Connect with us

Makale

Tüm Sorun Bizde Mi, Sorunların Hepsi Hatalarımız Doğumlu Mu?

Kendimizi eleştirmekle birlikte, eleştirilmesi gereken diğer etmenlere dönük de bir eleştiri bilincine sahip olmalı, bu alana dönük de eleştiri yürütmeliyiz. Eleştirinin en doğrusu olay ve olgulardaki iki yanı görerek eleştiriyi iki yana dönük yürütmektir.

Eleştiri-özeleştiri mekanizmasının önemi, mücadele güçlerinin donanım ve tahkimatına sunacağı katkıların yanı sıra, demokratik-merkeziyetçi ilke ekseninde uygulanan demokrasi bakımından da yadsınamaz. Eleştiri-özeleştiri yöntemi, demokrasi kültürünün önemli bir göstergesi olup demokrasi normunun bir ölçütüdür. Demokrasinin geçerliliği bakımından olduğu kadar, gelişmenin itici bir gücü olarak da eleştiri özgürlüğü büyük bir önem taşır. Eleştiri-özeleştirinin önem ve içeriği üzerine bazı hatırlatmalarda bulunmak faydalı olacaktır. Zira, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi veren güçlerin eleştiriyi önemsemesi, özeleştiriyi içselleştirerek pratikleştirmesi temel bir gereksinimdir.

Eleştiri ertelenemez bir gereksinimdir çünkü hatalarla mücadele metodunun asli unsuru, iknaya dayalı eğitici-dönüştürücü kuvvettir. Ve eleştiri, ideolojik mücadelenin temel biçimi, açık ve doğrudan yürütülmesidir. Eleştiri platformunun merkeziyetçilikten sekmeme kaydıyla özgürce kullanılması yaşamsal değere sahipken, eleştirinin amacına uygun olarak açık, objektif ve somut yürütülmesi de bir o kadar hayati önemdedir…

Eleştiri hiç bir süreci es geçmeden her sürece dahil olup onun bir parçası olmayı başaran ve hatalarla savaşıp gelişmenin yetkin silahı olarak ünlenen bir dinamodur. Özeleştiri ise, bu sürecin tamamlayıcı ihtiyacı, nesnel sonucu ve politik ciddiyetin bir göstergesidir. Eleştiri-özeleştiri mekanizması yalnızca değişip-dönüşmenin yöntemi değil aynı zamanda demokrasinin sağlam bir öğesi, göstergesidir. Doğru eleştirinin mantıki sonucu ya da tutarlı neticesi de özeleştiridir. Eleştiri olmadan özeleştiri olmaz, özeleştiri olmadan da eleştiri anlamını yitirir. Eleştiri silahı gelişmenin dinamiği ise, özeleştiri ciddiyet ve tutarlılığın ifadesidir; eleştiriyi sahipsiz bırakmayan bilge sorumluluktur. Eleştiri özeleştirinin doğası bu demokratik eşitliğiyle var olurken, yaşamda eleştirenlerin gereğinden fazla iken, özeleştiri verenlerin çok nadir görünmesi tabii ki bir çelişkidir. Bunun nedeni, mücadele güçlerinin özeleştirinin içerik ve önemine uygun olarak donanım eksikliği, ve en genelde ise on bin yıllık tarihsel mülkiyet kültürünün bireydeki etkisinin güçlülüğüdür.

Ulaşmamız gereken asgari seviye, eleştiri kadar, özeleştirinin de uygulanmasıdır. Kendimizi eleştirme tavrını temel bir sorumluluk olarak önemsemeli, hatalarımızla yüzleştirildiğimizde özeleştiri vermeyi prensip olarak benimsemeli, davranışa dökmeliyiz. Kendimizi eleştirmek esastır, önce gelir; başkalarını eleştirmek ise talidir, sonra gelir. Gerçeği aramanın ve gerçeğe ulaşmanın bir yolu, hatayı kendinde arama ve kendi hatalarını görmekten geçer ki, bu, samimi özeleştiride bulunmakla doğrudan alakalıdır. Kendi hatalarımızı görmeden, başkalarının hatalarını göremeyiz. Ya da kendi hatalarımızı görmeden, salt başkalarının hatalarını görerek sorunları aşıp doğru gelişeme yolunu izleyemeyiz. “Burjuvazi dışarda değil, içerdedir; onu dışarda değil, içerde arayın” öğüdü bunu formüle eder…

