Connect with us

Makale

Komünistlik Milliyetçilikle Bağdaşmaz

Proletarya enternasyonalizmi, bütün ülkelerden halkların birliği ve bütün ulusların tam hak eşitliği ilkeleri Komünist teori ve Onun kuramcılarının milliyetçiliğe vurmuş oldukları keskin darbe ve milliyetçilik karşısında yükselttikleri bayraktır. Bunda milliyetçiliğin lekesi yoktur. Somut parça devrimi-devrimleri perspektifinin Komünist toplum rotasında biçimlenip nitelenmesini de bu zaviyeden şart koştular. Her parça devrimini emperyalist zinciri zayıf halkasından koparan birer devrim tasavvuruyla ele alıp bu parça devrimlerini proleter dünya devriminin birer parçası olarak, yedeği olarak öngördüler. Bütün bunlarda milliyetçilik aramak, ‘‘öküzün altında buzağı aramaya‘‘ benzer.

Tarih halkalarından koparılarak yorumlanamaz, açıklanamaz. Tarihsel zorunluluk ve gerçekleri atlayarak tarihi doğru okuyamayız. Kimi cılız hataların dayanak yapılmasıyla devrimci tarih çarpıtılıp mahkum edilemez. Son zamanlarda yaygınlaşarak nüfuz kuran hatalı bir eğilime tanık olmaktayız. Bilimsel normlara oturmayan iddialarla Komünist teori ve mücadele tarihinin milliyetçilik özrü taşıdığı propaganda edilmektedir. Kılçıklar üzerinden iskelet gömülmektedir… Komünist tarihin milliyetçi olduğu savları esasta bir zorlamadır.

Komünist teoriye milliyetçilik damgası vurmak kaba bir kara çalmadır. MLM kuramının büyük öğretmenlerini milliyetçilikle anmak da, aynı kabalıkla yapılmış bir bühtandır ve objektif olarak onlara kara çalmaktır. Komünist teori ve onun kuramcıları, sınıfların, sömürünün ve sınırların ortadan kalktığı tek dünya toplumunu tasavvur eder, öngörürler. Onu ve Onları bu amaçtan tecrit ederek doğru tanımlayamayız. Dolayısıyla milliyetçilik yaftasıyla çarpıtamayız. Sınıfları ve sömürüyü ortadan kaldırmayı bir kenara bırakalım, ama sınırları ortadan kaldırmayı temel alan bu doğrultu her türden milliyetçiliği tarihe gömen milliyetçilik dışı bir tasavvur değil midir? Dünyayı veya dünya toplumlarını renklere, dillere, dinlere, coğrafya ve pazarlara bölerek sınırlar çizen emperyalist-kapitalist ve bilumum egemen gericiliğe karşı, sınırları ortadan kaldırmayı amaç edinen Komünist teori ve savunucuları nasıl milliyetçi atfedilebilirler?

Dahası, onları sadece bu amaçları bakımından değil, aynı zamanda bu amaç doğrultusunda, somut toplumsal koşulların somut tahlili, tarihsel gerçekler ile zorunlulukları tanıyan ve gelişim-değişim aşamalarını atlamayan bilimsel tutumları temelinde izledikleri teorik-pratik politikaları, kullandıkları yol-yöntem, başvurdukları araç ve biçimler, uyguladıkları strateji ve siyasetler bakımından da milliyetçi olarak tarif edemeyiz… Ki, O ve Onlar, bütün süreç ve çelişkileri, bütün gelişme ve ilerlemeleri, bütün mücadele, olgu ve tanımları bu amaçla uyum içinde ele alıp anlamlandırdılar.

Proletarya enternasyonalizmi, bütün ülkelerden halkların birliği ve bütün ulusların tam hak eşitliği ilkeleri Komünist teori ve Onun kuramcılarının milliyetçiliğe vurmuş oldukları keskin darbe ve milliyetçilik karşısında yükselttikleri bayraktır. Bunda milliyetçiliğin lekesi yoktur. Somut parça devrimi-devrimleri perspektifinin Komünist toplum rotasında biçimlenip nitelenmesini de bu zaviyeden şart koştular. Her parça devrimini emperyalist zinciri zayıf halkasından koparan birer devrim tasavvuruyla ele alıp bu parça devrimlerini proleter dünya devriminin birer parçası olarak, yedeği olarak öngördüler. Bütün bunlarda milliyetçilik aramak, ‘‘öküzün altında buzağı aramaya‘‘ benzer.

