kaynağını kendi dışında görür,  faturayı ezilen sınıflara çıkarıp, kabuk değiştirerek krizlerini aşmaya çalışır. Proletarya ise kibirli bir sınıf değildir, hata ve yanlışlarının analizini açıkça yapar, kendi üzerine düşen sorumluluğu alır ve bunu gelecek zaferlerinin üzerinde yükseleceği bir zemine çevirir. İşte  bundan dolayı proletarya sınıf savaşımı arenasındaki taktik ve stratejilerini diyalektik tarihsel materyalist yöntemle uyumlu ve geçmiş deneyimlerim bilimsel çıkarımlarını hesaba katarak geliştirmelidir. Bu çalışma disiplini bir siyasetin niteliğini anlamada önemli bir kriterdir.

Marksizm’i devrimci yapan onun bilimsel disiplinidir

Proletaryanın kavgası haklının olduğu kadar aynı zamanda doğrunun da kavgasıdır. Böyle büyük bir iddianın temsilciliğine soyunanlar açısından fikirlerinin güncelle uyumlu olması olmazsa olmazdır. Mevcut taktik ya da stratejik doğruların belli periyotlarla sağlamasının yapılmasından dahi “tutarlılık” anlamı yükleyerek kaçınan bir hattı kendine rota edinen hareket güncelle ne kadar  uyumlu ya da bilimsel olabilir ki ? Ülkemiz devrimci hareketinin neredeyse yarım asra dayanan birikim süreci sonrasında bugün hala “Eşcinsellik sınıflı toplumla ortaya çıkmış sapıklıktır”, “Venezüella Sosyalisttir”, “Büyük köylü yığınları ile toprak ağaları arasındaki çelişme baş çelişkidir”  derecesinde “siyaset” üretme(me)si gerçeklikten kopuş ve kendi dar kurgusal dünyasında yaşamak değilse nedir ?

Üzerine konuştuğumuz olguları bilimsel verilerle ortaya koymamız dilersek başvurabileceğimiz bir yöntem değildir. Marksizm’i devrimci yapan onun bilimsel disiplinidir. Bu disiplini rafa kaldırdığımızda geriye bağnazlıktan başka ne kalır ki ? Kendi doğruluğunu, diğerlerinin yanlışlığı üzerinden kanıtlamak esasına göre bir siyaset inşa etmek sol rekabetçilikten başka bir şey değildir. Devrimci siyasetin üzerinde yükseleceği zemin bilimsellik iken devrimciler arası ilişkilerin üzerinde yükseleceği zemin rekabetçilik değil dayanışmadır. Dönem dönem “Düşene bir tekmede sen at” anlayışını da aşan dost yapıların tasfiye olmasından kendisinin güçleneceğini düşünen bağnazlık devrimci hareketin bir kısmı için gelişimini tıkayan ciddi bir safra halini almıştır.

Devrim mücadelesi iç içe geçmiş binlerce taktik aracın armonisi ile somut bir gerçeklik kazanır. Bunu anlayamayanlar geçmişte :“1939’da Hitlerle saldırmazlık anlaşması imzalayan Stalin için ,O bir hain”, “devrim sonrası ekonomik çöküşü engellemek için  NEP siyaseti ile devlet kapitalizmi uygulayan Lenin için, dönek”, “ 1937’de Japon işgaline karşı , Milliyetçi Parti ile Milli Birleşik cephe kuran Mao içinse, revizyonisttir” tarzı tanımlamalar yapmaktan geri durmamıştı. Böyle bir bağnazlık için kendisini çürüten ve boşa düşüren her türlü argümana karşı yegane “kalkan” yaftalamak ve niyet okumak olagelmiştir. Buradan hareketle sınıf hareketinin içinde onun  rotasını burjuvazinin limanlarına çevirme niyetinde olan akımların çıkmayacağı yanılgısına düşülmesin. Elbette bu mümkün ve tarihte bunun pek çok örneği mevcuttur.

Bilimsel Sosyalizm teorisine sahip çıkma ve onu geliştirme iddiası konusundaki çatışmalarda, sol komünistlerin doğru ve haklı olduklarını ispat için sıkça başvurduğu bir diğer yöntem ise “biz bedel ödüyoruz” argümanı olmaktadır. Bir davayı ölümüne savunma yadsınamaz bir direnç noktasıdır. Fakat bu onun doğruluğu için en önemli kriterdir diyebilir miyiz ? Kaldı ki davası için hayatını verme sadece sınıf hareketlerinde değil pek çok gerici ya da ulusal hareketler de benzer hatta dönem dönem daha üst düzeyde  görülebilmektedir. Ülkemiz devrimci geleneğinin belki de en güçlü olduğu noktalardan biri bedel ödemektir. Hapishaneler, gecekondu mahalleleri, işkencehaneler, dağlar dünden bugüne binlerce devrimcinin tereddütsüz direnişine tanıktır. Buradan hareketle devrim için en çok bedel ödeyen hareket sosyalizmi en iyi temsil eden harekettir sonucuna varabilir miyiz ?

Sınıf Hareketinin üzerinde yükseleceği en güçlü zemin haklılığı ve bilimselliğidir

Proleter devrimciliğin temelini salt “bedel ödeme” üzerine inşa etmek onu geliştirmek bir yana kaçınılmaz olarak kendi kendini öğüten bir noktaya götürür. Böyle bir siyasal atmosferin ilk kurbanlıkları her zaman akıl, mantık, sağduyu ve bilimsellik, kazananları ise bağnazlık, fanatizm ,grup narsisizmi ve nihai olarak da yılgınlık olur. Her ağacın kurdu kendi özünden olur, “bizde çürük elma olmaz” anlayışı ağacı içten çürütüp yıkacak hastalıklara gözünü kapamak demektir.

Kökü sandığımızdan daha “derinde” olmayan ayrılıklarımızın bir anda ortadan kalkması elbette mümkün değil muhtemeldir ki pek çoğu biçim değiştirip devam da edecektir, ama özel de komünist öznelerin yarım asra yaklaşan tarihsel miras sonrasında farklılıklarını aynı masada oturup konuşmayacak kadar “geri ve sorumsuz” hareket etmeye hakkı yoktur. Böyle bir merkezileşmeyi ya da bilimsel gerekçeleri ile ayrışmayı ortaya koyma iradesini yaratamayan iradenin elbette geniş kesimlerin çekim merkezi olacak bir niceliğe  dönüşmesi düşünülemez. Yazımızın içeriğinde pek çok ifade ettiğimiz gibi Sınıf Hareketinin üzerinde yükseleceği en güçlü zemin haklılığı ve bilimselliğidir. Bunu yapmanın yolu da bazen aynanın karşısına geçip kendi gerçekliğimiz ile yüzleşmektedir. Ancak böyle ne kadar “genç” ya da “yaşlı” olduğumuzu anlayabiliriz.



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Makale