Connect with us

Editörün Seçtikleri

Yeni Ortadoğu Denkleminde Türkiye’ye Biçilen Rol Uşaklık!

Türkiye-Kuzey Kürdistan’da burjuva cephede yaşanan gelişmeler iç dinamikler özgünlüğünü taşımakla birlikte, esasta dolaylı ve dolaysız olmak üzere emperyalist gelişmelere bağlıdır. Dolayısıyla, ülkedeki güncel siyasi durum, bir yanıyla emperyalist politika ve planların güdümündeyken, diğer yanıyla iç dinamikler özgünlüğü temelinde olmak üzere iki zeminde biçimlenmektedir.

ABD emperyalizmin Ortadoğu merkezli dizayn operasyonu ekseninde tam bir saldırganlık ve devlet terörizmi pervasızlığıyla yürürlüğe koyduğu stratejik plan, Ortadoğu’nun ötesinde daha genel bir etkiye haizdir. Çünkü uygulamaya koyulan stratejik plan bir taraftan emperyalist bloklar arası dengeleri etkilemekte, diğer taraftan doğrudan pazar ve nüfuz alanlarını etkilemektedir. Öte taraftan, ABD tarafından uygulanan bu plan ve plan eşliğinde ortaya çıkan somut ve muhtemel sonuçlar hem coğrafi özgünlük ve hem de ekonomik-siyasi bağımlılık ilişkileri nedeniyle coğrafyamızı da etkilemektedir. Bu etki, bağımlılık ilişkisi zemininde Erdoğan sultasındaki siyasi iktidarı tesir altına alarak, ABD güdümlü emperyalist stratejik plana uygun pozisyon almasını koşullamaktadır. ABD emperyalizmiyle arasında göbek bağı olan “TC” devleti ve mevcut iktidar, bu bağın ürünü olarak, stratejik ve uluslararası spesifik politikalarda ABD emperyalizminden muaf hareket etmesi ya da onun güdümü dışına çıkması esasta olası değildir. Bu bağ ve ilişkinin niteliği, daha derin gerçekte şu anlama gelir: ABD emperyalizmine bağımlı iktidar pek tabii ki ABD emperyalizminin dikte ettiği politikaları gütmek ve onun imtiyaz üstünlüğüne uygun davranmak durumundadır… Trump’ın Erdoğan’ı teslim aldığına ve istediğini yaptırdığına dair bir dizi spekülasyon var ki bu çok yaygın bir kanaattir. Yapılan anlaşmalar, geliştirilen ve uygulanan politikaların ilgili kısımları bu spekülasyonları destekleyip doğrulayan niteliktedir…

Özcesi, Türkiye-Kuzey Kürdistan’da burjuva cephede yaşanan gelişmeler iç dinamikler özgünlüğünü taşımakla birlikte, esasta dolaylı ve dolaysız olmak üzere emperyalist gelişmelere bağlıdır. Dolayısıyla, ülkedeki güncel siyasi durum, bir yanıyla emperyalist politika ve planların güdümündeyken, diğer yanıyla iç dinamikler özgünlüğü temelinde olmak üzere iki zeminde biçimlenmektedir.

Ülkedeki siyasi gündem ve gelişmeleri belli başlıklar altında özetlemek mümkün. Bu gündem ve gelişmelerin birinci ve başat unsuru, “TC” devleti/iktidarı ile (Öcalan şahsında somutlanan) Kürt Ulusal Hareketi arasında mevcut Kürt Ulusal Hareketi’nin silahsızlandırılıp tasfiye edilmesi veya “TC” devleti açısından istenen “makul” format ve niteliğe dönüştürülmesi esasında gelişen uzlaşma/anlaşma/”çözüm” süreci gündemidir.

Önemli olan bir diğer siyasi gündem ise, Erdoğan-AKP/MHP ortaklığında somutlanan iktidar ile esasta CHP eksenli muhalefet arasında yaşanan iktidar dalaşı ve buna bağlı gelişmelerin damga vurduğu gündemdir.

Burjuva cephede bu iki ana gündem veya siyasi gelişme tablosu, diğer siyasi gelişme ve gündemleri etkileyen, belirleyen ve koşullayan durumdadır. Siyasi baskı ve siyasi tutuklamalar, yürütülen yargılamalar, muhalefete ait belediyelerin kayyım vasıtasıyla gasp edilmesi, kabine içinde gerçekleştirilen değişiklik ve yeni atamalar, CHP mitingleri, erken seçim tartışmaları, laiklik bildirisi, anayasa tartışmaları, umut hakkı, anadil ve yerel yönetimler yasası tartışmaları, üniversitelere dönük baskı ve dizayn girişimleri, uyuşturucu-fuhuş operasyonları, özelleştirme politikaları, doğa-ekoloji sorunları, madenler politikası ve vergi, faiz politikaları, ücret düşüklüğü ve pahalılık, demokrasi ve özgürlükler sorunu vb. vs. zemininde cereyan eden onlarca gelişme ve sorun aynı kaynaktan beslenmektedir. Kısacası, diğer gelişmelerin bu iki ana gündeme bağlı gelişip biçimlendiği söylenebilir.

Uluslararası gelişmelerin basınç ya da koşullamasını bir kenara bırakırsak, ülkedeki siyasi gelişmelerin etrafında döndüğü iki ana gündemden ilki Kürt Ulusal Hareketi’nin yeni formata çekilmesi esasına bağlı olarak ilgili hareketin silahlı niteliğinden arındırılarak devletçe makul sayılan yasal alana çekilmesi, yani tasfiye edilmesi, bu bağlamda Kürt ulusal sorununun sorun olmaktan çıkarılması manasında “çözülmesi” zemininde yürütülen süreçtir.

Bu sürecin başlamasından bugüne kadar geçen zaman kısa sayılmasa da sürecin önemi ve niteliği düşünüldüğünde geçen zaman dilimi hiç de uzun sayılmaz. Ki, bugün itibarıyla sürecin geliştirilmesi bağlamında kastedilen yolun az olmadığı aşikardır. Hızlı ve beklenmedik Bahçeli çıkışlarıyla start alan süreç, bazı çelişki ve sorunlarla karşı karşıya kalıp kısmen yavaşlamalar gösterse de esas problem Rojava konusunda yaşansa da bugün bu sorun aşılmış gibi gözüküyor. Açıkçası, esas itibarıyla hızlı başlayan süreç zamanla hızını düşürse de ilerlemeye devam etmektedir.

Bahçeli’nin çağrısına karşılık veren Öcalan, “yeni paradigmasına” bağlı olarak PKK’nin kongresini toplayarak silahlı mücadeleyi sonlandırması ve kendisini fes etme kararı alması için çağrıda bulundu. PKK sembolik olarak silahları ateşe vererek “silahlara veda” iradesini göstermekle birlikte, fesih kararı da aldı. Bunun karşılığında “TC” devletinin atması gereken adımlarda ayak diredi. Rojava sorunu da istedikleri potaya çekilince, “Umut Hakkı” üzerinde dönüp duran iktidar sözcüleri, parlamentoda komisyon oluşturup rapor hazırlama ve nitekim en son Öcalan’ın statüsünü tartışma konusu yaparak eylemsiz sözlerini ilerletti. Yani, Öcalan ve/veya Kürt hareketi Rojava sorununda da “TC” devletinin istemlerini karşıladıktan sonra, artık sıra iktidarın atacağı veya atması gereken adımlara geldi. Parlamentoda oluşturulan komisyonun hazırladığı rapor tam da burada anlam taşımaktadır. Bahçeli’nin, Öcalan’ın statüsü ne olacak şeklinde açtığı tartışma ise, süreci ve süreçle ilgili tartışmaları yeni safhaya taşımanın ip uçlarıdır…

Önümüzdeki birkaç aylık zaman diliminde umut hakkı dahil olmak üzere, bir dizi meselede anayasal düzenleme; ana dil, yerel yönetimler, umut hakkı, infaz yasası gibi konularda anayasada düzenlemelerin yapılması mümkün olacaktır. Ki, PKK güçlerinin entegrasyonu da buna paralel olarak gündeme gelecektir. Dönüş yapacak PKK güçlerinin entegrasyonu da yasal düzenlemeleri şart koşmaktadır. Dolayısıyla önümüzdeki ay ve aylarda ciddi gelişmelerin gündeme gelmesi söz konusu olacaktır. Bu salt bir iyi niyet değil, gelişmelerin işaret ettiği yoldur…

Sürecin bu rotada gelişip kısa vadede ciddi gelişmelere tanık olması parlamentoda oluşan Komisyonun hazırladığı rapora komisyon katılımcılarının hepsinin raporu onaylaması, olumlaması veya katılmasıdır. Yani komisyon raporunun oybirliği ile çıkarılmasıdır. CHP’nin rapor kapsamında da olsa sürece esasta pozitif yaklaşması sürecin ilerlemesi önünde büyük engellerin olmayacağını gösterir…