Ulus, toplumsal yaşamın belirli bir gelişim aşamasında ortaya çıkan tarihsel bir olguydu Onlar için. Kapitalizmin şafağıyla birlikte doğan bir olgu… Bunun reddedilmesi, inkarla görmezden gelinmesi bilimin ve bilimsel teorinin işi ve tavrı olamazdı. Bu tarihsel olgu ancak tarihsel gelişim süreci içinde miadını doldurup ortadan kalkabilir, kaldırılabilirdi. Doğup büyüyen ve yaşlanarak-eskiyerek ölen her olgu gibi, nesnel tarihsel olgu olarak gündeme gelen ulus da bu gelişip seyrini tamamlayarak ortadan kalkabilirdi. Bundan hareketle, bir olgu olarak önümüze çıkmış olan ulus gerçeğini inkar etmek, bastırmak, yok saymak nesnel gerçeğe-bilime aykırıydı. O halde gelişim sürecini tamamlayarak ortadan kalkmasının koşullarını yaratmak tek seçenekti. Şayet böyle olmasaydı, egemen ulusların ezilen ulusları yok saymasını, inkar etmesini ve onları soykırımlarla ortadan kaldırılması barbarlık değil, ilericilik olurdu. Tarihsel olgular, kategoriler vb bizlerin iradi müdahalesiyle değiştirilebilirler, fakat bu müdahale nesnel gelişim ve değişim süreçlerine uygun olmak, en önemlisi de bilimsel ve devrimci olmak zorundadır. Tarihsel zorunluluklar ve gelişim süreci anlaşılmadan tarihsel olguların ortadan kaldırtılmasında bilimsel yol ve devrimci yöntem izlenemez. Sınıfların varlığı tanınmadan onlar ortadan kaldırılamaz, kaldırma mücadelesi ve müdahalesi başarıyla sürdürülemez. Sınıflarla doğrudan alakalı olan ve bizzat Kapitalist gelişim aşamasının ürünü olan ulus gerçekliği de, sınıfların, dolayısıyla ulus zemininin ortadan kaldırılmasıyla gerçekleştirilebilir. 

Her şey tarihsel koşullar ve tarihsel gelişim içinde açıklanıp anlaşılabilir. Tarihsel olarak oluşup birer olgu haline gelen tarihsel gerçekler yok sayılamaz. Siyasal olarak, kapitalist toplum aşamasının ürünü olarak biçimlenmiş olan ulus (kavramı), nesnel bir gerçeklik, sınıfsal bir olgu ve toplumsal bir kategori olarak toplumlar yaşamına girmiştir. Dünya toplumu uluslara bölünmüş, uluslara göre şekillenmiş ve bu zeminde biçimlenmiştir. Bizlere rağmen Kapitalist toplum ve sistem bu gerçeği var etmiş, önümüze koymuştur. Ulus, dolayısıyla ulus realitesi zemininde milliyetçilik, sınıflı toplumun siyasi bir aparatı olarak gericiliğe hizmet eden ve gerici bir örgütlenme olarak anlam kazanır. Ama bu, ulusların tahakküm ve sömürgeciliğe karşı mücadelesinin haklılığından, tarihsel olarak ilerici muhteva edinmesinden ayrı bir şey ve süreçtir.

Komünistler, sınıf eksenli tüm çelişki ve sınıflar kaynaklı tüm sorunları çözerek Komünist toplum yürüyüşünü sürdürürler. Komünist toplum mücadelesinin verili aşamalarında biçimlenen görevleri, egemen gericilik ya da dünya gericiliğine karşı mücadele zemininde ele alırlar. Çağımızda emperyalist kapitalizmin sömürgeci boyunduruk ve barbarlıkla esaret altına alıp ezdiği uluslara karşı veya bu ulusların haklı mücadelelerine karşı kayıtsızlık gösteremez, emperyalist barbarlığın yedeğine düşeneyiz. Dolayısıyla, ulusların emperyalist barbarlık ve sömürgeci tahakkümlerine karşı yükselttikleri haklı mücadelelerini, mücadelelerinin demokratik muhtevasını desteklerler. Bu zemindeki ulusal hareketleri, savaş ve devrimleri proleter dünya devriminin yedekleri olarak görürler ve Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkını savunurlar. Bundan ötürü Komünistler milliyetçilikle suçlanamazlar. Sınıf orijinine göre ve doğrudan sınıf mücadelesi zemininde örgütlenip mücadele eden Komünist devrimcilerin milliyetlere göre örgütlenmeyi benimsemedikleri de bilinmektedir. Ancak bu, tarihsel, nesnel ve siyasal bir olgu olarak önümüzde duran ulus gerçeğini yadsıma, yok sayma ve ezilen ulusların haklı, demokratik mücadelelerine kayıtsız kalma ya da karşısında yer alma anlamına asla gelmez.

Komünistler ulusal kurtuluş mücadeleleri ve devrimleri karşısındaki tavırlarını bilimsel zeminde açıklayarak deklere etmiştirler. Bunun gerisinde bir tutum ve anlayışı benimseyemezler. Dahası ulus gerçeğine gözlerini kapatamaz, arkasını dönemezler. Bilakis ulusların boyunduruk altında tutulup sömürgeci barbarlık altında köleleştirmelerine karşı görev taşırlar. Tarihsel olarak oluşmuş ulusların ortadan kalkmasını, ulusal bağımsızlık, özgürlük ve egemenlikleri zemininde tahkim bulan tarihsel gelişim süreciyle olanaklı bulurlar. Bu süre zarfında uluslara uygulanan baskı ve yok sayma siyasetini gerici görür; ulusların özgür yaşam içinde gelişim sürecini tamamlayarak ortadan kalkmasını öngörürler… Bu, milliyetçilik değil, nesnel gerçek olan ulusların bilimsel şartlar zeminde ve tarihsel olarak miadını doldurarak ortadan kalkmasının koşullarını yaratmak ve ulusal eğitsizlikler dünyasının sömürgesi barbarlığına karşı tarihsel devrimci bilinçle taşınan sorumluluktur… Tamamen uluslara göre bölünmüş, uluslar arasında eşitsizlik ve imtiyazların egemen olduğu bir dünya gerçeğinde, ulusların örgütlenmesini, devletlerini kurma hakkını vb vs savunmak milliyetçilik değil, bilakis tarihsel bir zorunluluk, siyasi bir görevdir.

Sömürgeci talan ve barbarlığın gerici işgal ve ilhaklarına, gerici savaş ve saldırganlığına, milli zulüm ve kıyımlarına karşı mücadele devrimcidir. Yayılmacı emperyalist kapitalizmin sömürgeci işgal ve ilhak eksenli gerici savaşlarıyla ulusları esaret altına alıp ezme ve köleleştirme saldırganlığına karşı, ulusların bağımsızlık temelinde geliştirdiği kurtuluş savaşları, mücadele ve devrimleri haklıdır; proleter devrimlerin yedekleridir. Dahası bu gerici savaş ve saldırganlığa karşı Komünistler kayıtsız ve görevsiz değil, görevlidir. Çin Komünistlerinin Japon işgalciliğine karşı yürüttüğü ulusal demokratik savaş, milli demokratik devrim haklıdır, komünistlerin görevidir. Ulusal kurtuluş mücadeleleri ulus burjuvazisine havale edilip ortadan çıkılamaz. Ulusu boyunduruk altına alan bu işgal saldırıları ve gerici savaşlara karşı mücadele Komünistlerin sorumluluğundadır. İşgal ve ilhaka karşı direnen ulusal kitleler veya güçler bu mücadelede Komünistlerin doğal müttefikidir. Komünistlerin emperyalist saldırganlık, savaş ve işgalciliğe karşı mücadele etmesi ne kadar tabii ise, bu mücadelede mücadelenin ulusal demokratik dinamikleriyle ittifak yapması da o kadar tabii ve devrimcidir.

