Connect with us

Editörün Seçtikleri

AKP-MHP iktidarının Siyasal Sürecinin Hukuksal Dayanağı Olarak “Yargı Reformu”!

İlk yargı paketinin ortaya çıkmasından bugüne kadar, ezilen emekçiler, Kürt ulusu, Aleviler, kadınlar, baskı altında yaşayan faklı inançlar üzerinde yargı, iktidarın silindir rolü ile tahkim edilmiştir. Yargı paketlerinde bazı “iyileştirmeler” gündeme gelse de özeti, girilen yeni sürece burjuva hukuksal statü kazandırma amaçlıdır.

3. Dünya Savaşı’nın çanları Ortadoğu’da çalınırken, Türk devleti Osmanlılardan kalma saldırgan ve işgalci serüvenini pratikte gerçekleştirmek için, arka bahçesini sağlama almaya çabalamaktadır. Ancak yayılmacı politikasının önünde engeller vardır. Türkiye-Kuzey Kürdistan’da mevcut siyasal iktidarın faşist niteliğine yükselen toplumsal itirazlar, burjuva klik dalaşının sürekli yeni gündemlerle sarsıcı bir biçimde kendini yinelemesi, Kürt ulusal hareketi ile kurulan ilişkilenmelere karşın, bölgede “TC” siyasal çizgisini zorlayan statülerin oluşma trendi, derinleşen bölgesel çelişkiler, somut olarak İsrail Siyonist yönetimin sürekli yeni topraklar işgal etmesi, Suriye’de iktidar değişikliği, Kobane’de kurulan bölgesel yönetim, Rusya ve ABD arasında süren ekonomik ve siyasi rekabetin Ortadoğu’da yeni bölgesel savaşlara yol açması, bölgede yeni aktörlerin ortaya çıkması, “Türk Devleti”nin Ortadoğu’da askeri ve siyasi olarak içte ve bölgede politikaları önünde engel oluşturan çelişkiler yumağının başlıcalarıdır.

Kürt düşmanı azılı faşist D. Bahçeli’nin vitrinde olduğu, Türk devleti tarafında cilalanmış “iç cephe tahkimi ve milli mutabakat” doktrini gündeme alınarak, yayılmacı gücünü pekiştirmek için Türk ve Kürtlerin kardeş olduğu yanılsamasını, tıpkı “TC”nin kuruluş yıllarındaki gibi yeniden gündeme getirdiler. Stratejik proje gereği, toplumun tüm devrimci dinamikleri teslim alınacak, emperyalistlerin verdiği yeni görevleri yerine getirilecek, Afrika ve Asya’da emperyalistlerin bekçiliğini Türk devleti yapacaktır. Ülke içinde silahlı direniş hareketleri ve emek cephesini teslim almadan bu yayılmacı emellerini uzun süre gerçekleştirmeyeceklerini bilmelerinden dolayı derin devletin temsilcisi D. Bahçeli, Kürt ulusunun demokratik haklarının bir kısmını savunarak, Kürt ulusal hareketinin önderi Abdullah Öcalan’ı parlamentoya davetine kadar tutum sergiledi.

“Yargı reformu” bu sürecin bir ayağıdır!

Bu süreçte yargı reformu gündeme geldi. Yani yargı reformu Kürt ulusal hareketinin silah bırakması, PKK’nin örgütsel varlığını feshetmesi sonucu, ortaya çıkan “yeni dönemim” yol haritası olarak gündeme gelmiştir. Her iki taraf Türkiye’nin emperyalist güçler ve bölgesel aktörler içinde yer alması için yeni anayasanın yazılması veya bazı yargı paketlerini meclisten geçirerek yasallaşması gerektiği sonucuna varmışlardır. Dolaysıyla mecliste masanın bir tarafı AKP/MHP iktidarı diğer tarafı ise DEM Parti oluşturmaktadır. Karşılıklı ortaya konulan taleplerin yasama ve yargı ayağında nasıl icra edileceği konusunda kamuoyuna yansıyan net tutumlar olmasa da iktidar, bölgedeki gelişmelere göre işletmek istediği sürece dair, temkinli olarak işletmekte ve esasta elindeki bazı kozların pazarlık gücünü zayıflatmak istememektedir. Parça parça “yargı paketlerinin” taşıdığı mantık, iktidar açısından budur.

