Connect with us

Analiz

Devrimci Siyasanın Burjuva Dönüşümü Üzerine Bir Eleştiri…

Devrimci eleştirilere direnmenin bizleri siyasal gericiliğe, bunları anlamaya çalışmanın ise bizleri özgürlüğe doğru götüreceği açıktır. Şimdi, bilimsel devrimci eleştirileri, eleştirel bir yöntemle kavrayarak hareketimizi enerjiyle yüklemek zamanındayız. Bizi geliştirecek olan en temel yönelimlerden biri budur.

Burjuvazinin bir devlet gücü olarak yenildikten sonra ideolojik varlığının ortadan kalkmadığını tarihsel deneyimlerden biliyoruz. Bu ideolojik varlık, onu besleyen ekonomik formasyondan geriye kalan kalıntılardan beslenmeye devam ederek, tekrar eski gücüne kavuşmak için fırsat kollamaya devam edecektir. Burjuvazinin kendisini yeniden üretmesi, yıkılan eski tipteki sisteminin tekrarı anlamında ekonomik ve askeri gücünü yeniden toparlamasına bağlı bir şey değildir. Bu sınıf kendisini ideolojik bakiyesiyle, bizzat karşıtlarının bağrında yeniden var edebilmektedir.

Biz komünistlerin bu tarihsel gerçeklerden anlamamız gereken şey, tarihsel burjuvaziyi dışarda değil, bizzat kendi politika ve uygulamalarımızın sonuçlarında aramamız gerçekliğidir. Burjuvazi ile proletarya arasındaki son nihai hesaplaşma, bizim yol açtığımız ideolojik büküm alanlarıyla, olası proleter tutumlar arasındaki ideolojik kavga mevzilerinde yaşanacaktır. Bu anlamda, monolitik bir siyasa anlayışını terk ederek, karşıtların birliği ve mücadelesini ön gören, canlı ve dinamik yeni bir sentezle hareket etmek gerekiyor. Bu açıdan soruna yaklaştığımızda örgütsel siyasayı bugünden ele alma biçimimiz, aynı zamanda bizlerin gelecekteki egemenlik, yani iktidar ve güç ilişkilerini hangi sınıfsal amaçlarla ele almamız gerektiğini aydınlatmaktadır. Yani günümüzdeki örgütsel iktidar modelimiz, gelecekteki olası proleter devletin ideolojik kaderini tayin etmektedir.

Örgütsel hareketlenmesi çoğunluğun çıkarına dayanmayan ve iktidar tekelini devrimci kitlelerle paylaşmayan işçi sınıfı partilerinin proleter bir devlete yol açacak tarihsel gelişmelere olanak yaratamayacağını artık biliyoruz. Zaten böyle bir tarihsel fırsatın kotarıldığı bir durumda bile, bu burjuva iktidar anlayışıyla daha fazla ilerlemenin mümkün olmadığını, tarihsel tecrübelerimizle deneyimledik. Bu konudaki eleştiriler soyut ve genel değil, aksine somut ve anlaşılır olmalıdır. Yani devrimci eleştiri ve uyarıların kanıtları, pratiğin sonuçlarından çıkarılarak beslenmelidir. Biz buna nitelikli, ya da işe yarar eleştiriler diyoruz. Günümüzdeki işçi sınıfı örgütlerinde yaşanan en önemli sorun, iktidar erkinin kolektivizmden uzaklaşarak bireyselleşmesidir. Bu konuda yaşanan ciddi eğilimler, apolitik bir örgütsel ortamı beslemektedir. Bu ferdi ve keyfi güç ilişkilerinin sınıfsal zeminini somut bir şekilde tanımlamak gerekiyor.

Bize göre bunun başlıca sebebi, ara sınıf ve tabakalardan gelen kadroların, kendi sınıfsal gerçeklerine uygun bir örgüt yaratma güdüsünden kaynaklanmaktadır. Böylelikle sorunu tanımlama ve çözme metodolojisine materyalist bir karakter kazandırmış olacağız. Normalde devrimci bir örgüte gelen küçük burjuva nitelikli bir bireyin, geldiği sınıfa ihanet ederek orada devrimcileşmesi beklenmelidir. Ama yaşanan ideolojik tasfiye ve yenilgi süreci nedeniyle, işçi sınıfı örgütlerinin devrimci niteliği oldukça zayıflamış olduğu için, saflara gelen proleter dışı insan kaynakları, bu devrimci dönüşüme karşı direnç gösterecektir. Bu anlamda günümüzde proletaryanın kamu alanlarında yaşanan en önemli sorun; proletarya dışı bir kısım ara sınıf kökenli aktivistin, kendi sınıfsal geleceğini teminat altına almak için buraların devrimci niteliğini dönüştürme siyaseti izlemesidir.

