Connect with us

Makale

Başka bir dünya düşünü korumak

Ezilenlerin mizacında, üzeri cehalet ve köle sabrıyla örtülü bir başkaldırı rezervi hep olagelmiştir; vakti geldiğinde, “el mi yaman bey mi yaman” diyen…

28 Kasım günü Fransa’da “genel güvenlik yasası”nı protesto için sokaklara dökülen 350 bin dolayında göstericiden birinin taşıdığı döviz çok anlamlıydı: “Başka bir dünyanın hayalini kuruyordum”.

İlk bakışta, “ne umdum ne buldum” türünden bir bezginliği ifade ediyordu Parisli genç adamın dövize yansıyan duyguları. Zira “insan hakları ülkesi” Fransa, gözlerinin önünde bir “polis hakları ülkesi”ne doğru evriliyordu.

Ama gerçek, görünenden çok daha karmaşıktı ve artan sınıfsal gerilimlerin derinlerdeki nedenlerini sorgulama istikametinde ilerliyordu. Bu nedenledir ki sistem basınından kimileri, “Kızıl Cumartesi” benzetmesi yaptılar…

Kovid maskesinin ardında biriken ve ağır ağır taşmaya başlayan meşru öfke, dünya ölçeğinde mayalanmakta olan radikal enerjiyi de resmediyordu bir bakıma. Çünkü dünya egemenleri 2020 yılını tek kelimeyle halkların burnundan getirdiler. Evet, bir salgın vardı; ama bir de bunun “dahası” vardı.

Söz konusu salgının nedenleri, niçinleri gerçek anlamıyla neredeyse hiç konuşulamadı. Pandemi süreci, insana ve topluma dair muhtelif tasarılar için adeta laboratuvara çevrildi. Dünyanın efendileri sahip oldukları devasa medya gücüyle, bireylere ve toplumlara görülmedik boyutlarda korku enjekte ettiler.

Kasıtlı medyatik operasyonlarla muhalif soru ve itirazları bastırarak, hizmetlerindeki bilimcilerin dahi gizlemeyi beceremedikleri kirli senaryolarla küresel kapitalist düzeni yeniden dizayn etmenin, üretim süreçlerinin dışına atılmış birkaç milyar “işe yaramaz”dan zamanla kurtulmanın, arta kalanların ise her adımını ve nabız atışını izleyip gözlemenin ön tatbikatlarını yaptılar adeta.

Komplo teorilerinin varlığı, komplo senaryo ve girişimlerinin yokluğu anlamına gelmez. Tıpkı, “Paranoyak olmanın takip edilmediğiniz anlamına gelmemesi” gibi.

Sermaye, malum tarihsel dinamik ve faktörlerin yanısıra binbir türlü acımasızlık, entrika ve komplo ile de beslenir. Tekel ve devlet içi ilişkilerin tarihi kadar, tekeller ve devletler arası ilişkilerin tarihi de komplo ve entrikalarla dolu kirli ilişkiler tarihidir. Bunda herhangi bir anormallik yoktur. Bilakis, vahşi bir rekabet dürtüsüyle birbirlerini pazarın dışına iten, rakipsiz egemenlik ihtirasıyla bölge ve dünya yangınları çıkaran ve bu yangınlara uydurma gerekçeler bulan emperyalist burjuvazinin doğasına gayet uygun bir durumdur…

Otoriterleşme yolunda doludizgin ilerleyen batılı oligarşik kastlar, pandemi gerekçesiyle oluşturdukları korku iklimini polis ve hafiye kurumlarını geniş yetkilerle donatmanın, öte yandan çetin mücadelelerle kazanılmış hak ve özgürlükleri birer ikişer gasp etmenin fırsatı haline getirdiler.

İnsanlık tarihinde ilk kez, dünya ölçeğinde ve neredeyse eşzamanlı olarak yürürlüğe giren insanları “sürü halinde içeri tıkma” önlemleri, ağzı burnu kapatılan yüzmilyonlarcasında yaratılan ölüm korkusu otoriteye itaati kolaylaştırdı. Zira ölüm ya da yaşamsal tehlike ile korkutulan insanın biat etmesi, sağlığı karşılığında özgürlüğünden ve demokratik haklarından vazgeçebilmesi gerçeği nice tarihsel tecrübeyle test edilmişti ne de olsa.

O halde fırsat bu fırsattı!

Bu vesileyle sosyal hareketleri dizginlemek, milyonlarca göçmen ve sığınmacının feryatlarını gündemden düşürmek, Güney Kafkasya’yı ateşe veren asli failleri, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki bölgesel ve küresel haydutlukları gözden kaçırmak bu yolla mümkün olabilecekti. Ama bir zaman için!

Hatırlayalım!

25 Mayıs 2020 günü ırkçı bir Amerikan polisinin George Floyd isimli bir siyahiyi dizi ile boğarak öldürmesinin ardından büyüyen öfke, dalgalar halinde dünyaya yayılmış ve giderek ABD ile Avrupa’nın tarihindeki köleci/sömürgeci geçmiş sorgulanmaya, Kristof Kolomb gibi figürler de dahil köleci dönemin düzinelerce sembolü tahrip edilmişti.

Macron, Fransa’sının içişleri bakanı Gérald Darmanin, “Toplumun kanseri, otoriteye saygısızlıktır” derken hakim kastların evrensel duygularını da dışa vuruyordu. Üstelik bu cüretkâr açıklamayı, pandeminin ikinci dalgası vesilesiyle insanların evlerine tıkıldığı; yasakların, keyfi para cezası furyasının orta yerinde, 15 Kasım tarihinde yapıyordu.

Yani otoriteye mevcut “saygı” yeterli gelmiyordu iktidar sahiplerine. Pandemi yasakları nedeniyle işsiz kalanların sayısının 8 milyona, yoksulluk sınırının altına düşenlerin 11 milyona ulaştığı ve artakalan sosyal katmanların ise gelecek endişesine sürüklendiği bir toplumdan mutlak itaat talep ediliyordu.

Sermayenin arsız sözcülerinin dediklerine bakılacak olursa; işsiz bırakan, evde çalışmaya zorlayan, korku/endişe üreten tüm bu yasak, ceza ve türlü önlemlere “kamu sağlığı ve güvenliği” için başvuruluyordu! Tekellerin/kartellerin ve onların hükümet memurlarının “halk sağlığı ve güvenliğini düşünmeleri ne kadar da “asil” ve “göz yaşartan” bir sorumluluk duygusudur sahiden! Efendilerin kölelerinin, tilkilerin ise tavukların iyiliğini düşünmesi!…

Bu minvaldeki sistem şarlatanlıklarına en etkili yanıt ise, “kapitalizm aşılmalı, özel mülkiyet lağvedilmelidir” diyen ünlü Fransız toplumbilimci Monique Pinçon Charlot’dan geliyordu :

“Bana göre üçüncü bir dünya savaşının içindeyiz. Bu bir sınıf savaşıdır, zenginlerin gezegenin fakirlerine karşı savaşı. Ve bu savaşta, Nazilerin İkinci Dünya Savaşında yaptığı gibi, insanlığın en fakir kısmını, yani zenginlerin yaşam güvenceleri için artık ihtiyaç duymadıkları 3,5 milyar insanı kesinlikle yok edecek bir soykırım hedefi var.”

Gerçek stratejik hedefleri maskelemek ve daha kolay yönetmek için insan kuşaklarını, cinsleri, etnik ve inanç kimliklerini karşı karşıya getiren, bölge ve dünya yangınları çıkaran küresel mali oligarşi şimdi de sağlık aşkına (!) bütün insanlığı aşılama programı geliştiriyor.

Dünya halklarının sağlık ve güvenliği için çalışan bir dünya burjuvazisi!

Ne insanlık sevgisi ama!

Tilkiye en sevdiği sloganı sormuşlar;

“ kahrolsun kümesler, yaşasın tavukların özgürlüğü !” demiş.

Monique P. Charlot’un ifşa ettiği hedefe ulaşılıp ulaşılamayacağınının yanıtı, dünya halklarının doğrulup kaderlerini ellerine alıp almayacaklarına bağlıdır.

Ezilenlerin mizacında, üzeri cehalet ve köle sabrıyla örtülü bir başkaldırı rezervi hep olagelmiştir; vakti geldiğinde, “el mi yaman bey mi yaman” diyen…



Ocak 2026
PSÇPCCP
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031 

More in Makale