Uzun bir süredir masayı oluşturan partilerin tartıştığı ve gündemi meşgul eden “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun” ile “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair kanun teklifi”, AKP/MHP iktidarı tarafında onanarak Resmî Gazete’de yayımlandı.

Daha önceden çıkarılan, katilleri, hırsızları, tecavüzcüleri, dolandırıcıları salıveren yargı paketleriyle, mevcut paket aynı içeriği kapsıyor. Bugüne kadar yürürlüğe giren torba kanunların devamı olarak, 10. yargı paketi de sistemin yasal düzenlemesi içinde yer alan bazı maddelerin daha katı biçimde düzenlenmesi olmuştur. Kamuoyunda tartışılan hasta tutsakların salıverilmesi gibi talepler, DEM Parti’nin gündemleştirdiği hiçbir düzenleme talebi, hala yargı paketinde yer almamaktadır.

AKP/MHP iktidarının gündeme getirdiği “barış ve kardeşlik”, “normalleşme” projesinin tartışması içinde yer alan başta DEM Parti ve liberal aydınlar, yargı paketini eleştirdiler, eğer bir barış sağlanıyorsa başta hasta tutsakların derhal salıvermesi gerektiği, ancak reform paketi içinde bunun olmadığını, 10. Yargı Paketi ile hayal kırıklığına uğrandığını belirtiler. DEM Parti’nin yaptığı açıklamada Özellikle siyasi mahpuslara yönelik istisnai ve dışlayıcı düzenlemeler, eşitlik ilkesine aykırı olup toplumsal uzlaşı ve barış arayışlarını destekleme yeteneğinden yoksundur, vurgusunu yaptı.

Çünkü ‘barış ve demokratik toplum’ için partiler arası görüşmeler düzenleyen DEM Parti, 10. Yargı Paketi’nin kapsamı, zindanda rehin tutulan siyasi tutsakların, aydınların, gazetecilerin, halkın iradesiyle seçilen vekillerin/belediye başkanlarının, siyasi tutsakların, Kürt ulusal hareketine silah bırakmasını sağlayan Abdullah Öcalan’ın koşulların iyileştirmesi veya salıverilmesi gibi, taleplerin yargı paketi içinde yer alması beklentisidir.

Yani birçok toplumsal kesimin, “hukuksal iyileşme”, “demokratik ilerleme” beklentisiyle kulak kabarttığı “yargı reformu”, fare doğurdu. AKP-MHP faşist iktidarının demokrasi anlayışı açısından beklenmeyen bir durum değildir tabi ki. Asıl yanılgı, sınıf karakteri malûl, biçimi faşizm olan bir anlayıştan, demokratik bazı adımlar beklentisidir.

Ekonomik siyasi kriz içinde olan Türk devleti, kapitalist sermayenin hızlı dolaşımı için ve demokrasi cephesine saldırıları yoğunlaştırmak için bürokratik organları devre dışı bırakarak, tüm yetkileri bir kişiye teslim ettiği süreçte, ilk olarak 30 Mayıs 2019’da R.T Erdoğan tarafından Yargı Reformu Strateji belgesi açıklanmış, bugüne kadar on tane yargı paketi Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Her yargı paketinde beklentiler olmuştur, geniş sosyal bir kesim beklenti içine girerek kısmi demokrasi ve özgürlüklerin yolu açılacağı hayalleri kurmuştur. Özelikle Kürt Ulusal Hareketin, Türk devleti ile yaptığı müzakere sonucu “barış ve kardeşlik” sağlanacağı, on binlerce siyasi ve politik mahkûmun hapishaneden çıkacağı propagandası sonucu yargı paketinden beklentiler daha da arttırılmıştır.

Ancak, sermaye iktidarının üzerinde anlaştığı yargı paketi, daha önce çıkarılan dokuz tane yargı paketi gibi, işçi emekçilerin çıkarlarının içinde yer almadığı, hâkim sınıfların çıkarlarını gözeten yargı paketi olmuştur. AKP/MHP iktidarı tarafından çıkarılan yargı paketi bir önceki yargı paketinin içinde var olan faşist kanunlar üzerinde şekillenmiştir. Demokrasi özgürlüklerin kırıntıları dahi yok edilmiştir. Demokrasi güçlerine azgınca saldırmış, faşist iktidarı sağlamlaştırmak için kendi muhalefeti olan burjuva partilere karşı tehdit, tutuklama ve davalar açmıştır. İmamoğlu’nun tutuklamasının akabinde halkın iradesiyle seçilen CHP belediye başkanlarına operasyonlar düzenlemiştir. DEM Parti’nin belediye başkanlarına vekillerine, kayyumlar atanmış ve zindanda rehin alınmıştır. 10. Yargı Paketi’nin içeriği de bu faşist saldırıları yasallaştırmıştır. İlk yargı paketinin ortaya çıkmasından bugüne kadar, ezilen emekçiler, Kürt ulusu, Aleviler, kadınlar, baskı altında yaşayan faklı inançlar üzerinde yargı, iktidarın silindir rolü ile tahkim edilmiştir. Yargı paketlerinde bazı “iyileştirmeler” gündeme gelse de özeti, girilen yeni sürece burjuva hukuksal statü kazandırma amaçlıdır. Her torba yasanın akabinde R.T. Erdoğan’ın siyasi gücünü, burjuva hukuksal zeminle etkin hale getirmesi ve tüm devlet organlarını tek bir elde merkezileştirmesi ve gelinen süreçte gerek yasama gerekse yargının bir kişinin elinde kurumsallaştırması, yapılan hukuksal sürecin niteliğini ortaya koymaktadır. İktidarı eleştiren, muhalefet eden her kesime karsı sopa olarak hukuk kullanılmıştır/ kullanılmaktadır. Emeğini savunan, basın özgürlüğünü savunan, akademik bilimsel eğitim veren üniversiteleri savunan vb. faklı düşünceleri gündeme getirenler hakkında davalar açılmış, tutuklanmış, zindanlar da rehin tutulmuştur. Dolaysıyla faşist yasaların yürüklükte olduğu, iktidarın faşist karakterde olduğu, burjuva anlamda bile küçük bir kırıntının olmadığı bir ülkede Kürtlerin, Alevilerin, azınlıkların demokratik haklarını sistemden beklemek, eşyanın tabiatına aykırıdır.

AKP/MHP iktidarı gelecek dönemde seçimleri kazanmak için kısmi bazı talepleri yerine getirmeleri de mümkündür, bu taktik aldatmacadır. Verilen kısmı tavizler ileriki süreçte daha şiddetli halka geri dönecektir. Sürece dair oluşturulan “iyimser” beklentiler ortamında, “uzun ömürler” addedilen eli kanlı faşist aktörler, sınıfsal kimliklerine “ihanet” etmedikleri sürece, demokrasi onların ağzında eğreti duracaktır.

 Yargı ve hukuk soyut değildir

Yasa, kanun, hukuk soyut kavramlar olmadığı gibi, sınıflar üstü kavramlar da değildir. Özel mülkiyet dünyasının hukuku, üretim araçlarına sahip olan sınıfın, emek-üretim-zenginlik kaynakları üzerindeki tahakkümünü icra eder. Yani burjuva egemenlik aracı olan devletin temel işleyişini, toplumsal “rızaya” dönüştüren mekanizmaların toplamıdır. Toplumunun ekonomik sosyal kültürel gelişmişlik düzeyine bağlı ve onun üstyapıdaki yansıması olarak, toplumsal demokratik kodlara göre, yani toplumun maddi koşulları, sınıflar arasındaki ilişkiler, hukuk ve kültürü belirler. Hukuk, yasa ve kanunlar da bu gelişmeye bağlı olarak toplumda şekillenir. Belirleyici olan üretim üzerinde hangi sınıfın hâkim olduğudur, yani üretim araçlarının hangi sınıfın elinde olduğudur. Hâkim olan sınıf kendi çıkarlarını korumak için yeni kanunlar çıkarır, araç olarak kendi dışında ezilenlere karşı kullanır. Sınıflar üstü kanunlar çıkmaz, siyasi politik olarak ayrı kulvarlarda yer alan iki sınıfın menfaatleri aynı kanun içinde olamaz. “TC” devletini yaşatmak, kollamak için kanunlar çıkmaktadır, ezilen halkın burada çıkarı olamaz. Dolaysıyla liberal burjuvazinin yasa değişikliğine, kanun teklifleri veya tartışılan onuncu yargı paketinde beklenti içine girmeleri devletin değirmenine su taşımaktır.

