Şu bilimsel doğrunun altını hep kalın çizgilerle çizdik. Bir kez daha belirtelim ki, sınıf mücadelesi strateji ve binlerce taktik mücadele biçimlerinin bütünlüğü içerisinde yürür. Bütün bu mücadele biçimlerinin hepsini bir tek cümleyle özetleyecek olursak; isyan etmek meşrudur! Günümüze kadar ki bütün sınıflı toplumlar tarihi boyunca, sömürüyü, baskıyı ve zulmü hakim sınıflar kendileri için bir “hak” olarak görürken, emekçilerin haksızlıklar karşısındaki isyanını “suç” olarak görüp, kitlelerin devlete biat etmelerini istemişlerdir. Ancak Marksist bilimsel dünya görüşüyle birlikte bu köhne istemler gerilerde kaldı. Proletarya ve ezilen halklar bütün zorbalıklara karşı isyanın meşru olduğu ve iktidara gelme bilinciyle buluştular.
Kuşkusuz, insanlık tarihi, aynı zamanda sınıf mücadeleleri tarihidir de. Marksist dünya görüşü, proletaryanın elinde bilimsel bir iktidar olma silahına dönüşene kadar ki mücadele biçimleri bu bilinçten yoksun, iktidar olma hedefinden uzak, sorunun temelinde yatan özel mülkiyetçi sistem biçimlenişlerini göremeyerek yürütülen mücadelelerdi. Marksizm’in, mücadelenin odağına özel mülkiyetçi sistemin yerle bir edilmesini ve iktidar olma hedefini koydu ve isyanın meşruluğu bilincini aşıladı. Bunun gökten zembille inmeyeceği de kesin. Öyle ise ne yapmalı. Marksizm, sadece soyut entelektüel bir bilgi olarak mı sunulacak kitlelere, yoksa somut olgularla bütünlüklü olarak ele alınıp çıkılacak kitlelerin karşısına. Meselenin altında yatan şey, bu iki olgudan birinin, doğru olanın hayata geçirilmesidir.
Halkın içinde bulunduğu koşulları, halkla hakim sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkileri, hatta hakim sınıfların kendi aralarındaki çelişkileri dikkate almadan, somut gelişmelerden ve onların çözümünden uzak kitlelerin karşısına geçip soyut entelektüel bilgiler çerçevesinde Marksizm’in anlatılmasıyla yetiniliyorsa, bu, soyut bir düşünce olmanın ötesine geçmez, devrim için de fazla bir anlam ifade etmez. Öyle ise, komünistlere acil olarak lazım olan, MLM bilimi ışığında, somuta indirgenmiş bir eylem çizgisi gerekiyor. Bu, kitlelerin örgütlenmesinden tutun, örgütün kendi iç örgütlenmesine kadar hayatın her alanında böyle olmak durumundadır.
İktidara giden yol, dümdüz bir çizgi üzerinde yürümez. Binlerce eğriler çizer, binlerce inişli- çıkışlı yollar izler. Mücadele içerisindeki her bir yöntem veya mücadele aracı bir adım ileriye çıkmanın vesilesi olmalıdır. Hatta örgütsel, pratik yenilgiler, geri çekilmeler bir adım gerilemenin ifadesi olsalar da, doğru politika ve yönelimlerle yeniden iki adım öne çıkmanın vesilesi olabilmeliler. Bütün bunlar için somut durumun doğru kavranıp okunması gerekir. Ekonomik alan için de, askeri alan için de, siyasi ve politik alan için de, örgütlenme için de bu böyledir. Başka türlüsü kendi kendimizi kandırmanın ötesine geçmez.
Öne çıkan çelişkinin çözümü, diğerlerinin çözümünü veya hafiflemesini beraberinde getirir
Genelde olduğu gibi, ülkemiz Türkiye – K. Kürdistan‘da da halklarımız birden çok çelişkilerle iç içe yaşamaktadırlar. Elbette bu çelişkilerden öne çıkanlar, tali durumda olanlar var. Öne çıkan çelişkinin çözümü, diğerlerinin çözümünü veya hafiflemesini beraberinde getirir. Örneğin, emek ile sermaye arasındaki temel çelişkinin çözümü, mevcut pek çok çelişkinin çözümünü veya bunların hafiflemesini beraberinde getirir. Temel çelişkinin çözümü ise ancak ve ancak sosyalist bir devrimle mümkündür. Bu, komünistlerin emek – sermaye çelişkisinin çözümünden başka diğer çelişkilerin çözümüne dair hiç bir politikaları, eylem çizgileri olmayacağı anlamına gelmez. Tam aksine, emek sermaye çelişkisinin çözümü, tali çelişkilerin kısmen çözümü veya hafifletilmesiyle mümkün olacağının bilincinde olmak durumundadırlar.