Son dönemde kamu alanlarımızda dile gelmeye başlayan ahbap- çavuş ilişkilerine dair eleştiri ve uyarılar üzerine kolektif bir şekilde düşünmekte fayda var. Sınıf mücadelesinin dünya çapında yaklaşmakta olan fırtınalı günlerine hazırlanmak gerektiğini düşünen ve bu konuda devrimci sorumluluk taşıyan komünist kıtaların bu konuya bir itirazı beklenmemelidir. Proleter devrimciler, kafa- kol ilişkilerini değil, örgütsel formasyonun program, tüzük ve hukukunu iktidar işlerinde gözetirler. Bu, dünyanın her köşesinde işleyen, oldukça açık bir evrensel ilkedir. Bunun nedeni; ezilen insan toplumlarının çoğunluğunun çıkarlarının, tarihsel anlamda, proletaryanın çıkarları suretinde cisimleşmesidir. Proleter devrimcilerin ahbap- çavuş ilişkilerinden ziyade kolektifin program, tüzük ve hukukunu gözetmesinin altında bu tarihsel sebepler yatmaktadır.

Küçük burjuvazi zaten devrimci örgüte gelmeden önce de bir ara sınıf olarak yok olmaktan kurtulmak için, ya da tehlike eşiğini geçip palazlanmak için ilkesiz ahbap- çavuş ilişkilerine ihtiyaç duyuyordu. Ama işçi sınıfının kamu alanlarında bu kadar özgür olmadığını hatırlatmak istiyoruz. Bu örgüt ve iktidar anlayışı, ulusal ve uluslararası düzeyde yaşanan ideolojik tasfiye ve kültürel bozunum sürecini objektif olarak desteklemektedir. Devrimci saflardaki bu yanlış eğilimler, karşılaştığımız büyük ideolojik tasfiye dalgası açısından, devrimci örgütlerde adeta dikensiz bir gül bahçesi için oldukça elverişli bir zemin hazırlamaktadır. Çünkü, “Benim iktidarımı koruyan her ahbabımın dünya görüşü beni ilgilendirmez.” anlayışı, saflardaki burjuva ideolojik istilaya kapı aralamaktadır.

Örgütsel sosyolojimize önemli oranda sirayet eden, kabile/klan, mikro milliyetçilik, mezhepçilik ve post modern parçalanma haline karşı devrimci direnç odaklarımızı etkisizleştiren bir durumun tarifini yapmaya çalışıyoruz. Devrimci hareket içerisinde, ideolojik mücadelede yükselen önemli bir miktar sesimiz olduğu halde, bunun sonuçlarının pratik sahaya yeterince yansımış olmaması üzerine düşünmek gerekiyor. Felsefe, ideoloji, politika ve kültür üretimi, bilimsel ilkelerle birbirine bağlanmış bir örgütsel aktivite ile ancak maddi bir güce dönüşebilir. Bu sorun, “Feurbach Üzerine Tezler”de çok açık bir şekilde proletaryanın tarihinde çözümlenmiştir. Bizlerin, Marks’ın bu tezlerinden iki tanesine günümüzde acil ihtiyacımız olduğu anlaşılıyor. Bunlar; komünizmin bir düşünce akımı değil, değiştirmeyi hedefleyen bir praksis olduğu gerçeği ve değiştiricinin, yani öğretmenin de durmadan kendisini değiştirmesi gerektiğidir.

İçinde bulundukları örgütü her türlü eleştirinin dışında dokunulmaz olarak gören burjuva anlayışların nedeni; içinde bulundukları örgütü, değiştirmek istedikleri dünyanın bir parçası olarak görmemelerinden kaynaklanmaktadır. Bu zihniyet dünyanın devrimci bir tarzda dönüştürülmesinin önünde engeldir. Unutmamak gerekir ki dünyevi yaşamın (somut koşulların) bir parçası olmaktan koparılan her sınıf örgütü, aynı zamanda burjuvazinin bir gül bahçesine dönüşmeye kapı aralar. Çünkü her şeyden önce kendisini her türlü eleştiriden ve öğrenmeden muaf tutan bir öğretmenin, dünyayı devrimci temelde değiştirebilme sorunsallığını çözebilecek tek şey, bir sihirbazın egzotik gücüdür. Ayrıyeten, değişimin hedefindeki dünyanın bir parçası olmaktan çıkarılmış bir işçi örgütünün gerileyerek burjuva istilaya açık hale gelmesi sorunsalını çözmek içinde ikinci bir sihirbaza ihtiyacımız olacaktır.

Devrimci siyaset, gizemli hokus-pokus işi değil, Feurbach üzerine tezlere bağlılık ve esas olarak anti Dühring’de ortaya çıkan diyalektik ve tarihsel materyalizm ile bilimsel sosyalizmin genişletilmiş kategorilerini gözetmekle olabilecek bir şeydir. Bu nedenle ortak siyasal yaşam alanlarımızdaki efsunlu ve gizemli havayı dağıtmak için Marksist eleştiri ve kavramlaştırmalara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Devrimci eleştirilere direnmenin bizleri siyasal gericiliğe, bunları anlamaya çalışmanın ise bizleri özgürlüğe doğru götüreceği açıktır. Şimdi, bilimsel devrimci eleştirileri, eleştirel bir yöntemle kavrayarak hareketimizi enerjiyle yüklemek zamanındayız. Bizi geliştirecek olan en temel yönelimlerden biri budur.



Mart 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031 

More in Analiz