Sınıf mücadelesinin keskin olduğu tarihsel süreçlerde burjuvazi, ezilen emekçilerin mücadelesini bastırmak için hapishaneleri ideolojik-siyasal araç olarak kullanmaktadır. Devrimcileri sosyalistleri yalnızca rehin almamakta, devrimci dinamikleri tasfiye etmek için toplumda korku ve sindirme yaratmaktadır. Dolaysıyla hapishaneler, burjuvazi için teslim alma alanları iken, devrimci ve komünistler için direnme alanıdır. Türk burjuvazisi bunu bildiği için siyasi politik mahkûmlara karşı ayrı saldırı yöntemleri uygulamaktadır. Tutsakları teslim alarak onların üzerinde toplumun emek cephesini teslim almak istemektedir.

Bilindiği gibi Corona sürecinde yargı reformu çıkarılarak; katillere, hırsızlara, tecavüzcülere kısmi af iktidar tarafından getirildi, hapishaneden salı verildi. On binlerce Kürt, devrimci, sosyalist tutuklanarak zindanlarda boşalan yerlere konuldu. Zindanlar işkence merkezi haline getirildi. (Mahkûmlar üzerinde faklı deneylerin yapıldığı bazı katiller anılarında yazdılar.) Tutsakların iradelerini kırmak, pişmanlığa zorlamak için farklı politik baskılar uygulanıyor. Dayak, çıplak arama, hücre cezasını verme, infazları yakma gibi keyfi uygulamalar iktidarın tutsaklara dönük uygulaması olmuştur.

Faşist iktidarın son süreçte uyguladığı en etkin saldırı politikası, infaz yakmalardır. “Etkin pişmanlık” beyanı dayatılarak teslimiyeti toplumsal bir hafıza haline getiren faşizm, devrimci tutsakların karşı iradesi karşısında, tutsaklık koşullarını devam ettirmekte ve bunu rutin bir uygulama haline getirmektedir.

Özelikle hapishaneler genel olarak ağır tecrittin uygulandığı yerlerdir, yayın, kitap verilmeme, mektup ve ziyaretin kısıtlaması gibi İdare Gözlem Kurullarının keyfi uygulamaları olmuştur. İnsan hakları kurumların raporlarına göre, hapishanede 1412 hasta tutsak bulunuyor. 335 Hasta tutsak kendi hayatını tek başına idame edecek durumda olmamalarına rağmen, tek hücreye konulmuş, hapishanede yaşamını sürdüremez raporlarına rağmen salı verilmemektedir. Tabutların dışarı çıkmasını bekleyen Türk devletinin amacı, toplumsal baskıyı dizginsiz sürdürdüğü bu kesitte, toplumsal muhalefete göz dağı vermektir. “Suskun toplum” hayaliyle hukukunu biçimlendiren faşizm, burjuva anlamda dahi demokratik ortam yaratma siyasetine sahip değildir. Kürt ulusal mücadelesinin tasfiyesi olarak, bölgesel gelişmeler akabinde gündemine aldığı “toplumsal barış”, Kürt Ulusal Hareketi’ni ve Kürt ulusu başta olmak üzere, muhalif toplumsal dinamikleri, iç ve dış politikada yedeklemeyi amaçlayan AKP-MHP iktidar kliği, yargı paketlerinde bazı “iyileştirmeler” beklentisi yaratsa da, sürecin niteliği baz alındığında, yargı paketleri, “TC” egemenler sisteminin daha merkezi hareket yeteneğini, tek elde merkezileşme zihniyetini “yasal” güvencelere kavuşturma amacıyla bunu ele almaktadır. Devrimci mücadelenin sürekliliğini, gelişmesini kırma amacını taşımaktadır.

Bu yazı Halkın Günlüğü Gazetesi‘nin Temmuz-2025 tarihli 51. sayısında yayımlanmıştır.



Şubat 2026
PSÇPCCP
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
232425262728 

More in Editörün Seçtikleri