Connect with us

Makale

Sınır Uzlaşmazlığı Geleneksel Emperyalist Güç Savaşının Devamıdır

Bu savaşı destekleyen, tetikleyen ve bir adım daha ileriye taşımak isteyen aktörler- geçmişte olduğu bugünde aynı gerekçelerle savaşa taraf olmakta tereddütsüzce ve de hiçbir uzlaşıdan veya savaşı sonlandırmaktan yana istekli görünmeyenlerdir

2014’de Donbas ve Kırım çatışmaları sonrasında gelen işgal, 24 Şubat 2022’de iki ülkeyi karşı karşıya getiren düzenli ordu savaşına dönüştü. Bir yıl aradan sonra (2023) devam eden Rusya ve Ukrayna savaşı yeni bir boyut kazanırken, büyük kayıplar pahasına “Pirus Zafer” çatışmasına dönüşerek bölgesel ve de uluslararası düzeyde “bir” meydan okuma noktasına gelmiştir.

Bu savaşı destekleyen, tetikleyen ve bir adım daha ileriye taşımak isteyen aktörler- geçmişte olduğu bugünde aynı gerekçelerle savaşa taraf olmakta tereddütsüzce ve de hiçbir uzlaşıdan veya savaşı sonlandırmaktan yana istekli görünmeyenlerdir. Çatışmaların yaşandığı ilk günden beri “44 milyon nüfuslu Ukrayna’da” (1) “14 milyondan fazla insan ülkesini terk etmek zorunda bırakıldı”. (2) Bu savaşın başından beri neden olduğu maaliyet ve insan kaybı hiçe sayılırken, savaş halen tüm şiddetiyle devam etmektedir. Bu çatışmanın en önemli özelliği de çıkarı olan sayısız emperyalist ülke ve güçlerin savaş tamtamlarını çalarak onun boyutunu daha da yaymak niyetinde olmuş olmalarıdır. Bu savaşın bir başka bedel ise, “600 binden fazla Rus vatandaşının” (3) ölüm korkusundan ülkesini terk etmiş olmasıdır.

Her savaşta olduğu gibi Ukrayna-Rusya savaşında da insanlar psikolojik olarak onarılması güç büyük travmalar ve ruhsal çöküntü yaşarken; savaşta en çok etkilenenler şüphesiz yine çocuklar, kadınlar ve yaşlılar olmuştur. Devam eden bu savaş üzerinden “zafer” çığlığı atılırken, işin insanlık boyutu tümden unutulmuş gibidir. Sonuçta, yüzyıllar geçse de insanların yaşadıkları acılardan ve kaybedilen sevdiklerinden hiçbir zaman kabuk tutmaz bir yarayı taşıyacaklardır. Geçici de olsa bu savaşta kârlı olan tek güç, pay paylaşımı üzerinden çatışmaların devamından yana ısrar eden silah tüccarları ve savaş taraftarı egemen güçlerdir.

Rusya’nın savaş ısrarının yansıra, karşıtı müttefik güçlerin “savaşa devam” istekleri ise aşağıdaki gerekçeye dayandırılırken milyonlarca insanın can kaybı hiçe sayılmıştır:

“Savaş, Batı lehine sonuçlanmalıdır ve her şey Batı değerlerinin korunması içindir”, tezi üzerinden bir savaş mantığının yürütüldüğü gerçeği vardır.

Bu anlayış ile çatışmaya taraf olan bir “müttefikler birliği” çoktan oluştu. Gerçek şu ki, “zaferi” elde etme beklentisiyle savaşın sürekli kılınmasını gerekli görenler için, ölen veya öldürülen yüz binlerin, ülkelerini terk eden milyonların çığlık sesinin hiçbir önemi kalmamıştır. Tarihte tüm emperyalist savaşlar ve istisnasız olarak “bir” sınır kavgasının neden olduğu bir hesaplaşmanın sonucu olmuştur. Gerçek şu ki, bugün Rusya ile Ukrayna-Batı ittifakı güçleri arasında süren çatışmanın bir emperyalist savaş olmakla birlikte, geçmişte olduğu gibi yine bir “sınır anlaşmazlığı” sonucu milyonlarca insanın kanı akıtılmaya devam ediyor.      