Özeleştiri vermek değişme iradesini ifade eder. Değişim sürecini ya da bizzat değişim pratiğini izlemez ise, özeleştiri somut değer taşımaktan uzak kalarak samimiyet bakımından tartışma götürür. Kendimizi eleştirmenin inandırıcılığı, bu eleştiriye uygun değişim pratiğine girme tutumuyla ölçülüp sınav edilir. Şayet özeleştiri hatayı terk ederek değişim iradesini pratikleştirmiyor ve somut ilerleme çabasıyla buluşmuyorsa, bu durumda özeleştirinin eleştiriyi savuşturma aracıyla yapıldığı iddiası haklı-haksız belli bir zemin bulur. Ancak, değişim ve ilerlemenin ya da hatalardan keskin biçimde kopmanın kolay olmadığı ve özellikle de nesnel ve öznel şartlar toplamında birikerek sistemize olmuş ciddi, köklü ve kabuk tutmuş hatalar silsilesinden kopuşun başlı başına bir süreç meselesi olduğu göz önüne alındığında, bir özeleştiriyle hataların bugünden yarına ortadan kaldırılmasının veya onlardan keskin kopuş sağlanmasının gerçekçi olmayacağı aşikardır. Bu anlamda; bilumum biçimlerde cereyan eden hatalara veya hatalar gerçeğine karşı, bilinçli bir plan temelinde süreklileşmiş, sistemli ve kesintisiz bir mücadelenin yürütülmesi gerekir. Bu mücadelede doğru yöntemlerin kullanılması ise elzem bir ihtiyaçtır…

Hataları tek yanlı görmek yanılgıyı büyütmektir!

Eleştiri-özeleştiri mekanizmasının kullanılmasında ve eleştiri yöntemlerinde önemli hataların yapıldığı bir gerçektir. Eleştirinin sakız edilmesi, uluorta eleştiri, disiplin ve işleyişe aykırı olarak eleştirinin tamamen amacı dışında kullanılması; burun sürtme, ezme, öç alma, horlayıp aşağılama ve eleştirinin kişiselleştirilmesi gibi sığ eleştiri tarzına başvurulması, eleştirinin karalama, yıpratma, teşhir etme, yargılayıp mahkum etme gibi yıkıcı-tahripkar biçimlerle tam bir “cezalandırma” aracı olarak kullanılması vb. bu etkili mekanizmayı iğdiş eden en belirgin ve en yaygın hata türüyken, diğeri de, eleştiride tek yanlılık ve öznelciliktir. Bu tarz, tek yanı gören ama diğer yanı görmeyen özelliğiyle tam bir sübjektivizm örneğidir.

 Sadece kendimizi eleştirirsek ve başka eleştiri noktalarını ihmal edersek subjektivizme saplanır gerçekten uzaklaşırız. O halde kendimizi eleştirmekle birlikte, eleştirilmesi gereken diğer etmenlere dönük de bir eleştiri bilincine sahip olmalı, bu alana dönük de eleştiri yürütmeliyiz. Eleştirinin en doğrusu olay ve olgulardaki iki yanı görerek eleştiriyi iki yana dönük yürütmektir. Toplantılarımız, hep kendimizi kusurlu gören, yalnızca kendimizi eleştiren ve her şeyin sorumluluğunu kendimize yıkan ve kendimize dönük acımasız eleştiri tutumlarına tanık olmaktadır. Bunun bir kısmı iyidir, ikinci kısmı iyi değildir. Zira hataları tek yanlı görmek yanılgıyı büyütmek, sorunların çözümünden uzaklaşmaktır. Olumlulukları görmemek ise tek yanlılıktan mustarip olan bu tarzın problemli teşkil eden başka bir yanıdır. Özcesi, eleştiriyi sürece dönük bütünlüklü bilimsel bakış açısıyla yürütmeli ve sorunları neden-sonuç ilişkisi ve çevresel bağıntıları içinde açıklayan diyalektik yöntemle ele almalıyız. Tek yanlı olarak kendimizi eleştirmekle başlayan ve yine kendimizi eleştirmekle biten eleştiri tarzı noksandır, sorunludur ve şu sakıncaları taşır:

