Connect with us

Makale

Anton Ekmekçi yazdı: Post Modern Yapı-Söküm Bağlamında Devrimci Siyasetin Değişen Doğası Üzerine Tezler- 2

Post modernizmin bütün ideolojilere karşı olmak ve dolayısıyla sınıfsal çelişki ve kutuplaşmaların içerisinde olmamak gibi bir siyasal anlatı tarzının devrimci hareketin etki alanı içerisindeki sosyal dokuyu etkilediği ortadadır.

Eğer doğa ve insan sürekli bir oluşum içerisindeyse, genel geçerli yasa ve maddi varlıkların henüz oluşmamış olduğunu öne sürerek evrenselliği reddeden ve bunun yerine yerelliği, daha doğrusu bunun post modern ifadesi olan mekânın yerine kendi yaşamıyla ilgili olanı geçiren bir politik anlatı dilinin hakim olmaya başladığı bir zamandayız. Artık evrensel olan tanrı ve ulus anlayışının yerini, bireyde cisimleşmiş tek kişilik bir ulus ve tanrı anlayışı almaktadır. Çünkü bir post modern düşünür yada politikacı açısından gerçekliğin tarifi, kendi gerçek yaşamı ve ihtiyaçlarıyla ilgili olmayan bir egzotik alanda gözden kaybolmaktadır. Aslında bu ana akım, dijital çağın ürettiği, toplumsal süreçlerdeki sınıfsal niteliğin bir hokkabaz yardımıyla görünmez kılındığı üretilmiş sanal gerçekliğin girdabında mayalanmaktadır. Post modernizmin bütün ideolojilere karşı olmak ve dolayısıyla sınıfsal çelişki ve kutuplaşmaların içerisinde olmamak gibi bir siyasal anlatı tarzının devrimci hareketin etki alanı içerisindeki sosyal dokuyu etkilediği ortadadır. Kapitalizme ve Marksizm’e aynı anda karşı olmak, insanın tarih boyunca oluşturduğu bütün soyut ve somut tanımlama ve değerlerin yerine tarifi sanki bir doğa yasasıymış gibi, ama aslında bireyin kendi seçimi olarak tarifi sınırlandırılmış muğlak gerçekliği koyan post-modernizmin  “büyük anlatı” tarzı, küçük burjuva kitleleri sarhoş etmektedir.

Ülkedeki son seçim sürecinde bu akımın siyaset ve birey ilişkisinin ana çimentosu olduğu gözlemlenmektedir. Mesela açık faşizmi uygulayan iktidar bloğunun seçim propaganda diline; modernite döneminin soğuk savaş yıllarına öykünen klasik biçimlerinin ve tarihteki saldırgan ve yayılmacı sermaye histerisinin Almancı tarzının hâkim olduğunu gözlemliyoruz. Burjuva muhalefet bloğunun ise altılı masada ifadesini bulan illüzyonist reform programının ve propaganda dilinin kendisi büyük oranda post modern tarzdan beslenmektedir. Demokrasi ve özgürlükler konusunun tarifi, modernitenin bütün geleneksel biçimlerinden farklı olarak daha da anlam belirsizliğine sürüklenmekte ve sınıfsal kimliklerin arasındaki ayrım çizgileri gittikçe gözden kaybolmaktadır. Bu daha çok bütün ideolojilerin bir aradalığında herkes için eşit bir dünyaya indirgenmek şeklinde kendisini ifade etmektedir. Yalnız bu sanal yaratımların vuku bulduğu politik dünyanın, anti kapitalist olmayan sözde kapitalizm sonrası bilgi toplumu ideologlarından geçici olarak ödünç alındığını burada belirtmek istiyoruz.

Kılıçdaroğlu’nun son dönemlerde açıkladığı reform programına konu olan üniversitelerin ve dolayısıyla bilimin özerk olması gerektiği yönündeki açıklamalarını dayandırdığı ana zeminin, bilgi toplumu teorisi olduğu açıktır. Bilgiden para kazanmanın sanayi ve tarım mamullerinden daha çekici bir hale geldiği yönündeki savlarının basına yansıdığını biliyoruz. Biz bu konunun proleter cephe açısından analizini, yine burada, “Bu yüzyılda çanlar kimin için çalıyor” başlıklı makale dizisinde daha önce yapmıştık. Reform programlarına ve propaganda diline hâkim olan arttırılmış görecelilik özelliğin post modern politika yapma biçiminin tipik özelliklerinden birisi olduğunu da burada eklemeyi ihmal etmeyelim.

