Connect with us

Anı-Anlatı

Seyduna Şayda yazdı | Külerin Ardından

Yamaçta, durduğu yerden köye bakan bir dişi geyik. Kaçmıyordu. Sadece bakıyordu. Göz göze geldiler. Geyik başını hafifçe eğdi. Rüzgâr kıpırdadı. Gözleri sanki bir şeyi hatırlatmak ister gibiydi. Zilan ne gördüğünü tam olarak anlamadı. Ama unutmadı. Sonradan bazıları geyiğin de yandığını söyledi. Bazılarıysa, onun başka bir ormanda yeniden göründüğünü anlattı. Geyiğe dair hikâyeler köyde kaldı. Gerçek olup olmamaları önemli değildi. Çünkü o geceden sonra kimse aynı kişi olmadı.

Önce kuru bir çıtırtı duyuldu. Çamların arasında bir şey kırılıyormuş gibi. Ardından yoğun bir reçine kokusu yayıldı. Yıllardır dalların altında biriken sessizlik, bir anda uyanıverdi. Sabah güneş yamaca vurmuştu. Gökyüzü açık mavi görünüyordu ama toprak, içeriden içeriye yanmaya başlamıştı. Elektrik hatlarından sarkan eski bir tel, ormanın damarlarına dokundu. Sonra her şey sustu. Kuşlar uçmadı. Ağaçlar ses çıkarmadı.

Yangın, önce sadece bir söylentiydi. Köyde birkaç kişi konuştu. Ama sonra yamacın yüzü karardı. Herkes evinden çıktı. Kimisi bağırdı, kimisi su bulmaya çalıştı. Yangın hızla yayıldı. Rüzgâr, alevleri köye doğru sürüyordu. Artık zaman, dakikalarla değil, kayıplarla ölçülüyordu.

Zilan sabah ineklerini sağmıştı. Öğleye doğru, kendini ahırın kapısında buldu. Duman kapıya dayanmıştı. İçeriden gelen hayvan sesleri kulaklarını acıttı. Kapıyı açtığında gördüğü şey alev değil, korkuydu. Buzağı yere kapanmış, inek zinciri koparacak kadar gerilmişti. İçeri girdi. Elindeki ıslak bezle hayvanların gözlerini kapattı. “Sizi bırakmam,” dedi. Bu cümle o an için değil, sonrasına verilen bir sözdü.

Hayvanları dışarı çıkarmayı başardı. Ama ahır yandı. Süt kovaları, samanlar, buğday torbaları… Her sabah uyanıp uğraştığı ne varsa, küle dönmüştü. Tarlası da yandı. Domates fideleri, arpa başakları, buğday kökleri… Geriye sadece is ve yanık toprak kaldı. Toprak, konuşmayan ama her şeyi gömen bir yer haline gelmişti.

Yem de yandı. Bu yalnızca samanın yok olması değildi. Bu, yeniden borç demekti. Zilan bunu biliyordu. Yeniden yem alması gerekecekti. Buzağının gözleri hâlâ canlıydı. “Yok” diyemezdi. Bakkala, yemciye, belki de bankaya gidecekti. Ama gösterecek bir ürünü, elinde tutacağı bir hasadı kalmamıştı.

Kocası Halit, başka bir şehirde çalışıyordu. Sigortasız, taşeron bir inşaatta. Düşse, haberi yapılmazdı. Zilan, her “yem yandı Halit” dediğinde, Halit susuyordu. Çünkü bu cümle, “yine borçlanacağız” anlamına geliyordu.

Gece oldu. Köy sessizdi. Bu sessizlik geceye ait değildi. Yangının geride bıraktığı bir boşluktu. Uçak inmedi. Helikopter geçmedi. Gönüllüler kaldı sadece. Sırtlarında teneke, ellerinde kürek. Herkes bir şeyleri kurtarmaya çalıştı. Kadınlar yangına su taşıdı. Çocuklar ağladı.

O gece Zilan bir şey gördü.

Yamaçta, durduğu yerden köye bakan bir dişi geyik. Kaçmıyordu. Sadece bakıyordu. Göz göze geldiler. Geyik başını hafifçe eğdi. Rüzgâr kıpırdadı. Gözleri sanki bir şeyi hatırlatmak ister gibiydi. Zilan ne gördüğünü tam olarak anlamadı. Ama unutmadı.

Sonradan bazıları geyiğin de yandığını söyledi. Bazılarıysa, onun başka bir ormanda yeniden göründüğünü anlattı. Geyiğe dair hikâyeler köyde kaldı. Gerçek olup olmamaları önemli değildi. Çünkü o geceden sonra kimse aynı kişi olmadı.

Günler geçti.

Küllerin üzerinde yürümek zordu. Her şey borca yazıldı. Yem, çivi, mazot… Zilan sabahları yine erken kalktı. Ama artık toprağın karşılığı yoktu. Süt azaldı. Buzağı büyüdükçe, masraflar da büyüdü. Ama Zilan’ın içinde hâlâ bir şey vardı: O bakış, o an.

Yangından sekiz gün sonra, sabah erkenden yamaca yürüdü. Sırtında boş bir çuval, elinde paslı bir kürek vardı. Ne aradığını bilmiyordu ama karşılaşacağını hissediyordu. Toprak hâlâ sıcaktı. Rüzgâr kuru dalları kıpırdatıyordu.

Yamacın kıvrımında aynı yerde geyik duruyordu. Hareket etmiyordu. Gözleri yine aynıydı. Zilan yürümeyi bıraktı. Ellerini indirdi. Göz göze geldiler. Geyik başını eğdi. Zilan da eğildi. Rüzgâr aralarında dolandı.

Geyik ne kaçtı ne yaklaştı. Sadece durdu. Zilan da öyle.

O sabah, hiçbir şey değişmedi. Ama artık yalnız olmadığını hissetti. Geyik orada mıydı? Yoksa sadece hatıra mıydı? Bilmiyordu. Fakat o andan sonra her şey biraz daha sessiz, biraz daha katlanılır oldu.



More in Anı-Anlatı