Bir: Eğer tek yanlı yaklaşım tarzı egemen ya da genel bir gerçekse; bu, sürece, şartlara ve sorunlara geniş açıdan yaklaşılmadığını, bilakis dar pencereden bakıldığını kanıtlar. Yani, tek yanlı yaklaşımın doğru olduğunu kabul edersek (ki, genel olarak doğrudur), o halde sorunlara bütünlüklü, kapsayıcı ve objektif bakış açısıyla yaklaşmadığımız, tersine subjektifizme düştüğümüz açığa çıkar. Yani, sorunların bir kısmını görüp diğer kısmını ise görmediğimiz anlaşılır. “Ağacı görüp ormanı görmeme” esprisi budur. Bu, sorunları doğru tespit etmeme, sorunlara-sürece doğru yaklaşmama ve bunun ürünü olarak da doğru çözümler üretmeme sonucunu ya da hatasını doğurur.

İki; Tek yanlı yaklaşım tarzı, odaklandığı sorunların dışındaki sorunlara objektif olarak kayıtsız kalmayı, gerçek ve büyük sorunları göz ardı ederek atlama hatasını gündeme getirir. Kısmi hataları ele alarak çözse de daha büyük hataları göz ardı etme yanılgısıyla bu hataları objektif olarak saklar, çözmez, çözümüyle ilgilenmez, böylece fiilen yeni hatalara vesile olur…

Tek yanlı yaklaşım tarzını somut olarak açıklarsak; örneğin, çeşitli vesilelerle yapılan tartışma toplantılarında bizler-yoldaşlar tarafından eleştiriler yürütülmektedir. Yürütülen bu eleştirilerin devrimci kaygılar taşıdığı, örgütsel durum ve mücadeleyi dert edindiği, bu bağlamda samimi ve devrimci olduğu şüphesizdir. Fakat eleştirinin devrimci kaygı ve duygulara dayanması, bu eleştirilerin hepten doğru ve isabetli olduğu ya da yöntem ve içerik açısından eksiklikler taşımadığı anlamına gelmez. Kısacası, bu eleştirilerin yer-yer acımasız olduğu ve bir o kadar da tek yanlılığa düştüğü izlenebilen bir gerçektir. Şöyle ki, yaşanan zayıflıklar, eksiklikler, hata ve yetersizlikler pek tabii olarak yoldaşlar tarafından eleştirilmekte, hataların nedenleri, çözümleri üzerinde kafa yorulmaktadır. Ki, bu eleştiriler, yöntem vb. açısından subjektivizme düşse de son tahlilde nesnel zemine dayanmaktadır. Eleştirilerin yürütülmesi sebepsiz değil, nesnel durumdan kaynaklanmaktadır. Yani, sorun eleştirilerin yürütülmesi değil, yürütülen bu eleştirilerde sorunları bütünlüklü olarak görmemek, dolayısıyla tespit edilen sorunların nedenlerini doğru analiz etmemektir; tek yanlılıktır. Bu tek yanlılık nedir, nasıl biçimlenmektedir?

Sorunları(mızı)n dayandığı nedenlere dönük yürütülen ilgili eleştiriler genel ekseriyetle; “biz şunu yapmadık-yapamadık-yapamıyoruz, biz böyle yaptığımız için başarılı olamıyoruz, biz bunları yaptığımız için hatalardan kurtulamıyoruz, biz şunu yaptığımız için gelişemiyoruz” vb. vs. şeklinde kurulan bir dizi cümle ya da konuşmayla biçimleniyor… Yani, her şeyde “biz” varız, her şeyde “biz” etkeniz, her şey “bize” bağlı, her şeyin sorumlusu “biziz” ve her şeyde “bizim” yetersizliğimiz ve hatalarımız vardır, belirleyicidir!?

Bu yaklaşım veya eleştiri tarzı bir yanıyla doğrudur; belli bir doğruluk taşımaktadır. Fakat doğrunun tümünü değil, bir kısmını temsil etmektedir. Bu tarzda eksik, hatalı, tek yanlı ya da yanlış olan nedir? Kendimizi eleştirmek ve hatalarımızı görmekle önemli bir doğruyu temsil eden bu yaklaşım tarzı, bizler dışındaki veya irademiz dışındaki şart ve nedenleri ıskalayarak yanlışa düşmektedir. Misal, başarısızlık, zayıflık ve sorunlarda bir etken (hatta belirleyici etken olarak da olsa) bizler de olsak, bizlerin başarısızlıkları ve sorunlarında rol oynayan dışımızdaki diğer etmenler görülmemekte, bunlara yeterince kafa yorulmamaktadır.

Bundan kast ettiğimiz şudur: Evet bizler önemli zayıflıklar taşımakta, hatalar yapmakta, ciddi yetersizlikler göstermekteyiz! Bunun altını çizmek şarttır. Fakat, eleştiri ve değerlendirmelerimizde daha nesnel analizler yapıp gerçeği tam olarak tespit edip kavrayamaz isek, kaçınılmaz olarak hata ve yanlışlarımıza yenilerini eklemiş oluruz. Sorunları çözme yerine, farkına varmadan onları muhafaza etmiş oluruz. Çünkü, sorunların gerçek kaynaklarına inmemiş ve sadece bir kısmını, bize bağlı olan kısmını görürken, sorunların kaynağını oluşturan diğer sebepleri göz ardı ederiz.

Örneğin, gençliği neden yeterince öğütleyemediğimiz veya gençlik örgütlenmesinde neden zayıf kaldığımız sorunu, yürütülen önemli eleştirilerden biridir. Haklı olarak kendimize, çalışma tarzı ve örgütlenme çabamıza dönük eleştiriyi yürütmekteyiz. Ne var ki, gelişen dünya ve toplumsal şartları, bu kapsamdaki gelişme ve bu gelişmelerin yol açtığı sorun ve gerçeklikleri yeterince muhasebe etmiyor, durumu objektif olarak analiz etmiyoruz. Ki, bizlerin başarısızlıkları veya yetersizliklerinde bu gelişmelerin doğrudan rol oynadığını inkar edemeyiz.

Nedir bu gelişmeler veya gerçekler?

 Gençlik örneğiyle devem edersek: bilişim teknolojisi başta olmak üzere, gelişen teknoloji envanterinin tümü son derece zengin olanaklar yaratarak bunları gençliğe bir biçimiyle sunmakta, gerici sınıfların egemenliğinde gelişen mevcut teknolojiyle biçimlenen dünya şartları gerici sınıflar tarafından çıkarları doğrultusunda gençliği çekerek içine alıp kuşatan bir realite olarak hüküm sürmektedir. Sahte, çürük ve yoz da olsa; reel gerçek olarak, “dünyayı dolaşma” ve bilgiye rahat ulaşma olanaklarıyla kurulan tuzaklar, teknolojiyi kullanma ve tercihlerde bulunma hakkına sahip olma, kolay ve geniş iletişim olanaklarından yararlanma, yanıltıcı güzelliklere sahip olma, sanal dünya ve yaşamın cazibesine esir düşme, gerici egemen kültür ve ideolojiye her saniye maruz kalma ve daha fazlası, gençliğin içinde bulunduğu ve renkliliğine ilgi göstererek maruz kaldığı yaşam ya da dünya gerçeğidir.