Ulusun köleleştirilmesine, sömürgeleştirilmesine ve ezilmesine dayanan gerici savaş ve işgallere karşı, ulusun bağımsızlığını savunmak, bu uğurda savaşmak ve ulusun Kendi Kaderini Tayin etme Hakkını savunmak ertelenemez Komünist görevdir. Emperyalizme, sömürgeciliğe, barbarlığa, talana, zulme karşı alınmış bir görevdir… Komünistlerin bir çok tarihsel zorunluluk karşısında olduğu gibi, ulus gerçeği karşısındaki tavırları da tarihsel koşullara göre biçimlenir. Tarihsel koşullar ve buna ait gerçekler atlanamaz, yok sayılamazlar… Komünistler milliyetçi olduğu için ulus gerçeği karşısında tavır almamakta, ulusu esas alarak asla ulusçuluk yapmamaktadırlar. Bilakis verili tarihsel şartlar temelinde bu olgular karşısında tutumlarını belirlemektedirler… Kısacası, Komünistlere atfedilen milliyetçilik bühtanı buradan da destek bulmaz.

Mao, bir Komünist aynı zamanda bir yurtsever olabilir mi sorusuna, bir Komünist aynı zamanda yurtsever olmak zorundadır diye yanıt verir. Yurtseverlik kaba bir milliyetçilik değil, ulusun köleleştirilmesi karşısında taşıdığı sorumlulukla alakalıdır; emperyalist işgal, boyundurk ve sömürgeciliğe karşı tutumda açığa çıkar. Ve kendi ulusundan hainlere de yönelir. Bu yurtseverlik asla 2. Enternasyonalci ‘‘anavatan‘‘ savunusu safsatasıyla sergilenen adi milliyetçilikle, yani kendi ulus burjuvazisinin kuyruğuna takılan sınıf işbirlikçi ihanet tutumuyla bir ve aynı değildir.       

Komünist dünya toplumu ile onun öncesi toplumlar dönemi-tarihi, sınıfların varlığıyla ve onların ortadan kaldırılmasıyla anlam bulun bütün değerleriyle ayrışır. Komünist toplumda ulus gibi kategori ve değerler yok olup anlamsızlaşırken, Komünist toplum öncesi dönemde bu kategori ve değerler tarihsel bir zorunluluk ve nesnel olarak bulunurlar. Devrimci sınıf mücadelesi ve dolayısıyla Komünist toplum mücadelesi bunları kendi tarihsel koşulları içinde ve birer tarihi zorunluluk olarak anlayıp tanıma ve değişim süreci ya da ortadan kalkma ve kaldırma süreçleriyle ele almak durumundadır.   

Tarihsel olguları reddetme hastalığı diyalektik ve tarihi materyalizm felsefesine dayanan bilimsel sosyalizm teorisine bulaştırılamaz.  Bu, bir kesim entellektüel çevrenin aktüel eğilimiyken, bu eğilim devrimci çevrelere de sirayet etmiş durumdadır. Komünistler somut çelişki ve sorunlardan hareket ederler. Mevcut dünya şartlarında uluslar köleleştirilirken, kıyımdan geçirilirken vb. vs. Komünistler ne yapmalıydı? Biz ulusçu, milliyetçi değiliz diyerek bunca zulme kayıtsız mı kalsaydı?! Ulusların sömürülmesi, sömürgeleştirilip boyunduruk altında tutulmasıyla hegemonyalarını büyütüp sürdüren emperyalist barbarlık şartlarında Komünistler uluslar şahsında yaşanan bu soruna tarafsız mı kalsaydı?! Emperyalist barbarlığı zımnen destekleme durumunda mı kalsalardı? Sınıflı ve uluslu dünya gerçeğinde cereyan eden ulusların köleleştirilmesine karşı, ulusların bağımsızlığını, örgütlenmesini, mücadelesini savunmak milliyetçilik değil, bu şartlar tarafından koşullanan devrimci görevdir, gericiliğe karşı mücadele tutumudur.



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale