Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Devrim ve Madde -3

Diyalektik materyalist bir bakış açısı ile kavramlar dünyasına yaklaştığımız zaman, radikal görünümlü politik söylence ve motiflerin, esasta politik sağcılığın, felsefi idealizmin ve ideolojik teslimiyetin üstünü örten birer kostüme nasıl dönüştüğünü rahatlıkla fark edebiliriz.

Bilişsel kapitalizmin yarattığı yeni insan modelinin, fabrika mekaniğinin şekillendirdiği determinist insan modellemesinden farklı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Son dönemlerin demode söz olan “Zamanın Ruhu”nun, insanın çelişki çözen akli melâkelerini sersem eden bir etkisi olduğu anlaşılıyor. Son yüzyıla damgasını vuran iletişim teknolojisindeki gelişmeler ile insanın teknolojiyi kullandığı dönemden, teknolojinin insanı kullandığı yeni bir döneme girilmiş olundu. Artık insan teknolojik ürünleri tüketmemekte, bilakis teknoloji insanları tüketmektedir. Günümüzde insanın teknoloji ile ilişkisi, yüz yıl önceki Marconi’nin radyosu ile ilişkisi gibi değildir. Yaşamın maddi üretiminin yapı bileşkesine dönüşen dijital teknoloji, aynı zamanda sosyal, kültürel ve düşünsel yapılanmanın kurucu öğeleri olmaya doğru ilerlemektedir.

İnsan yaşam ve düşüncesinin şekillendiği bu yeni dünyanın içinde insanın iradi etkinliği, özgür seçim ve doğanın duyumsanışı yoktur. Hücrelerine kadar ayrışmış olan toplumsal rollerine koşullanmış insanlar, doğanın ve tarihin işleyişine dair yasalardan bihaberdir. Komünist toplumun, küçük burjuva kitleler içerisinde, gerçekleşmesi imkansız bir hayal gibi algılanmasına yol açan maddi koşullardır aynı zamanda bunlar. Bu tarihsel evrede topluluklar, artık politika biliminin bir kurucu öznesi olma ihtimalinden tamamen uzaklaşarak, onun ürettiği nesnelere dönüşmektedirler. Hatta politikanın kendisi insanlar için bir tüketim maddesine dönüşmüştür dersek fazla abartmış olmayacağız. Komünist hareketin politika bilimini yöneten ideoloji ve felsefe, gücünü doğanın fiziğinin diyalektik işleyişinden ve tarihsel toplumsal materyalist yasalardan almak zorundadır.

Devrimin olanaklılığı, maddenin kendisini yeniden dönüştürüp üretmesi olanaklılığı içerisinde gizlidir. Eğer maddenin hareket yasaları iyi anlaşılırsa, komünist topluma varmanın bir hayal değil, aksine nesnel bir gerçeklik olduğu sonucu ortaya çıkacaktır. Mevcut çalışır durumda olan fizik yasalarını çözümlesek bile, bugün görünen formdaki maddenin nasıl ortaya çıktığına dair etkili olan uzay/zamanın uzak geçmişindeki yasaları tam olarak anlayamayabiliriz belki. Fizik yasalarının birden bire boşlukta tesadüfen oluştuğu yönündeki görüşler birer idealist saçmalıktır. Günümüzdeki yasaların doğumuna yol açan maddi koşulların her şeyin geçmişinde bulunması gerekiyordu. Milyarlarca yıl önce patladığı öngörülen sonsuz küçüklükteki tekillik ya da hiçlik durumu, aslında mutlak bir yokluk durumu değildir. Tekillik hali, içinde fizik yasalarının ve dolayısıyla uzay/zamanın olmadığı maddenin sonsuz yoğunluk halidir. Hiçlik ise burada teolojideki gibi mutlak bir yokluk durumu değildir. Biz insan türünün ortaya çıkmasına kadar gerçekleşen bütün maddi süreçleri yöneten fizik yasalarının oluşup ayrışarak, kompleks yapılara yol açan iş bölümü yapmasına kadar olan sürecin henüz başlamamış olmasıdır aslında bu durum. Bu anlamda Astro fizik ve felsefedeki hiçlik kavramı birazda insan merkezli bir kavramdır. Küçük burjuvazinin evren ve toplum konusundaki felsefesin dokusunda bu bahsettiğimiz insan merkezli subjektif düşünsel izlerin yarattığı kırılmalar vardır. Bu durum yığınları gittikçe şeyleştiren ve yenilgi sonrası küçük burjuvazinin bunalım ve buhranı artıran bir toplumsal kara delik olarak proletaryanın karşısına çıkarmaktadır. Şimdi başka bir bakış açısıyla konumuza devam etmeye çalışalım.

Maddelerin çalışma prensipleri titizlikle incelenirse eğer, insanın gerçekliğin bilgisini aynen kopyalamasının mümkün olmadığı ortaya çıkacaktır. Evrende enformasyonun yok olmadığını, uzak çift parçacıklar arası etkileşimde yaşanan bilgi aktarımından anlıyoruz. Yalnız bu durum, yerellik ilkesi ile çalışan bir virüsün biyolojik mekaniğinde bulunan DNA kopya sistemi gibi olmamaktadır. Bazı bilim insanlarının gerçeğe, “gerekçelendirilmiş inanç” demesinin sebebi buradan kaynaklanmaktadır. Nasıl ki bir atom tanesinin resmi, o atomun gerçekliğinin tam bilgisini yansıtmıyorsa, insanların diğer kavramlar ile olan ilişkisinde de o kavramların nedeni olan gerçekliğin tam resmi gözükmemektedir.

Bu durum, siyaset bilimine dair güçlü inanç duyduğumuz dogmatik kavramsal dünyamızı sarsmakta ve dolayısıyla bizleri geleneksel sağduyu acıları içerisinde değişime zorlamaktadır. Devrimci siyaset dünyasının en popüler kavramlarından olan “Radikalizm” sözcüğünün, nesnel gerçek dünyanın çalışma prensipleri ışığında yeniden kavramlaştırılıp bilimsel ayakları üzerine oturtulması gerekmektedir. Devrimci siyaset bilimi, eğer elinizde sihirli bir değnek yoksa, fizik ve felsefesiz yeterince kuramsallaştıralamayacağı gibi, bir toplumsal praksisin hizmetine devrimci yollardan hiçbir zaman tam olarak koşullanamayacaktır. İdeolojilerimize radikal nitelik kazandıran özellikler nelerdir ve bütün bu ben merkezci tarihi iddialarımızın kaynağı nereden gelmektedir? Toplumsal sorunların çözümünde, sebep  sonuç ilişkisi ile mekanize olan keskin sınırlara sahip fikirleri, yada determinist akıl yürütme yoluyla çivi gibi sabitlenmiş bilgi çıkarımsamalarını sonsuz ilan etmek düşüncede radikalizm anlamına mı geliyor acaba?. Yoksa bu tutum gerçeğin doğasını anlama çabasına yenik düşmek midir gerçekte? Paradokslara yol açan sorular tabii ki bu konuda bolca çoğaltılabilir ama biz diyalektik yollardan ışığı arayan proleterler olarak emin olduğumuz tek şey var ki, o da çelişki çözemeyen şeyin yeterince radikal olamayacağıdır.

Diyalektik materyalist bir bakış açısı ile kavramlar dünyasına yaklaştığımız zaman, radikal görünümlü politik söylence ve motiflerin, esasta politik sağcılığın, felsefi idealizmin ve ideolojik teslimiyetin üstünü örten birer kostüme nasıl dönüştüğünü rahatlıkla fark edebiliriz. Aslında bu gerçekliği anlamak için dürüst bir devrimci olmak da yeterli gelebilir. Ayrıyeten tutuculuğun, yozlaşma ve çürümeye yüksek politik puntolarla davetiye çıkarmak ile eş anlamlı olduğunu eklersek sanırız fazla abartmış olmayacağız. Proletaryanın kendisi ile beraber diğer sınıfları özgürleştirmesi metodolojik olarak teori ve pratik ile mümkün olacaktır. İşte bu kurtuluş anatomisinin bütün gözenekleri içerisine kodlanmış değişmez bir bileşke vardır ki, bu bilginin kendisinden başka bir şey değildir. Teori ve pratiğin diyalektik birliği, bilginin gelişim ve sıçramasının ana dinamosudur. Bilginin değişebilirliliğini ön görmeyen gösterişli bir pratik tasarımı yeterince radikal devrimci kabul edilemez. Ya da aktif verilen pratiğin sonuçlarından bilginin değişim parametrelerini gerektiği kadar okuyamayan bir politik hareket, gerçekte düşüncede henüz radikal bir aşamaya varmış kabul edilemeyecektir.  Durağanlık, felsefi anlamda idealizmdir ve politik olarak pasifizme ve teslimiyete götürür. Düşüncede sabit ve durağan olan politik hareketlerin ürettiği pratikler ise proletarya devrimleri açısından kaliteli pratik üretimleri ihtiyacına karşılık gelmeyecektir. Yalnız burada bükümlü gibi duran devrimci çıplak bir gerçeklik vardır ki hakkını teslim etmek gerekiyor. Bu ise, eğer diyalektik kuvvetlerin ışığında ele alınırsa, kalitesiz ve verimsiz pratiklerin iyi bir devrimci okul olacağı gerçeğidir. Mükemmel bir teori olmadığı gibi, mükemmel bir pratik de yoktur. Ve hiçbir zaman böyle bir idealist hayal gerçekleşmeyecektir. Çünkü en kestirme ifade ile evrenin termo dinamik yasaları, kuantal uzay/zaman simetrisi ve toplumsal tarihsel yasalar böyle bir şeye müsaade etmemektedir.  Ama verimli, yani toplumsal iş görme enerjisi güçlü teori ve pratikler üretmek mümkündür…



More in Makale