İki emperyalist güç arasında süren savaş geçmiş yaraları deşerken, büyük bir uzlaşmazlık ile taraf olmayı dayatmaktadır. Avrupa’nın en büyük etnik grubu olarak bilinen Slavlar ve Ortodoks Hristiyan inancından olan bu ülkeler; şu an devam eden savaş bir anlamda Soğuk Savaş (1950-1990) döneminin benzer uzlaşmazlıklarıyla etnik çatışmaların öne sürüldüğü bölge ülkeleri üzerinden kriz ortamı yaratılmak isteniliyor. (Rusya, Sırbistan, Karabağ, Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Çek Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek (önemli bölümü), Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Yunanistan (önemli bölümü), Beyaz Rusya, Ukrayna, Polonya, Slovakya).

Rusya ile tarihsel bağları olan ve iç içe geçmiş (ekonomik ve askeri bağımlılığı, dini-etnik benzerliği) bir ülke olan Sırbistan pek rahat bir konumda olduğunu söylemek mümkün değildir. Yoğun Slav nüfusunun Kosova, Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Karabağ’da olmuş olması ve onlar tereddütsüzce her fırsatta Sırbistan’la olan “bağlılığını” açıktan dile getirir olmuştur. Bu gelişmelerin zaman zaman iç savaşı tetikler kaygısıyla gerginliğin yaşandığı malum. Söz konusu mevcut durum (denklem) üzerinden Slavlar özelinde Balkanlar açıktan kışkırtılırken -ve diğer yandan da tüm bu ülkelerin Avrupa Birliğine üye olma başvuruları zaman zaman tehditkâr bir dille “pazarlık” konusu olmuştur.  Söz konusu uyuşmazlık Sırplar üzerinden yürütülürken, Batı ittifakı güçler tereddütsüzce Sırbistan’ı mevcut savaştan dolayı Rusya ile ilişkilendirirken ve kendisinden açıktan Rusya’ya karşı tavır alınması istenmiştir.

Etnik farklılıklar bile bile gündeme taşınırken, bugün Arnavutlarla Sırplar arasında yaşanan gerginlik tarihin hiçbir döneminde bu kadar güncel ve de sancılı olmamıştır. 1998 savaşında 8.600 Arnavut vatandaşı ve 1.600 Sırp vatandaşı hayatını kaybederken, yine her şey sınır kavgası için olmuştur. NATO güçleri üç ay boyunca Sırp birliklerini bombalar ve şehirler yerle bir edilir. Nihayetinde Kosova 2008’de bağımsızlığını ilan eder ve Birleşmiş Milletler’ de 193 üyeden 101’i yeni Kosova’yı tanır. (4) “Tarih tekerrürden ibarettir” gerçeği yakın geçmişte yaşandı. Zira, Kasım 2022’de Kosova’da yaşayan Sırp azınlıklar “yeni” durumdan pek hoşnut olmadıklarını polis, belediye ve adalet sarayı gibi önemli sembol yapılar önünde protesto gösterilerinde bulunurken, mevcut “otoriteyi reddettiklerini” (5) dile getirdiler. 

Zira, Brüksel’den, Londra’dan ve Washington’dan her gün aşağıdaki mesaj verilerek savaşı “sürekli” kılmak ve de olabildiğince mevcut askeri desteğin kamuoyunca benimsenmesi için “savaş ve savaşmak için” propaganda yapılıyor:                               

“Dünya düzenini sarsan savaş” deniliyor.                                                                                                          

Kimin düzeni ve savaşı?   