Gerçeği tarif ederken arttırılmış görecelilik yöntemine yaslanan politik anlatının, geleneğimizin de içinde olduğu devrimci cephede yol açtığı tasfiyeci etkisi inkâr edilemez bir noktadadır. Zaten yakın geçmişte Kılıçdaroğlu nezdinde gündeme gelen “Helalleşme” önerisi, tamda baştan belirttiğimiz nesnelliği çarpıtılmış post modern büyük anlatı tarzına konu olan sağ-sol, çok kutupluluk, geçmiş ve şimdiki zaman gibi ayrımların alt yapıdaki ilişkilerinin korunması pahasına toplumsal anlamda ortadan kaldırılacağı yönündeki ütopik aldatmacalara dayanmaktadır. Burjuva reformizmin yaptığı gibi; gerçekliğin yerine imajı koymak ve yaratılan politik imajı sentez ya da tümevarım yöntemiyle tanıtlamak yerine tek bir parçada somutlaştırmakla sınırlı tutmak Marksist siyaset yapma biçiminin doğası ile oynamak demektir. Nesnel yasaların insan ve toplum gerçekliğini anlatmakta yeterli olamayan söylemlerle kitleleri alıklaştırma durumu, bu politikaların maddi niteliğini keşfedip gün ışığına çıkarmanın önünde engel teşkil etmektedir.

Siyasetin nesnesine konu olan olaylar bütününün parçalanarak birbirinden alabildiğince uzaklaştırıldığı ve böylece farklılıkların giderilmeye çalışıldığı bir düşünce modelinin devrimci aktivistlerin siyaset yapma biçimini de belirlediğini görmemiz gerekiyor. Bu aynı zamanda burjuva muhalefet cephesinin bir üst gerçeklik oluşturma konusunda olağanüstü ikna kabiliyetinin yarattığı etkilerden birçok “Sosyalist” etiketli insanın kendisini kurtaramadığı bir durumdur. Toplumsal farklılıkların giderilmesine dönük erken Hristiyanlık öğretisine atıfta bulunan “Helalleşme” söylemleri eşliğinde zıtların adeta çelişkisiz ve mücadelesiz birliğine dair üretilmiş yapay gerçeklik algısı, burjuva sermaye partilerinin seçim döneminde kitlelerle iletişiminin yapı taşlarını oluşturmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı yarışındaki seçim söylemlerinin inceltilmiş post modern yansımalarından bırakalım sıradan kitleleri, devrimci kimlikli insanların bile küçümsenmeyecek kesimleri öbek, öbek etkilenmekte ve ideolojik tasfiye sürecine kendilerini kaptırmaktan alıkoyamamaktadırlar. 

Zaten son yıllarda gelenek sosyolojisi içerisinde kendi yaşamına dair anlatıyı merkezine alan bir siyasal reklam tarzına duyulan ihtiyacın bu kadar artması, gerçek sınıf ihtiyaçlarının yerini insanal isteklerin alması şeklindeki post modern zamanların alıklaştırıcı ruhundan kaynaklanmaktaydı. Sınıfsal temelleri belirsiz bir özgürlük ve demokrasi oyununa kendini kaptırmış olan kitleleri uyandırmak için bu oyunu bozmalıyız. Sınıfsal kimlikler arasında ayrım gözetmeyen bir ütopik siyaset anlayışı seçim sürecinde bütün sınıfları birleştirebileceğini iddia ediyor. Halbuki sınıf karşıtlığının dolayımlandığı sınıfsal çıkarların ayrılığı ilkesi bir yanılsama değil, nesnel gerçekliğin tamda kendisi olmaktadır. Bütün sınıfların birlikte vereceği bir demokrasi anlayışı, insanlık tarihinin belli bir aşamasında ortaya çıkmış olan burjuva iktisada dair politik yasaların varlığını ve bu zemin üzerinden kaçınılmaz olarak gerçekleşecek egemenlik ihtiyacını bir hokkabaz marifetiyle tarihin dışına doğru itimlemektedir. İşte siyasetin doğasının değişmeye başladığı böylesine sihirli bir atmosfer içerisinde doğal olarak siyasetin devrimci olanı da önemli oranda sınıfsal kimliğinden uzaklaşarak sosyal farklılıkların gözetildiği bir biçime doğru kayacaktır. Klan-aile türü arkaik ilişkileri çözümleyememiş politik hareketlerin siyaset yapma biçiminde, sınıfsal kimlikten uzaklaşarak yerel kimlikçi ve farklı sosyal kategorileri gözeten geri bir siyaset yapma biçimine doğru sürüklendikleri önemsiz bir ayrıntı değil artık.  Bunun farkında olmak, sınıf tutumu ve ideolojik uyanıklık açısında hayatidir.  Devrimci siyasetin post modern yapısallık bağlamında günümüzdeki varoluş biçiminin kendisini olumsuzlayacağı bir gerçektir. Bütün süreçlerin içerisine sirayet etmiş olan olumsuzlamanın olumsuzlanması ilkesi bu ölçekte de kendisini devrimci bir seçeneğe yol açmak biçiminde gösterecektir…



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale