Connect with us

Makale

Filistin’de Siyonist Kıyım/İran’da İdam/Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Hapiste Hasta Tutsak Katliamı!…

Her geçen gün daha fazla çocuk, kadın ve savaş dışı masum sivil Siyonizm’in devasa bombalarıyla yaşamdan koparılıp alınıyor, gericiliğin alkışları eşliğinde katlediliyor! İki yüzlü medeniyetler barbarlığı seyirci kalmakla yetinmiyor, Siyonizm’in vahşetini alkışlıyor, silah ve destekleriyle daha fazla çocuk, kadın ve sivilin katledilmesinin ortağı oluyor.

Bin parçada da yaşansa gerici sınıfların dünyası tek, sistemleri ortak, niteliği bir ve aynıdır. Zulümkardır, katliamcı-kıyımcıdır, gayri insanidir, köhnedir. Kan ve barut kokar. Dünyayı kirletendir, felaketlere sürükleyendir. Kriz, bunalım ve buhrandır. Emeğin ve yoksul emekçinin sırtındaki kene, mazlumlar yaşamına ‘‘karabasan‘‘dır. Çocukların canavar celladı, Kadının ölümcül kâbusu, tüm canlı doğa ve insanın azılı düşmanıdır. Zenginlikleri silip süpüren, insan kanı yutandır; o doyumsuz bir yaratık, sistemsel bir canidir…

Yaşam hakkının mülkiyet hakkından daha geride tutulduğu emperyalist-kapitalist barbarlık dünyasında yaşadığımızın farkındayız. Hiçbir şeyin insani, adil, eşit ve bizler lehine olmayacağını biliyoruz. Emperyalist dünya gericiliğinin ve stepnelerinin proletarya ve halklara ölüm ve acıdan başka bir şey reva görmediğinin farkındayız. Lakin farkında olmamız onun barbarlıklarına karşı mücadele bayrağı açmayacağımız anlamına gelmez. Bilakis, tam da farkında olmamız sebebiyledir ki, mücadele bayrağını elden bırakmamak gerekir; bunun da farkındayız. Bu farkındalığı en geniş toplumsal ölçekte geliştirip yaratmak, insan ve doğa merkezli anlayışımızın gereği olmakla birlikte, proletarya enternasyonalizmiyle anlam kazanan genel siyasi kimliğimizin de keskin bir görevi, tabii bir gereğidir…

Yaşam hakkı başta olmak üzere, insani norm ve değerlerin, açık savaş ve insanlık suçu temelinde hoyratça çiğnenmesiyle Filistin’de acımasızca sergilenen pervasız Siyonist canilik ve mezalim başta olmak üzere, çeşitli ülkelerde uygulanan idam “cezaları” ve hapishanelerde adeta katledilen hasta tutsaklar sorunu karşısında, ulusal ve uluslararası ölçekte proleter devrimci hareketin meşru mücadele tepkisini pratikleştirmesi ertelenemez biçimde yakıcı ihtiyaç haline gelmiştir…

Bu dolayımla, öncelikle Uluslararası Komünist ve tüm bilinçli devrimci sınıf hareketi başta olmak üzere, tüm siyasal hareketin her türden meşru mücadele biçimleri ve mümkün olan en geniş toplumsal tepki dinamizmini harekete geçirerek ölüm, katliam ve kıyımları durdurma perspektifiyle, acil olan üç sorunu politik kampanya niteliğinde başlıca gündem yapıp özel olarak ele alması gerektiği kanaatindeyiz… Mücadelenin siyasi kampanya biçiminde somut hedeflerle ele alınması elzemdir. Zira, gerçekleştirilmesi gereken görevler acil yaşamsal sorunlardır. Dahası, mücadelenin siyasi kampanya veya politik seferberlik niteliğinde ele alınması, yürütülecek mücadelenin daha yoğun, daha doğrudan ve daha somut görevle biçimlenip etkilerinin büyük olmasını sağlayacaktır. Daha açık ifadeyle, devrim mücadelesinin öncelikleri genel olarak siyasi iktidarı hedefleyen stratejik ve taktik mücadeleler konseptiyle biçimlenirken, bu sürecin içinde öne çıkan özel ve özgün sorunlar ve bu sorunlara müdahale sorunu dönemsel ya da nispeten daha kısa süreli yoğunlaşmış mücadele kampanyalarıyla karşılanırlar. Bu bağlamda, siyasi kampanya yaklaşımıyla gündeme alınması gerektiğine kani olduğumuz ilgili sorunlar, ivedi oldukları için birer politik kampanya meselesi olarak öncelenirken, genel anlamda devrim mücadelesinin sürekli görevleri olarak genel mücadelenin birer parçası durumundadırlar…