Elbette bu savaş kapitalist dünya sisteminin kendi içinde yaşadığı uzlaşmazlıklardır. Bu çözümsüzlüğün temelinde yatan ana neden emperyalist ülkelerin jeoekonomik ve jeostratejik pay bölüşümü üzerinde bir “sahiplenme” kavgası verilmektedir. Savaş; dünyanın en zengin coğrafyalarında (Kara Afrika’da dahil) istikrarsızlığın, iç savaşın, iç ve dış göçün milyonları ifade eden insanlık dramı pahasına devam ediyor. Emperyalist ülkeler arasında çıkarların öncelendiği; Asya’ya, Avrupa’ya ve Kuzey Avrasya’ya dek uzanan geniş Rusya toprakları üzerinde açıktan küresel bir savaş oyunu planlanmaktadır. Savaşın yaslandığı bu devasa ve zengin coğrafyanın önemi ve onun paylaşımı geleneksel kapitalist sistemin iç ruhuna uygun bir taleptir. Yani; işgal, paylaşım ve savaş talebi…

Öteden beri emperyalist ülkeler bir diğer emperyalist güce karşı güç birliğine yönelirken; ısrarla bu yaşananların boyutunu bir “Küba-Krizi- 16 Ekim 1962” benzetmesiyle savaş sarhoşluğuna kapıldılar. Zira, Küba Krizi’ne neden olan bazı somut tarihsel olaylar yaşanmıştı; dönemin ABD’si Avrupa ülkelerinin birçoğunda, İtalya’da ve Türkiye’de de nükleer başlıklı füze yerleştirmişti. Buna misilleme olarak dönemin SSCB-Rusya’sı Küba’ya nükleer başlıklı füze yerleştirdi. Ve o dönem ABD ve Batı dünyasının yoğun baskısı sonucu SSCB’nin lideri Nikita Kruşçev ve ABD Başkanı J.F. Kennyy arasında yapılan görüşmeler sonucunda füzeler adadan kaldırılır. (6) Kasım 2022’de ABD ve müttefikleri Ukrayna ve Rusya savaşının “Batı için bir tehdit olduğunu”, ne pahasına olursa olsun “Batı değerlerine” sahip çıkmak gerektiğini ve bu olmazsa savaşın ileriki süreçte bir “atom savaşına dönüşebileceği” (7) iddiasında bulundu. Bu gerekçenin arkasına sığınan uluslararası emperyalist güçler, yarattıkları “yeni” gündemlerle savaşa taraf olmaya devam ediyorlar.

Emperyalist güçlerin bu çılgınca savaş isteği dünyayı adeta bir korku ve panik sarmalına terk eder oldular. Ukrayna-Batı ittifakı adına savaşa aktarılan milyarlarca avroluk yardımın haddi hesabı yoktur. Kaçınılmaz olarak bu yardım sayesinde, esas amacın savaşı sonlandırmak değil de savaşın kazanılması için uzun vadeli bir müdahale mühendisliğidir, diyebiliriz! “Avrupa Birliği Kasım 2022’de Ukrayna’ya 18 milyar avro desteği sunarken ve bu rakamın 2023’de de 38-40 milyar avro” (8) olarak belirlendi. Ancak bu resmi olarak karara alınmış askeri ve ekonomik yardımlardır. ABD ve diğer Batı müttefiklerinin devam eden savaşa gayri resmi silah desteğinin kesin bir listesini vermekten kaçınıyorlar. Bunun en önemli nedeni ise, savaş karşıtı güçlerin ve de kamuoyunun karşı tepkisini göze alamamaktalar.

Rusya Federasyonu devlet başkanı Vladimir Putin, 26 Şubat 2023’de devlet televizyonundaki uzun bir konuşmasında şu açıklamada bulunur:

“Rusya hayatta kalmak için Batı güçlerine karşı savaşıyor. (…), Rusya’yı yok etmek için ABD ve NATO güçleri çoktan savaş içindeler. Ukrayna’ya verdikleri milyarlarca avro yardım ve silahlarla bizi zorla savaşın içine çekmek istiyorlar” (9)

Putin’in konuşmasından iki gün sonra CIA direktörü Willam Burns CBS-televizyonuna verdiği bir demecinde (28 Şubat 2023, 06.50); “Çin’in Rusya’ya silah yardımını yapmak istediğini ve bunun savaşta öldürücü bir sonucu olacak”, yorumu ile Ukrayna-Batı müttefiklerinin bir kez daha Rusya’ya karşı birlik olma çağrısında bulunur.

Bu gelişmeler paralelinde de Ukrayna-Batı ittifakı Çin ve Kuzey Kore’nin Rusya’ya yaptığı veya yapacağı askeri yardımın bir “dünya savaşı” olasılığına neden olacağından çekiniyorlar.