Örneğin; devletin azgın sömürüsü altındaki kitlelerin birazcık nefeslenmeleri için tarım ve sanayi alanında kooperatifleşme yoluna girilmesi, sömürüyü ortadan kaldırmaz ama, işçilerin ve köylülerin sırtına yüklenen ağır sömürü yükünü birazcık hafifletir. Kitleler lehine atılan bu somut durum, onların devrime ve komünistlere olan inancını, sempatisini arttırır. Ya da işçi sınıfının sendikal örgütlülüğe kavuşturulması böyle bir şeydir. Bunlar tali mücadele araçlarıdır. Ama aynı zamanda, temel çelişkinin ve esas mücadele aracının yükünü, sağından solundan kırparak hafifletecek mücadele yöntem ve araçlarıdır.
Proletaryanın iktidar yürüyüşünde bunlar gibi somut duruma denk düşen pek çok mücadele yöntem ve araçları olacaktır, olmak durumundadır. Bir örümcek ağı gibi, mücadelenin adım adım örülüp ilerletilebilmesi için, kitlelerin sahaya inerek kendi kolektif örgütlü güçlerini görmeleri şarttır. Çünkü devrim onların eseri olacaksa eğer (ki öyledir ) kendi güçlerinin farkında olmalılar. Bunu kendi başlarına dağınık bir biçimde yapabilirler m?. Elbette ki hayır. Her şeyden önce demir disiplinli, MLM bilimiyle donanmış, kitlelere güven veren bir öncü partiye ihtiyaçları olacaktır. Parti, elbette ki mücadele içinde pişip sıyrılmış tecrübeli kişilerin ve binlerce üyenin, taraftarın, değişik mücadele araçlarının örgütlü gücünün toplamından oluşur. Ama, mesele sadece insanların bir araya gelmeleri değildir. Kitlelere önderlik edebilecek vasıflara sahip olabilmektir.
Bunun için her bir komünist ve devrimcinin gerçekten sade bir yaşam biçimi, kitlelere tepeden bakmayan, kitlelerden öğrenmesini bilen, alçak gönüllü, mücadeleyi içselleştirmiş kadrolara, üyelere ihtiyaç vardır. Özellikle günümüz koşullarında, kitleleri kuşatmış, faşizmin korku ve “sessizlik” duvarının yıkılıp parçalanması, zincirlerinin kırılması komünistlerin somut duruma denk düşecek eylem çizgileri ve politikalarıyla doğrudan ilintilidir. İşçilerin, köylülerin ve özellikle de kadınların itiraz seslerinin her geçen gün yükseldiği bu koşullarda kenarda durup göz ucuyla seyretmek veya uzaktan uzağa övgüler yağdırmak ne komünistler için ne de kendiliğinden yükselen bu hareketler için bir çıkış yolu değildir, olamaz.
Faşist AKP – MHP iktidarına karşı, geniş halk yığınlarının sessiz haykırışlarını, “yüreklerinde ölüm kadar soğuk ve amansız bir nefret” duyduklarını görüyor ve duyuyoruz. Görev, bu sessiz nefreti ve haykırışı açığa çıkartmak, fırtına öncesi sessizliğin bir an önce fırtınaya dönüşmesini sağlamaktır. Bunu becerebilmek için, komünist partisinin kadroları, çalışanları kitlelere tepeden bakan bürokratlar değil, onlardan biri olarak, onların içinde, onlarla birlikte olmalılar. Sade bir yaşam biçimi ve çetin mücadele ilkelerine sahip denizin içinde damla olmayı becerebilmeliler. Kitleler faşizmin cenderesinde, açlık ve sefalet içerisinde kıvranırken, kısa yoldan buradan bir biçimde kurtulup, birazcık nefeslenme ihtiyacının kavgasını vermeye çalışırken; “hayır bu reformizimdir” deyip, kitlelerin acil ve kısa süreli taleplerine sırt dönmek devrimci sorumluluk olmasa gerek. Tıpkı Dimitrov yoldaş gibi davranmasını bilmeli komünistler.