Bu dünyada gençlik, yaratıcılıktan men edilerek kolaycılığa çekilmekte, üretkenliği kösteklenerek tembelliğe şartlanmakta ya da alıştırılmaktadır. Gençliğin önüne serilen bu sahte sanal dünya, ona yabancılaşmaktan başka bir şey vermemekte, burjuva kültür ve yaşam değerleri sistematik biçimde şırınga edilmektedir. Bu renkli sahte yaşam tuzağına düşürülen gençlik, bizlere ve bizlerin çalışmalarına ilgi duymamakta, hatta yer-yer anlamsız görmekte ve ne yazık ki, günbegün burjuva kültürün esaretine yürümektedir… Bu, oldukça derin ve köklü bir sorundur. Bunu anlamadan sorunu doğru tespit edemez, isabetli eleştiri yürütemez ve doğru çözümler üreterek yol alamayız. İşimizin zor olduğu doğrudur fakat çaresiz ve aciz de değiliz… Sorunu doğru tahlil ederek doğru çözümlere ulaşabilir, başarılar elde edebiliriz. Bu tamamen mümkündür.

Gençlik için çekim merkezi olamadığımız bir gerçek. Bu bizlerin kusuru olarak mütalaa edilebilir ve bunu aşmak için gerekli adımlar atarak yeni araç ve yöntemler geliştirmemiz zorunludur. Ancak, özetlemeye çalıştığımız ve gençliği manipüle ederek cezbeden, kolaycılık ve tembellikle kalıba döken teknoloji güdümlü sanal dünya şartlarını ve bura gelişmelerini görmezden gelemeyiz…

Bahsettiğimiz teknolojik dünya ve bura gelişmeleri yaşama doğrudan yansımakta ve yaşamı yönetip yönlendirmektedir. İster manipülasyon olsun ve isterse de sanal çarpıtma olsun ama her halükarda teknolojinin olanakları gençliği etrafına toplayıp içine çekmeyi başarmaktadır. Gençliğin bilgisayarlar ve telefonlara bağlanarak ya bir odaya kilitlendiği ya da sokakta da olsa dış dünyadan kopartılarak küçük ekrana hapsedildiği her vesilede izlenebilinen bir gerçektir. Çevresinde olup bitene vakıf olmaktan alıkonulan gençlik (ve her yaştan telefon bağımlıları), bu teknoloji üzerinden denetim ve kontrole alınarak yönlendirilmekte, yalnızlaştırılıp yabancılaştırılmakta, gerçek manada esir alınmaktadırlar. X yerindeki gelişmeyi elindeki telefon vasıtasıyla sanal dünya tekellerinin sundukları “olanaklarla” öğrenmekte, istedikleri bilgiyi bu cihazlar vasıtasıyla edinmekte ve hatta yemeklerini bile bu cihazlar üzerinden isteyerek odalarına kadar getirtmektedirler…

Aslında gençlik şahsında konu ettiğimiz durum, bütün bir dönem için geçerli olan entegre bir durumdur. Yeni bir dönem ya da süreçten bahsetmek doğru olacaktır. Teknolojik gelişmeler, imkan ve olanaklar, hemen toplumun tüm kesimleri tarafından kullanılabilen, alışkanlıklara dönüşen, şekillendiren ve içine alarak adeta teslim alan genel bir kapsayıcılığa sahiptir. Bu, sistemsel bir gelişmedir ve çok yönlü gelişme niteliğinde kuşatan bir sarmaldır. Sadece teknolojik zeminde değil, ideolojik, kültürel ve tüm yaşam ünitelerinde cereyan eden süreçsel stratejik bir gelişme eğilimdir.

Geçiş süreci olarak ifade edilebilecek bir dönemin yaşandığını söylemek yanlış olmaz. Tekil hatalarla, siyaset sorunlarıyla vb. vs. bu süreci açıklamak yetersizdir. Daha genel bakmak elzemdir. Eski devrimci durum, hareket ve kitle temelinden söz etmek oldukça zordur. Yeni sürecin ihtiyaçları, duyarlılıkları, talep ve ilgi noktaları oldukça değişkendir. Sorun sadece bizle, coğrafyamızla sınırlı değil, dünya ölçeğinde yaşanan evrensel bir durumdur. Özcesi, bizlerin hataları kadar, yaşanan sürecin özellikleri de hesaba katılarak tartışma yürütülmelidir. Süreç tahlil edilmeden sorunları doğru tarif etmemiz ve çözümler üretmemiz zor olacaktır…



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Makale