Acil Eylem Planıyla ivedi olarak devreye sokulması gerektiğine inandığımız politik mücadele kampanyasının görevleri aşağıdaki üç konuyu önüne koymalıdır.

Biri, Siyonist İsrail devletinin Filistin’de çoğu çocuk ve kadın olmak üzere topyekun gerçekleştirdiği sivil katliamları ve kıyımcı cani saldırganlık, ikincisi; sağlık koşulları ağır ve ciddi olan hasta tutsakların hapishanelerde uygulanan gayri insani politika ve zihniyetin ürünü olarak tedavi edilmeyip, ölümcül hastalıkları yetkili kurum raporlarıyla da sabit olmasına rağmen tahliye edilmeyerek ölüme terk edilmeleri, dolayısıyla sistemli biçimde bizzat ve bilinçli olarak öldürülmeleri iken, üçüncüsü ise, İran’da sıklıkla yaşanan ve ABD başta olmak üzere uygulandığı tüm ülkelerdeki idamlar sorunudur…

On binlerce Filistinlinin hunharca katledilmesi barbarlığıyla aylardır süren Siyonist katliam-kıyım durmak bilmiyor. Bir çocuğun katledilmesiyle bile dayanılmaz olan Siyonist vahşet çocuk kanı-canına doymak bilmiyor. Binlerce çocuk ve kadını hunharca katletti, etmeye devam ediyor. Her geçen gün daha fazla çocuk, kadın ve savaş dışı masum sivil Siyonizm’in devasa bombalarıyla yaşamdan koparılıp alınıyor, gericiliğin alkışları eşliğinde katlediliyor! İki yüzlü medeniyetler barbarlığı seyirci kalmakla yetinmiyor, Siyonizm’in vahşetini alkışlıyor, silah ve destekleriyle daha fazla çocuk, kadın ve sivilin katledilmesinin ortağı oluyor. Mazlumların sesi, yıkıntıların ve bombaların altından cılız çıkıyor; barbarların medya gürültüsünden duyulmuyor. Lakin, dünya proletarya ve halkları mazlum Filistinlinin, Filistinli çocuğun, kadının, yaşlının çığlıklarını yüreğinde hissediyor. Mazlum Filistinlinin sesini daha gür çıkarmak için enternasyonalist sesi yükseltmeli, zalimlerin dünyasını “ölüm çanlarıyla” sarsmak ve döktükleri kanda boğmak için her cephede mücadele bayrağı kaldırılmalıdır. Bir taraftan enternasyonalist mücadele birlikleriyle uluslararası çapta hareketler geliştirmeli, diğer taraftan tek-tek ülke devrimlerini yükseltmeliyiz. Daha güçlü ajitasyon-propaganda faaliyetlerinin sürdürülerek, Siyonizm’in her düzeyde teşhir edilmesi gerçekleştirilebilir bir yöntemdir. Daha da önemlisi enternasyonalist mücadelenin örgütlenerek devreye sokulmasıdır. Enternasyonal birlik ve örgütler başta olmak üzere, her düzeydeki Komünist ve devrimci hareketin somut politik görevlerde yoğunlaşan mücadele kampanyalarıyla süreci dinamize etmesi mümkündür! Bunun nesnel ve politik zemini güçlü olarak vardır. Mesele bu iradenin pratikleştirilmesidir. Politik mücadele kampanyaları bu pratiği yükseltecek olan başlıca biçim ve metotlardandır…

Aynı zeminde, İran’da çağdışı usuller ve karanlık kara zihniyetin bir tezahürü olarak gerçekleştirilen idamlara karşı uluslararası düzeyde bir teşhirin yürütülerek enternasyonalist örgüt ve birlikler temelinde mücadelenin politik kampanyalar biçiminde yoğunlaştırılarak sürdürülmesi bu dönemin başlıca görevlerindendir; enternasyonalist mücadele görevlerindendir. İran’da sistematik olarak çağdışı, insanlık dışı ve yaşam hakkını çiğneyerek uygulanan idamlar vesilesiyle, idamların uygulandığı tüm devletler bu teşhir ve mücadele kampanyasının hedefine koyulmalıdır. Bu mücadelenin geliştirilmesi ve toplumsal kitleleri kucaklayarak etkili sonuçlar vermesi tamamen mümkündür. Nesnel ve siyasi koşullar bu mücadelenin öne çıkarılıp başarıya taşınması için uygundur…

Özelde de, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da özellikle devrimci tutsaklara dönük uygulanan tecrit, izolasyon ve onur kırıcı tüm işkence ve uygulamalara bağlı olarak, hasta tutsakların tedavi edilmeyerek ölüme terk edilmeleri ve bilinçli bir politika temelinde sistematik biçimde bizzat katledilmelerine dönük ülke çapında yoğunlaşmış bir mücadele kampanyasının yürütülmesi elzemdir. Ölümcül hasta olan ve sağlık koşulları hapiste kalmasına olanak tanımayan tutsakların özgür bırakılmaması sadece ve sadece mevcut faşist iktidar ve bura ülkesine has bir uygulamadır. Bu uygulamanın ‘‘TC‘‘ devleti dışında hiçbir ülkede örneği yoktur. Hiçbir hukukta da bunun yeri yoktur… Hasta tutsaklar yalnızca ölmeleri durumunda, yani cenaze olarak dışarı çıkmaları mümkün olmaktadır. Bu çağdışı, faşist ve canice bir uygulamadır. Hasta tutsakların ölü olarak dışarı çıkarılması, faşist kin, intikam ve öç alma politikasının bir ürünüyken, topluma mesaj vermenin de bir aracı olarak kullanılmaktadır. “Mücadele ve muhalefet eden, eleştiren, karşı çıkan ve diz çökmeyen, ancak ölü olarak hapisten çıkar” mesajı verilerek toplumsal muhalefet bu yolla terbiye edilmek istenmektedir… Ölümcül bir hastayla mücadele edilmesi veya ölümcül hastalığa sahip tutsakların bu amaç uğruna katledilmesi ancak ve ancak faşist Erdoğan-Bahçeli sultasının mahareti olabilir. Bu iktidar bu denli cani ve vahşidir, bu denli faşist ve katliamcıdır. Faşist iktidarın bu caniliğine daha fazla sessiz kalınamaz. Yoğunlaşmış politik mücadele kampanyası ertelenemez görevdir…

Bu üçlü kampanya konusunun-görevinin özellikle hasta tutsakların ölüme terk edilerek, katledilerek dışarıya çıkarılması gerçeği, yerel seçimler çalışmasında da gündem yapılarak toplumsal kitlelerin dikkatine açılmalıdır. Demokratik siyaset kendi alanında bu çalışmayı seçimler çalışmasıyla iç-içe sürdürürken, genel mücadele perspektifi bu üçlü kampanyayı seçimlerden daha öncelikli bir çalışma olarak önüne koymalıdır…



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Makale