“Hükümet her türlü yasal mücadele yolunu kapadığı ve pek çok yerde yığınların kendiliğinden ayaklandığı bu kritik noktada, komünist partisinin önünde bir sınav vardı. Ya kitlelerin kendi başlarına ayaklanmalarına ve ezilmelerine göz yumacak, ya da onların yanında yer alıp, hareketi genelleştirmeye, bütünleştirmeye, ve hareketin siyasal, örgütsel lideri olmaya çalışacaktı.” ( Faşizme karşı Birleşik Cephe / saf. 40) O süreçte, koşullar komünist parti açısından pekte uygun olmamasına rağmen, Tarım Birliği örgütüyle ülke çapında ortak eylem kararı alarak mücadelenin denizine daldılar. Stratejik hedef, Dimitrov yoldaşın da açık açık belirttiği gibi işçi ve köylü iktidarının gerçekleştirilmesiydi. Ama o an ki mücadelenin amacına dair Dimitrov şöyle diyordu;
“Mücadelenin amacı, bugünkü hükümetin göstermeye çalıştığı gibi, Bulgaristan‘da bir diktatörlük veya Sovyet rejimi kurmak değil, askeri diktayı devirmek. Bulgar halkının büyük çoğunluğundan, yani emekçi kitlelerden oluşacak demokratik bir hükümet kurmaktı.” ( age./ saf. 41 )
Bunca zulüm, barbarlık ve sömürü ortamında halka söyleyecek söylemi ve pratiğe koyacak eylemi olmayanın geleceği olmaz
Bugün Türkiye – K. Kürdistan‘lı komünistlerin de kitlelerle bütünleşebilecekleri, iktidar yolu üzerinde ki taşları, çakılları temizleyecekleri ve daha da önemlisi kitleleri siyasi sahaya indirebilecekleri söylemleri ve eylemleri olmalıdır. Bir milletvekili ile bir köylünün konuşmasını izlemişizdir hepimiz. Milletvekili, AKP‘nin zammından zulmünden, hukuksuzluğundan adaletsizliğinden söz ettikten sonra, hala neden AKP‘ye oy verdiklerini sorar. “Er meydanına çıkacak bir efe bekleriz beyim“ der köylü. Bu cümle kitlelerin sessiz çığlığını anlatmaya yeter de artar bile. Bunca zulmün, zindanın, katliamın, ötekileştirmenin, halkı birbirine düşmanlaştırmanın, haksız savaşların, farklı inançlara, ayrı uluslara yönelik asimilasyon ve toplu katliamları, sömürünün en barbarcasının yaşatıldığı bir ortamda halka söyleyecek söylemi ve pratiğe koyacak eylemi olmayanın geleceği de olmaz.
Gelecek, ancak ve ancak güne ve ana dair ki söylem ve eylemlerle kazanılabilinir. Bu zulüm ortamında, kitlelere ne vadedeceğiz. Nihai hedef olan komünizm ve sosyalizm mi, yoksa bu vahşetten halkı kurtaracak geniş kitlelerin ortaklaştığı, demokratik bir program etrafında birleştikleri demokratik bir hükümet mi. Bir kez daha Dimitrov yoldaşa dönmekte yarar var.
” …sermaye ve faşizmin saldırısının, gericiliğin yolunu tıkamak, burjuva demokratik özgürlüklerin kaldırılmasına engel olmak, faşizmin proletaryaya köylü ve aydınların devrimci kesimine karşı terörist bir öç alma hareketine girişmesini önlemek, genç kuşakları fiziksel ve ruhsal yozlaşmadan kurtarmak istiyoruz. Bütün bunları yapmaya hazırız; çünkü faşist ülkelerdeki faşist diktatörlüğün yıkılmasını hazırlamak ve çabuklaştırmak istiyoruz.“ (age./saf.257 )
Gelinen aşamada gurup çıkarlarını, politik kaygıları bir kenara bırakıp, halklarımızın lehine, Türkiye – K. Kürdistan‘da yaşanılan veya yaşatılan gerçeklerle yüzleşilmesi gerekiyor. Başta komünistler olmak üzere, her devrimci kesimin mevcut durumun MLM bir analizini yapması gerekiyor. Mevcut durumun analizi yapılırken, şu anda veya kısa süreli eylem çizgisi açısından uygulanması mümkün olmayan, formüllerden, kalıplardan, somut durumla uyuşmayan tespitlerden uzak durulmalı ve cesur davranılmalıdır.
Bugün, proletarya ve diğer emekçi halk kitlelerinin mevcut durumu, başta komünistler olmak üzere diğer devrimci oluşumların etki güçlerinin gerçek bir analizi yapıldığında iktidarı fethetmenin koşullarının mevcut olmadığı gerçeğiyle yüzleşiriz. Ama, kitlelerin acil talebi olan, işsizliğe, yoksulluğa, adaletsizliğe, şeriatçı bir rejime yönelişe vs. vb. gibi sorunların önünde engeller oluşturabilir ve halkın lehine kısmen de olsa çözümler sunabiliriz. İSYAN ETMEK MEŞRUDUR ! İsyanı, faşizme gerçek anlamda karşı olanlarla hep birlikte örgütleyebiliriz. Dimitrov yoldaşın belirttiği gibi; faşist diktatörlüğün yıkılmasının yolu buradan geçmektedir.