Rahatlıkla şunun altını çizebiliriz ki uluslararası ilişkilerde bir denklem vardır; bu mevcut durum üzerinden güçlü ve zayıf (ekonomik ve askeri bağlamında) ülkeler kendi boyutunda ancak anılır veya belli bir etkiye sahip olurlar. Görünürde uluslararası “barış” ve “iş birliği” ısrarla dillendirilir olmuş olsa da bunun pratikteki yansıması iddia edildiği kadar gerçeği yansıtmıyor. Güçlü emperyalist ülkeler her dönem uluslararası iletişimde “ilişkiler üstü” bir konumdan hareketle kendi çıkarlarını ısrarla önceler olmuşlardır.   

Nasıl mı?    

Bu soruna dair birçok örnek vermek mümkündür. Ancak çok somut ve de yakın geçmişte yaşanmış bir olayı bu iddiamıza örnek teşkil eder kanısındayım; 25 Eylül 2017’de Mesut Barzani önderliğinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi bağımsızlık için referandum yaptı ve halkın yüzde 98’si evet dedi. Çok tuhaftır ki Kürdistan’ın bağımsızlık vurgusu uluslararası ilişki ve “hukuka” hükmeden güçlerce desteklenmez ve yukarıda da anlatmaya çalışıldığı gibi; sonuçta emperyalist güçlerin çıkar ilişkisi belirleyici olmuştur. Nihayetinde bu referandumun sonuçları 4 gün sonrasında (29-09-2017) ABD Dışişleri Bakanlığı ve Batı ülkeleri bölgedeki çıkarları gereği sessiz ve bir o kadarda yanıtsız kaldılar. (10) Tek gerekçeleri; Ortadoğu’da bağımsız bir Kürdistan devletinin varlığı bölgesel istikrarsızlığa neden olacakmış diye açıktan sırt çevirdiler. Emperyalist güçlerin Kürdistan sorununa dair iki yüzlü politikaları yeni bir olay değildir, yüzyıllarca devam eden ve kanayan bir yaradır.

Bir halkın varoluşuna ve de tarihsel gerçekliğine rağmen bir bütün olarak ret edilirken ve emperyalist güçler kendi çıkarlarının sürekliliğini ön plana almayı tercih eder olmuştur.  Bir kez daha altını çizelim ki uluslararası “barış-hukuk” ve “iş birliği” mekanizması, özünde çıkarı olan emperyalist güçlerin birlik senaryosudur. Bu yaklaşımdan hareketle; günümüz uluslararası “hukuk” ve “adalet” düzeni güçlüden yana bir sistem organizasyonudur ve bu hiçbir dönem gerçek anlamda ezilenlerden yana bir tavır alış müdahalesine dönüşememiştir!..   

Kullanılan ve yararlanılan kaynaklar

  1. https://koningeap.nl/oekraine-reizen/bevolking-oekraine
  2. NOS-journaal, 25-02-2023 Nederland.
  3. De Volkskrant, 28-02-2023 Nederland.
  4. Van Gool, Rosa, “De oorlog in Oekraine rijt oude wonden open in verscheurde Kosovo”, de Volkskrant, 28-02-2023 Nederland.
  5. İbidem.
  6. Leurdijk, J.H., “Wereld Politik – Over Betrekkingen Tussen Staten”, Coutinho, Bussum 2001, s. 149-153.
  7. Lanting, Bert, “Nucleari Dreiging”, De Volkskrant, 08-10-2022 Nederland.
  8. Peeperkorn, Marc, “Brussel: extra milyarden voor Oekraine om economie te redden”, de Volkskrant, 9 november 2022 Nederland.
  9. Maas, Michel, “VS: ‘zo goed als zeker’ dat China wapens aan Rusland wil leveren”, de Volkskrant, 27 november 2023 Nederland.
  10. Homan, Kees, “Iraaks-Koerdistan: Het Fiasco van Een Referendum”, Clingendael Spectator İnternationale Betrekkingen, 1 November 2017.-NRC Handelsblad, 30 september 2017 Nederland.


Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale