
Kürt ulusuna mensup kimi yazar ve aydınlar, iki farklı niteliğe sahip iki ayrı Kürt gücü olan KDP ile PKK arasında çatışma sinyali vererirken, Kürtler arası çatışma potansiyeli taşıyan, dolayısıyla doğrudan Kürtlerin bütünlüğünü dinamitleyip Kürt özgürlük mücadelesini zayıflatarak gerileten ve sonuçları tüm Kürtleri etkileyerek Kürtleri gerici egemenlere ‘‘kolay lokma‘‘ haline getiren ve son derece anlamsız olan Kürt çatışması olasılığı önemine haiz ciddi sorun karşısında, bu anlamsız ve kirli oyunların parçası olarak cereyan eden çatışmanın önlenmesi kaygısından ziyade, meselenin anlaşılmasına dönük ayrıntılarla meşgul olmaktadırlar.
Oysa ivedi ve ötelenemez olan sorumluluk Kürtler arasındaki olası çatışmanın engellenmesine dönük çaba olmalıdır. Haklılık-haksızlık zemininde yürütülecek münakaşa bir sonraki aşama ve sürecin görevdir. PKK’nin kimi hatalarını veya KDP açısından kabul edilemez kimi yaklaşımlarını vb. vs. eleştirmek, çatışmanın aktüel olduğu anın görevi değil, çatışma olasılığının bertaraf edilerek oluşturulacak demokratik koşullarda ele alınması gerekendir. Aynı biçimde ramak kalmış, hatta pratikleşmiş olan çatışmanın nedenlerini izah ederek bu anlamsız çatışmayı anlaşılır kılmak veya sebeplendirerek anlaşılır göstermeye çalışmak, niyet ne olursa olsun ‘‘yangına benzin dökmeye‘‘ benzer.
Her Kürdün tarihsel sorumluluğu Kürtler arası çatışma anlamına gelen bu çatışmanın rayından çıkmadan önlenmesi kaygısında bilurlaşır. Bu anlamda, sorumluluk duyan alakalı her kesimin tavrı, öncelikle ve net biçimde saldırgan tarafa veya çatışma isteyen tarafa karşı tutum alarak üzerinde baskı kurmaya dönük olmalıdır. Hele Türk hakim sınıfları iktidarıyla işbirliği içinde bir saldırganlığa girişmek asla afedilemezdir. Tarafsızlık elbette benimsenemez. Lakin, acil-ivedi olan çatışmanın durdurulmasıdır. Ve bu çatışmanın durdurulması ancak saldırgan olan taraf üzerinde basınç oluşturmakla mümkündür.
Doğru-yanlış muhasebesinde ise, uygun koşullarda olmak kaydıyla ilgili her güç eleştirilmeye tabi tutulmalıdır. Ya da sebepler üzerinde tartışma yürütülmelidir. Ancak, çatışma eşiğinde iken bu çatışmayı gerekçelendirerek anlaşılır kılmaya çalışmak veya bir biçimiyle sebeplere dayandırarak izah etmeye çalışmak yanlış, yersiz ve hatalıdır. Net tavır almamak da aynı derecede hatalıdır. Kürt güçleri aralarındaki sorunları savaş-çatışma metoduyla değil, demokratik yöntemlerle çözmeyi esas almalıdır. Ve eğer ‘‘Kürtler arasında‘‘ bir çatışma-savaş yaşanacaksa, bu, yalnızca iktidardaki egemen Kürt burjuvazisine karşı Kürt halkının devrimci sınıf savaşı niteliğinde olmalıdır. Bunun şartları da şimdiki durumda esasta yoktur, böyle bir savaş bugünkü şartlarda hasıl olmuş değildir. Mevcut çatışma niteliği ve zemininde ise, bir Kürt çatışmasını şu veya bu sebeple olumlamak ne adına yapılırsa yapılsın aymazlık olur.
Kürtler örselenmiş, hırpalanmış, kaderlerini belirleme hakları ellerinden alınmış, kıyımlardan geçirilmiş, köleleştirilmiş mazlum bir ulus durumundayken ve en egemeni dahi emperyalist oyunlara meze edilip pazarlık masalarında ‘‘satılıp‘‘ bağımsızlığı tanınmazken, bu Kürtler neden birbiriyle savaşsın ki? Neden savaşır?… Ya sınıf egemenliği çıkarlarına uygun olarak ulusuna karşı siyasi ihanet içinde olduğu için savaşır ya da milli yabancılaşmayla gerici sınıf kimliğine terfi ettiği için savaşır.
