Connect with us

Anı-Anlatı

Yoldaşlıktan Doğan Sevda: İşçi Arıların Belleği

Devrimci bir belleğin içinden süzülüp geçerken yoldaşlık da sınanır. Çünkü yoldaşlık sadece coşkuda değil; sarsıntıda, sisli vadilerde ve sessizliklerde de kendini belli eder.

Sevgili Şahrud,

Bu satırları sana bir yasın diliyle değil, mücadeleyle yoğrulmuş bir belleğin sesiyle yazıyorum. Çünkü biz yalnızca iki insan değil, aynı zamanda aynı söze, aynı sınıfa, aynı yarına inanan iki yoldaştık. Biz, sevgiyi kişisel olanın dar sınırlarında değil, toplumsal olanın geniş ufkunda kurduk. Birbirimize yönelişimiz, aynı zamanda bir dünyaya yönelişti: Emeğin, eşitliğin ve özgürlüğün dünyasına.

Hatırlıyor musun? Dağlarımızda açan mis kokulu sarı çiçeklerin içinden yürürken, kirpiklerimize değen yelin serinliğiyle birbirimizin ellerini daha sıkı tutuyorduk. Gözlerinde göğü görür, omzunda yarınları taşırdım. Ama biz aşkı yalnızca bakışlarda, yalnızca tenimizde değil, mücadelemizin örgütlü coğrafyasında aradık hep. Kollontai’nin o unutulmaz sözleriyle: “Aşk ancak sınıf bilinciyle, eşitlikle ve emekle beslenirse özgür olabilir. Aksi, burjuva alışkanlıklarının taklididir.” Biz burjuva alışkanlıklarını değil, devrimci bir yaşamı kurmak istemiştik. Duygularımız, inancımız ve yol arkadaşlığımız bu inşa sürecinin öznesiydi.

Ama zaman, devrimci bir belleğin içinden süzülüp geçerken yoldaşlık da sınanır. Çünkü yoldaşlık sadece coşkuda değil; sarsıntıda, sisli vadilerde ve sessizliklerde de kendini belli eder. Siyah kadifedeki yıldızlar bir gece başka bir yönü aydınlattığında ve sol memenin altındaki cevahir, kendi karanlığında başka bir ışık aradığında; biz artık aynı ritimde yürümüyorduk. Ve gözlerinin göğünde doğan sarı yıldız, yüreğinin boranında başka bir rüzgarı getirdi.

“Dostun bir tek sözü yaralar beni

Düşmanın kurşunu işlemez cana”

der Pir Sultan. Ve bazen, o söz bir suskunluk olur, bir yön değişimi, bir yok sayış olur.

Kırılmaların en derini sessizlikte saklıdır. Kollontai’nin “bazı aşklar örgütsüzdür; dağılır, çözülür, ilk fırtınada savrulur” sözü bir haykırış değil, bir uyarıydı. Ve biz, o örgütsüzleşmenin ne demek olduğunu sadece aşkın değil, devrimci ilişkinin de çözülmesinden öğrendik. Bu çözülme, yalnızca kişisel bir sarsıntı değil, bir sınıf belleğinin çatlağıydı. Çünkü biz bilirdik: Devrimci ahlak yalnızca meydanda değil, en çok da ilişkilerde sınanır.

Ece Ayhan der ki, “her aşk bir gizli hükümettir”; biz ise o gizli hükümeti kolektif bir yaşam projesine dönüştürmeye çalıştık. Ve sen şimdi, belki sessizce, belki kırgınca ama mutlaka başka bir patikada yürüyorsun. Bu yürüyüşte yoldaşça hatırlanmak, belki de en insani hakkımız.

Ama biz, suskunlukla da mücadele ederiz. Çünkü aşk da devrim gibi örgütlenmeyi, emeği ve sürekliliği ister. Rastlantılara bırakılan, hesaplaşmasız sürdürülen bir sevda, eninde sonunda sistemin tekrar ürettiği o bireyci yaşamın kopyası olur. Oysa biz sistemin kopyaları olmamak için, her şeyi baştan inşa etmeye ant içmiştik. Kendi kalbimizi bile.

Sevgili Şahrud, bu yazı sana ne bir ağıt, ne bir öfke, ne de bir özlem olarak yazıldı. Bu, daha çok bir hafıza kaydı. Çünkü biz yalnızca bir sevdayı değil, aynı zamanda bir dönemin, bir anlayışın ve bir devrimin izini taşıyorduk. Herkes kendi yolunda kendi doğrusunu yaşar, evet. Ama biz, her doğrunun sınıfsal bir zemini olduğunu da biliriz.

Kendi yolunu seçtin. Gözlerinde başka bir gökyüzü belirdi belki. Ama unutma:

“Aşk emekle beslenmezse, işçi arılar bile bal yapamaz.”

Herkes gittiği yolda kendi devriminin doğrularını yaşayacak muhakkak. “Ancak aşk emekle beslenmezse, arılar bile bal yapamaz.” Sevgili arkadaşım. Dostun güllerinden diken değmesin ellerine.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Anı-Anlatı