“İktidar oyun yapıyor, oyalıyor, kandırıyor, son anda masayı yıkacak” vb. vs. şeklindeki ezber söylemlerin gerçeklikten uzak olduğu açıktır. Zira, işleyen/işletilen süreç iktidar veya devletin aleyhine değil, bilakis lehinedir. Devlet veya iktidarın kaybedeceği hiçbir şey yok iken, kazanacağı çok şey var. PKK’nin kendini feshetmesi ve silahlı mücadeleyi bırakması biçimindeki tasfiyecilik durumu bile devlet ve iktidar için yakalanamaz birfırsat ve kazanımdır. Kürtleri yedeklemiş devletin gücüne güç devşireceği aşikâr iken, iktidarın bu durumu önümüzdeki seçimler için de manivela edip kullanması da salt iktidar için de olsa bir başka kazanımdır…

Bu süreçle Kürt ulusunun ulusal-demokratik haklarını kazanmasını devletin kaybı olarak telakki eden bir zihniyet dar kafalılık değilse, Kürt düşmanı ırkçı-milliyetçi şoven zihniyettir. Kürtler, kendi kaderini tayin etme hakkını saymazsak, en fazla gasp edilmiş haklarının az bir kısmını kazanmış olacaklar. Yani kendine ait hakları ama haklarının çok az bir kısmını kazanacaktır. Bunu bile devletin kaybı olarak telakki edip, sürece karşı çıkmak ahmaklıktan başka bir şey değildir…

Seçimler ve CHP’nin Çözüm Sürecini Desteklemesi

İkinci ana gündem iktidardaki klik ile Kemalist kliğin başını çeken CHP arasındaki iktidar dalaşıdır. İki klik arasındaki iktidar dalaşı seçime odaklı olarak çözüme kavuşturulacak bir sorundur. Yani seçimlerin kazanılması iktidarın el değiştirmesi veya mevcut kliğin elinde kalmasını sağlayacaktır. Onun için her iki klik de seçimlere odaklanmış ki, iktidar dalaşı bu seçimlerle hal olup rayına oturacaktır. Seçimlerin, Erdoğan’ın katılabilmesi için erkene alınacağı; ‘erken seçime’ gidileceği neredeyse kesindir. İktidar süreci belli aşamaya getirdikten sonra Kürtlerden alacağı oyu garanti ederek, tam da bu aşamada, yani durumu lehine tespit ettiği veya lehine olan koşullar hasıl olduğunda erken seçimi gündeme getirecektir. Öyle ya da böyle erken seçim veya erkene alınmış seçimlerin gündeme geleceği muhakkaktır…

İktidar mevcut çözüm sürecini seçimler için bir avantaj olarak da yürütmekte ya da süreçle birlikte seçimler için avantaj ele geçirmekte veya geçirmiş durumdadır. Ki, çözüm süreciyle birlikte Kürtlerin oyunu/desteğini tamı tamına olmasa da esasta alacaktır. Bu da seçimleri “garantiye” alması anlamına gelecektir.

İktidarın seçimlerde tek şansı Kürtlerin desteğini almaktır. Bu da süreci hızlandırıp başarıyla sonuçlandırmasını koşullamaktadır. Süreçten bağımsız düşünüldüğünde, CHP iktidara karşı oldukça avantajlıdır. Büyük kitle desteğini yedeklemiştir. Fakat Kürt sorunuyla ilgili süreç bütün dengeleri altüst edecek önemdedir. Ve iktidar lehinedir…

Tam da burada CHP’nin komisyonda rapora bazı isteklerini de geçirmek kaydıyla katılıp destek vermesi sebepsiz değildir. Bu, CHP açısından siyaseten de en doğru yaklaşımdır, akıllıcadır. Zira CHP rapora katılmama veya sürece karşı çıkma durumunda Kürtlerden oy alamayacağını pekâlâ bilmektedir. Bunun için, yani Kürtleri karşısına alarak onlardan gelecek oyları tepmemek ve mümkünse oylarını almak için hem sürecin karşısında durmamaktadır hem de komisyonda hazırlanan rapora destek vermektedir…

Bütün bunlara karşın, CHP’nin, iktidar-devlet tarafından işletilen ve önemli adımların atılmasının eşiğine gelmiş olan “çözüm”-tasfiye sürecine rağmen Kürtlerin oyunu alması oldukça zordur. Malum süreç vesilesiyle, Kürt oylarının tümü olmasa da büyük bir bölümü iktidara gidecektir. CHP Kürtlerden kısmen oy alsa da bu oran seçim sonuçlarını değiştirecek bir oran olmayacaktır. Ve muhtemeldir ki CHP bu tabloyu görünce süreç karşısındaki pozisyonunu değiştirecek, karşıt tavra girebilecektir…