Kürt güçleri bağımsız iradelerine karşılıklı saygı çerçevesinde yaklaşarak, ezilen ulus bilinci ve birliği zemininde sorunlarını hal edebilirler
Salt Kürt kimliği ve milli birliği açısından, içlerindeki anti-demokratik uygulama, ve anlayış sorunları ve hatta daha kaba hatalar, Kürtlerin ortak platformlarında demokratik tartışma kültürü içinde ele alınarak çözülebilirler. Kürt güçleri bağımsız iradelerine karşılıklı saygı çerçevesinde yaklaşarak, ezilen ulus bilinci ve birliği zemininde sorunlarını hal edebilirler. Bağımsız ve özgür gelecekleri zemininde ortaklaşarak birlikte savaşabilir, birleşebilir ve kaderlerini tayin etme hakkını elde edebilirler. Bunu yapma yerine, dar egemenlik hırsıyla birbirine tahammülsüzlük göstermeleri ve özellikle de gerici güçlerin oyunlarına alet olarak birbirileriyle çatışmaya girmeleri ilgili Kürt aktörlerin aymazlığı, dar burjuva çıkar hırslarıdır.
Ulusal egemenliklerini kazanmadan birbirilerine karşı egemenlik çatışmasına girmeleri aynı derecede sorumsuz aymazlıktır. Hâlbu ki, ayrı güçler olarak Kürt güçleri, aralarındaki sorunları demokratik zeminde ele alıp demokratik mekanizmaları işleterek çözebilirler. Birlik Kongreleri bunun için ideal bir mekanizmadır. Bütün Kürtleri temsil edecek tek irade Ulusal Birlik Kongresidir. Kürtlerin tüm kesimlerinin iradesine başvurularak aralarındaki sorunların çözüme bağlanması mümkündür… Lakin belli Kürt güçlerden aktörler bundan kaçarak çatışmayı tercih etme noktasında iradelerini kullanmaktadırlar. Ki bunlar bir Kürt gücü olmaktansa, kıyımcısına bel bağlayarak kendi dışındaki Kürtlerle çatışmayı yeğlemekte, pozisyonlarını siyasi gericilik ve niteliklerini ulusal ihanet tercihiyle tayin etmektedirler. Emperyalist ve bölgesel gericiliklerle ilişkiler ağında milli bilincin dumura uğraması sürpriz değildir.
KDP’nin demokratik Kürt hareketi PKK’den rahatsızlığı ve dolayısıyla ona dönük saldırganlığı bir iki nokta üzerinden izah edilmektedir ki, bu izahat KDP’nin saldırganlığını itiraf etmekle birlikte, KDP’nin saldırganlığına da vesile olmaktadır. İzah ve vesile edilen sebepler;
1)-PKK Kuzey‘de sıkışınca Güney’e çekilip buraya yerleşiyor, 2)- Güney’e yerleşerek Türk devletinin Güney’e saldırmasına vesile oluyor, 3)- Güneye yerleşen PKK burada diğer Kürt güçlerine baskı uyguluyor, eylemler yapıyor ve halkı örgütleyerek Güneyde de egemen olmaya çalışıyor. Evet esas olarak söylenenler bu anlama geliyor veya bunlar söyleniyor KDP ve çevresi tarafından. Bunların bütünü, PKK’ye; “mücadele etme, savaşma, Kürdistan’ın Güney kesimine gelme, yerleşme, burada örgütlenme ve burayı terk et“, anlamına geliyor. Aksi halde çatışarak-saldırarak seni Güneyden kovar, etki alanlarına saldırarak seninle savaşırız denmektedir.
PKK, katılalım katılmayalım siyasi bir iddia sahibidir. Ve bir Kürt hareketi olarak bütün Kürtler içinde ya da dört parçada siyasi iddiasına uygun olarak örgütlenip mücadele etmektedir. Bu demokratik bir haktır. Kendi dışındaki Kürt güçlerine karşı baskıcı olmadığı ve zor kullanmadığı taktirde, demokratik yol ve meşru biçimlerde örgütlenmesi demokratik bir haktır. Ki aynı çizgiyi KDP de yürütmektedir. KDP’nin Kuzey Kürdistanda zayıf da olsa örgütlenmesi vardır ve PKK buna karşı bir zor kullanmamaktadır. Münferit bazı gelişmeler dışında baskı da uygulamamaktadır.
Ancak, PKK dört parçada örgütlenip güç olduğundan, bu durum KDP’yi rahatsız etmektedir. Kaldı ki, PKK, KDP’nin yönetim alanlarına karşı açık bir müdahale veya baskı yöntemlerine baş vurmayıp esasta saygı göstermektedir. İŞİD saldırısı döneminde KDP varlık göstermezken, PKK’nin verdiği mücadeleyle haklı olarak bir güvenilirlik ve inisiyatif elde etti. Şengal gibi bölgelerde oluşan boşluğu doldurdu ve buraları İŞİD’in elinden alarak bura halkının sempatisini kazanarak doğal bir güce erişti, örgütlendi. Batı Kürdistan’da olduğu gibi.
Bu durum prestij kaybederek zayıflayan KDP tarafından hazmedilmedi. Gelinen aşamada normalleşen koşullarla birlikte, PKK’nin inisiyatif ve örgütlenmesini zayıflatıp kırmak için hamleler gerçekleştirmektedir. Ancak mesele yalnızca bununla sınırlı değil. Aynı zamanda Türk devletinin KDP’den istemleri doğrultusunda hareket ederek PKK’yi alandan çıkarmak veya sınırlayarak kontrol altına almak istiyor ki, bu doğrudan Türk devletiyle iyi ilişkilerin sürdürülmesi ve Türk devletinin buralarda PKK’nin tasfiye edilmesine dönük istemlerinin karşılanması temelinde cereyan etmektedir. Kürt çatışmasının sinyallerini veren KDP saldırganlığı işte bu zeminde vücut bulmaktadır.
PKK, dört parçada Kürt ulusal birliğini kurmayı hedefliyor. Bu kötü değil, iyidir. Üstelik bunu yaparken KDP’yi yok sayma, dikkate almama gibi bir tavırla hareket etmiyor, bilakis KDP’yi bu sürece dahil etme noktasında çaba sarf ediyor. Ama yönetim bölgesinde olduğu gibi, genel Kürtler üzerinde etkisinin giderek zayıfladığını gören, dolayısıyla iktidar kaygısıyla egemenliğini kaybetme tehlikesi tespit eden KDP sorunu saldırganlıkla kotarmaya çalışıyor. Oysa, PKK gibi, KDP’de örgütlenerek Kürtlerin liderliğine oynayabilir, iktidar ve egemenliğini demokratik yöntemlerle geliştirme yolunu benimseyebilir, bu hakkı ve olanağı vardır.
KDP, ancak demokratik yarış ve barışçıl mücadele içinde PKK’ye karşı mücadele edebilir. Savaş, çatışma ve zor biçimlerine başvurması yanlıştır, kabul edilemezdir
PKK’nin dört parçadan Kürtlerin birliğini sağlama çabası olumludur. Buna dar egemenlik kaygılarıyla karşı çıkmak doğru değil, gericidir. PKK’ye örgütlenme engeli getirmek, mücadele etmesini sınırlamak, savaşmasını istememek, hangi kaygılarla olursa olsun anlaşılır ve haklı olamaz. PKK’nin yürüttüğü savaşı Kürdistan’ın dört parçasında yürütme, dört parçada örgütlenme ve dolayısıyla dört parçanın birliğini kurma yönelimi meşru hak ve demokratik bir yönelimdir. Bundan rahatsız olması gerekenler ilgili parçalardaki egemen gerici devletlerdir. KDP ancak demokratik yarış ve barışçıl mücadele içinde PKK’ye karşı mücadele edebilir. Savaş, çatışma ve zor biçimlerine başvurması yanlıştır, kabul edilemezdir. Hele hele izlediği yöntemle bir Kürt çatışması yaratmak alenen suçtur.
Kürdistan’ın birliği perspektifiyle hareket eden PKK’nin Kürdistanın her parçasında örgütlenme ve mücadele etme hakkı tabii demokratik haktır. Dolayısıyla, KDP’nin, PKK’yi Kuzeyde sıkışınca Güneye çekilmesini sorun görmesi ve ‘‘TC‘‘nin Güneye saldırılarına gerekçe oluşturmasıyla suçlayıp bura üzerinden PKK’ye karşı saldırganlığını izah etmesi haklı değildir. Tabi ki, PKK örgütlendiği ve büyük Kürdistan’ın parçaları olan her parçada savaşma, buralarda bulunma, örgütlenme ve davası olan Kürdistan coğrafyasında askeri manevralar yapma hakkı vardır. KDP’nin bugüne kadar PKK’nin bölgedeki varlığını, askeri hareketini vb. esasta sorun yapmayıp bugün sorun yapıp saldırısına vesile yapması tutarlı ve samimi değildir.
Hangi Kürt gücü olursa olsun, istisnasız olarak hepsi için geçerlidir ki, Kürdün Kürde karşı egemenlik çatışması Kürdistan davasına aykırıdır, davasına yabancılaşmadır. Kürt bölgelerinde ve burada yaşayan etnik vb. unsurlar üzerinde olmak kaydıyla, ne PKK’nin demokratik olmayan baskıcı egemenlik biçimi, ne de KDP veya başka bir gücün baskıcı egemenliği kabul edilemez. Kürtler arasında demokratik ve gönüllü birlik tek doğru çözüm yoludur. Bu ilgili bölgelerde yaşayanların demokratik özgür iradesiyle sağlanabilir. Kürtler demokratik zeminde birleşmeden Kürdistan parçalarının özgürlüğü ve birleşik Kürdistan tasavvuru mümkün olamaz. Bölünmüş Kürtlerin birbirine kırdırılması emperyalist dünya gerçeği şartlarında her zaman mümkündür. Kürtlerin pratiği de iç ihanetlerle kendine düşmanlıkta bonkördür.
Meselenin ideolojik-siyasi boyutu ihanete indirgenecek kadar sığ değildir. Dört parçanın hangisinde ulusal burjuva önderlik altında bir devlet-iktidarlaşma gerçekleşse de, bu iktidar egemenlik çıkarları uğruna kendi ulusundan halklara baskı ve sömürü uygulamaktan imtina etmeyecektir, etmez. Hatta diğer parçalar üzerinde de egemen olma sevdası güder. Pazarına sahip çıkma ve onu genişletme sevdasıyla bu baskı ve sömürüden geri durmaz. Dolayısıyla, ulusal burjuva önderlik, iktidar ve egemenliklere karşı, işçi ve emekçilerin sınıf mücadelesiyle demokratik halk iktidarı ve sosyalizmi hedeflemeleri tek doğru devrimci tavırdır.
Kürtlerin birbiriyle çatışması değil, Birleşik Demokratik Kürdistan hedefinde birleşmeleri ulusal özgürleşmelerine olanak sunar. Son tahlilde tam bağımsız Birleşik Demokratik Kürdistan ve Birleşik Sosyalist Kürdistan, devrimci sınıf mücadelesi zemininde Demokratik ve Sosyalist Kürdistan perspektifiyle mümkündür. Bunun yolu, ya her parçada sınıf devriminin gerçekleştirilerek bağımsız parçaların özgür demokratik iradeleri temelinde Birleşik Demokratik veya Sosyalist Kürdistan Cumhuriyetinde birleşmeleri ya da dört parçada tek sınıf devrimi perspektifiyle örgütlenerek ortak devrimle Birleşik Demokratik ya da Sosyalist Kürdistan’ı kurma biçiminden geçer.
Kürt ulusunun tam bağımsızlığı Sosyalizm perspektifiyle mümkündür
Kürt ulusunun kaderini tayin etme hakkı yalnızca ona aittir ve bu hak hiç bir gerekçeyle reddedilemez. Ancak Kürt ulusunun tam bağımsızlığı Sosyalizm perspektifiyle mümkündür. Emperyalizm ve proleter devrimler çağında ulusal devletlerin gerçek bağımsızlığı rüyadır. Çünkü ulusal burjuvazinin önderliği altında ya da bu burjuvazinin içinde olduğu ulusal bağımsızlık mücadeleleri gerçek manada bir bağımsızlıkçı çizgide değil, emperyalist güçlerle ilişkiler içinde gelişir, sonuçlanırlar. Komünist devrimci çizgiye sahip olmayan bu mücadeleler ‘‘bağımsız‘‘ devletlerini kursa bile, bu devletleri kendi ulus burjuvazisinin damgasını taşımakla birlikte, emperyalist güçlerle ilişki içinde iktidar edinirler.
Bundandır ki, çağımızda tam bağımsızlıkçı ulusal iktidarlar mümkün değildir. Ve bu ulusal devletler birer burjuva devlet olarak kendi halkına karşı egemenleşir, baskı ve sömürü uygulamaktan geri durmazlar. Yalnızca ve yalnızca sınıf temelli mücadelelerle demokratik ve sosyalist iktidarlar gerçek bağımsız devletler olarak kurulabilirler.
Sosyalistlerin tavrı nettir! Bizler için PKK’nin çizgi hataları ve somut sorunda muhtemel eksiklikleri eleştirilmez değildir. Fakat, KDP yönetimi saldırgan tavrı kadar, sınıf karakteri ve ilişkileri bağlamında ideolojik, siyasi olarak gericidir. Bu aşamada hiç bir Kürdistani örgütün Kürtlerin özgürlük sorunları kapsamında KDP’yi düşman olarak görmesi ve onunla ilişkileri ve sorunları uzlaşmaz olarak değerlendirmesi de doğru değildir.
Bu nedenle biz sosyalistler hiç bir Kürt gücünün birbirine silah doğrultmasından, birbirlerine şiddet uygulamasından ve birbirlerini dışlamasından, ilişkisizliğinden yana tutum almayız. Kürt işçi, emekçi ve yoksul köylüsünün çıkarları ve kardeşliği için dört parçadaki tüm Kürdistani örgütlerin yakınlaşması, birleşmesi ve birleşik demokratik bir Kürdistan mücadelesinde ortak iradeleşmesi için tarihin yüklediği ve siyasal çizgimizin istikametini gösterdigi her tür sorumluluğu göstermekten de geri durmayız.









