Connect with us

Analiz

Devrim Şimşek yazdı | Barınma Krizi, Sermaye Birikimi ve Kent Hakkı Mücadelesi

Türkiye’deki barınma krizi, inşaat odaklı bir kalkınma modelinin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu krizden çıkış yolu, teknokratik politika düzeltmelerinden daha fazlasını gerektirmektedir. Tıpkı Engels’in 150 yıl önce vardığı sonuç gibi, çözüm, “kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılmasında, tüm geçim ve emek araçlarına işçi sınıfının kendisi tarafından el koyulmasında yatıyor”.

Türkiye’nin kentlerinde yankılanan “Barınamıyoruz!” sloganı, basit bir şikayetin ötesinde, derin bir toplumsal ve ekonomik krizin dışavurumudur. Fahiş kira ve konut fiyatları, artık sadece geçici bir piyasa anormalliği değil, konutu bir barınma hakkı olarak değil, finansal bir varlık ve sermaye birikim aracı olarak önceliklendiren politik-ekonomik bir modelin yapısal bir sonucudur. Bu kriz, Engels’in sanayileşen Avrupa kentleri için yaptığı analizlerle paralellikler taşımaktadır. Engels, “konut kıtlığı”nın, işçi kitlelerinin büyük kentlere akın etmesi, mevcut yapılaşmanın yeni sanayinin ihtiyaçlarına uymaması ve sonuç olarak işçi konutlarının yıkılmasıyla ortaya çıkan akut bir sorun olduğunu belirtir. Günümüz Türkiye’sinde de benzer dinamikler, farklı biçimlerde de olsa, krizin temelini oluşturmaktadır. Barınma sorunu, salt bir arz-talep dengesizliği değil, kapitalist üretim tarzının ve onun kent politikalarının kaçınılmaz bir sonucudur.

Rant ve finansallaşma

Türkiye’deki konut ve kira fiyatlarındaki artış, genel enflasyon ve gelir artış oranlarını fersah fersah aşarak bir “satın alabilirlik krizine” dönüşmüştür. Son beş yılda nominal kira artışları ülke genelinde ortalama %891,67’ye ulaşırken, Türkiye’nin konut fiyat artış hızı OECD ortalamasını sekize katlamıştır. Bu durum, Engels’in de belirttiği gibi, sorunun sadece işçi sınıfıyla sınırlı kalmayıp küçük burjuvaziyi de etkilediği bir noktaya evrilmiştir. Kriz, mevcut servet ve gelir eşitsizliklerini derinleştiren ve mülk sahibi olmayanlardan olanlara doğru bir servet transferi mekanizması işlevi görmektedir.

Bu fahiş artışların ardında yatan temel nedenlerden biri, konutun bir sosyal fayda aracı olmaktan çıkıp, getiri amaçlı bir finansal enstrümana dönüştüğü “finansallaşma” sürecidir. Çalışmalar, bu sürecin tesadüfi bir piyasa gelişmesi olmadığını, bizzat “devlet tarafından yönetilen” bir strateji olduğunu ortaya koymaktadır. Konut, spekülatif bir yatırım aracı olarak teşvik edilmekte, bu da piyasada balonlar oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Engels’in de ifade ettiği gibi, inşaat sektörü, daha pahalı konutların “çok daha iyi bir spekülasyon alanı sunduğu” için işçi konutlarını ancak istisnai olarak inşa eder. Bu durum, “konut fazlasına karşın artan konut açığı” olarak tanımlanan paradoksu yaratır: Sistem, yatırım odaklı lüks konut fazlası üretirken, erişilebilir ve nitelikli konut arzında ciddi bir açık bırakır.

TOKİ ve rant politikaları

Türkiye’de inşaat sektörü, ekonominin “lokomotifi” olarak görülmekte ve bu modelin yakıtını “kent rantı” oluşturmaktadır. Kent rantı, bir arazinin konumundan ve imar haklarından kaynaklanan, emek harcanmadan elde edilen değer artışıdır. Bu rantın yaratılması ve dağıtılmasında devlet kurumları, özellikle de Toplu Konut İdaresi (TOKİ), merkezi bir rol oynamaktadır. TOKİ, kamusal arazileri edinme ve imar planlarını değiştirme konusundaki olağanüstü yetkileriyle, düşük değerli bir kamu arazisini bir imza ile yüksek değerli bir imar parseline dönüştürerek adeta yoktan bir değer yaratmaktadır. Bu yeni yaratılan değer, daha sonra inşaat sözleşmeleri yoluyla politik olarak yakın sermaye gruplarına aktarılmaktadır.

Peki, sosyal konut sağlama misyonuyla kurulan TOKİ, bu misyonu ne ölçüde yerine getirmektedir? Rakamlar, kurumun bu hedeften saptığını göstermektedir. “Alt gelir grubu” için üretilen konutların oranı, son yıllarda istikrarlı bir şekilde %2,15-2,37 gibi son derece düşük seviyelerde kalmıştır. Kurumun ana odağı, konut stokunun yaklaşık %60’ını satın alan “orta gelir grubu” olmuştur. Eleştiriler, TOKİ’nin bir sosyal konut sağlayıcısından çok, bir müteahhit gibi davrandığını ve enflasyona endeksli uzun vadeli borçlandırma mekanizmalarıyla finansal olarak kırılgan yeni bir “borçlu ev sahibi” sınıfı yarattığını belirtmektedir. Bu durum, Engels’in eleştirdiği burjuva ve küçük burjuva ütopyası olan “her işçiye kendisine ait küçük bir ev verip onu bu yolla yarı feodal bir tarzda kapitalistine zincirlemek” fikrinin modern bir versiyonu olarak görülebilir. Ev sahibi olan işçi, mülkiyeti aracılığıyla işine ve yaşadığı yere zincirlenerek direniş gücü kırılabilmektedir.