Öte taraftan, iktidarın belediyeler şahsında gerçekleştirdiği tutuklamalar, yargılamalar, devşirmeler ve yolsuzluk-yiyicilik teşhiriyle ve yarattığı algıyla da CHP’yi önemli oranda hırpalayıp zayıflatmaktadır. Buna karşın iktidar ise, Kürt kartı dışında bir şansa sahip değildir. Yoksulluk ve açlığa mahkûm ettiği en geniş kitleler nezdinde ciddi biçimde yıpranarak oy kaybetmiş durumdadır… Kürt sorununa dönük işleyen süreç iktidarın elini güçlendirse de bu sürece rağmen seçimlerin iki klik arasında dengede olduğu söylenebilir. Kimin kazanacağı sorusuna net ve kesin yanıt vermek pek mümkün değil. İktidarın Kürt oylarını önemli oranda alma avantajı, CHP’nin geniş kitleleri yedekleme avantajı vardır. Kürtlerin firesiz biçimde iktidara oy vermeyeceği açıkken, bu firenin azımsanmayacak kadar büyük olması da mümkündür. Seçimler yaklaştıkça klikler arası dalaşın daha da keskinleşip komplo ve provokasyonlara sahne olabilir. Bu dalaş sürecinde devrimci harekete dönük saldırıların yoğunlaşması da beklenmelidir…

İkinci Kutup Olarak Devrimci Cephede Durum/Gelişmeler

Burjuva kutupta durum aslen yukarıda özetle çizmeye çalıştığımız çerçevede gelişirken, devrimci sınıf cephesinde durum daha sancılı olmakla birlikte, olumlu gelişmeler eğilimi belirmektedir. İktidarın baskı ve sömürü politikaları altında ezilen geniş kesimler öfkeyle dolmuş, patlamalara da hazır haldedir. Toplumsal yapıya ait emekçi ve mağdur kesimler giderek seslerini yükseltmektedir. Sendikal mücadele ve işçi direnişleri belli bir birikim oluşturmuş ve küçük de olsa bazı kazanımlar sağlamaktadır. Doğa ve çevre sorunlarına dönük direniş dinamik olmaya devam etmektedir. Kadın cinayetlerine dönük mücadele ve tepki büyüyerek gelişmektedir. Kadın mücadelesi genel olarak diri ve süreklilik göstermektedir. Gençlikte belirgin bir tepki ve mücadele eğilimi görülmektedir. Fakat, örgütlü/bilinçli devrimci hareket henüz bu dinamiği harekete geçirecek önderlik yapacak yetenekten fiili güç itibarıyla uzaktır. Bu nedenle, kitleler CHP’yi adres olarak görerek onun peşine takılmış durumdadır. Devrimci kitlelerin büyük öfkesi CHP tarafından kontrol altına alınmakta ve kendi iktidar emeli için manivela edilmektedir…

Devrimci hareket örgütsel olarak tasfiyeciliğin çarkları arasında daralıp zayıflasa da mevcut güç durumu ve tıkanıklıklarını aşmak için samimi çaba ve irade göstermektedir. Özellikle ortak irade ve ortak mücadele cephesi ya da direniş odağı oluşturma noktasında anlamlı çabalara girmektedir. Bu çaba kavranıldığından çok daha ileri de bir değer ve asla küçümsenemez bir anlam taşımaktadır. Siyasi gelişme ve gündemi belirleme düzeyinde bir örgütsel-siyasi güce sahip olmasa da ortak mücadele cephesi yaratmada ortaya koyduğu irade oldukça önemlidir…

Ortak devrimci cephenin şimdiden demokratik devrimci mücadele alanında ortak irade ve ortak eylemlerde bulunması ihtiyaç olmakla birlikte, devrimci cephe veya devrimci odağın özellikle yaklaşan seçimlerde ortak irade temelinde ortaya çıkması son derece etkili olacaktır. Şimdiden belli görüşmelerin, çalışma ve hazırlıkların yapılması şarttır. Bu odağın etkili çalışması ve ortak iradeyle ortaya çıkması CHP’ye yedeklenmiş kitlelerin en azından bir kısmını geri getirecek, devrimci harekete yakınlaştıracaktır…

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Mart-2026 tarihli 58. sayısında yayımlanmıştır.



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Editörün Seçtikleri