“Kentsel Dönüşüm” adı altında soylulaştırma

“Soylulaştırma” (gentrification), yüksek gelirli grupların, düşük gelirli sakinlerin yaşadığı mahallelere yerleşerek mevcut sakinleri yerinden ettiği bir süreçtir. Türkiye’de “kentsel dönüşüm” projeleri, bu sürecin en önemli itici güçlerinden biri haline gelmiştir. Özellikle deprem riski gibi gerekçeler, yerinden etme eylemini depolitize eden güçlü bir meşruiyet zemini sunar. Ancak sonuç değişmemektedir: düşük gelirli sakinler, merkezi konumdaki değerli arazilerden uzaklaştırılmakta ve bu araziler kâr amaçlı yeniden geliştirilmektedir.

İzmir’deki Kadifekale projesi, bu sürecin somut bir örneğidir. Heyelan riski gerekçesiyle bölgedeki binlerce aile, kentin merkezindeki evlerinden daha uzakta yer alan Uzundere’deki TOKİ konutlarına taşınmıştır. Bu proje, jeolojik bir sorunu çözerken, yerinden edilen topluluğun sosyal bağlarını parçalayan yeni bir sosyal sorun yaratmıştır. Engels’in Haussmann’ın Paris’teki uygulamalarını analiz ederken belirttiği gibi, işçi mahallelerinde gedikler açılmasıyla “en rezil dar sokaklar ve patikalar ortadan kalkıyor, ama hemen başka bir yerde ve çoğu zaman da en yakın yerde yeniden ortaya çıkıyorlar”. Kısacası, sorun çözülmüyor, sadece yer değiştiriyor.

Bireysel mağduriyetten kolektif direnişe

Barınma krizi, kendi antitezini de yaratmıştır: Barınma hakkı etrafında merkezileşen yeni ve büyüyen bir toplumsal hareket ortaya çıkmıştır. Kiracıların karşılaştığı güvencesizlik, kiracı ve konut sahibi olamayanların çeşitli direniş platformların ortaya çıkmasına ve dayanışma ağlarının kurulmasına neden olmuştur. Bu durum, sınıf mücadelesinin geleneksel üretim alanlarından (fabrika) toplumsal yeniden üretimin alanlarına (ev, mahalle) taşınması anlamına gelmektedir. İnsanlar artık sadece “işçi” kimliğiyle değil, “kiracı” veya “sakin” kimliğiyle örgütlenerek yeni bir politik öznellik ve toplumsal çatışma hattı yaratmaktadır.

Bu direnişin yanı sıra, kooperatifler gibi alternatif modeller de yeniden gündeme gelmektedir. Kar amacı gütmeyen, demokratik özyönetime dayalı konut kooperatifleri, piyasaya yapısal bir alternatif sunma potansiyeli taşır. “Yeni nesil kooperatifçilik” anlayışı, konutun “değişim değeri” yerine “kullanım değerini” önceliklendirerek, rekabete değil dayanışmaya dayalı bir toplumun küçük ölçekli bir modelini inşa etmeye çalışır. Bu, sadece idari bir zorluk değil, aynı zamanda egemen neoliberal kent modeline içeriden meydan okuyan bir politik eylemdir.

Çözüm kapitalist üretim tarzının aşılmasında

Türkiye’deki barınma krizi, inşaat odaklı bir kalkınma modelinin kaçınılmaz bir sonucudur. Bu krizden çıkış yolu, teknokratik politika düzeltmelerinden daha fazlasını gerektirmektedir. Tıpkı Engels’in 150 yıl önce vardığı sonuç gibi, çözüm, “kapitalist üretim tarzının ortadan kaldırılmasında, tüm geçim ve emek araçlarına işçi sınıfının kendisi tarafından el koyulmasında yatıyor”. Konutu bir meta olarak ele alan mevcut yapıların sökülmesi ve barınmayı temel bir insan hakkı olarak güvence altına alan yeni bir politika çerçevesinin inşası, sadece erişilebilir konut için değil, herkes için daha adil ve yaşanabilir bir kent mücadelesinin temelini oluşturacaktır. Proletarya siyasal iktidarı ele geçirdiğinde, bugünkü sahiplerin mülksüzleştirilmesi ve evsizlerin bu konutlara yerleştirilmesi yoluyla mevcut konut stokunun akılcı bir şekilde kullanılması, her tür gerçek “konut kıtlığına” derhal çözüm olabilir.

Kaynaklar;

*http://www.mo.org.tr/belgedocs/toki-rapor-2.pdf?hl=tr-TR

*https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/8bbac42a-c854-4c58-8b0c-e7e55c35ec2d/KFE.pdf?MOD=AJPERES&CACHEID=ROOTWORKSPACE-8bbac42a-c854-4c58-8b0c-e7e55c35ec2d-n&hl=tr-TR

*Sahibinden.com emlak360 Emlâk Endeksi 

*https://jag.journalagent.com/planlama/pdfs/PLAN-76476-RESEARCH_ARTICLE-MUTLU_KILIC.pdf?hl=tr-TR

*https://bianet.org/yazi/barinma-hakki-ihlalleri-raporundan-cikanlar-117151?hl=tr-TR

*F. Engels. Konut Sorunu (1873), Yordam Kitap. Şubat 2020



More in Analiz