
Cumartesi çığlığı
Ağıt yakıyor analar
Kaybolan bir çığlık gibi
Yine bir cumartesi
Soluk bir resim gibi
Sessiz çığlıklarla
Çoğalır umutlar
Düşenlerin yüreği
Aydınlatır ülkemi
Ağlama yüreği hançer anam
Ağlama… sevdası türkü anam
Dağlarından gelen bahar dillerinde esen rüzgar
Sarmalar ıssız kentleri
Bir haykırış cumartesi
Susmasın çığlıklar
Çoğalsın umutlar
Düşenlerin yüreği
Aydınlatır ülkemi ağlama
Yüreği hançer anam ağlama
Sevdası türkü anam
Grup Munzur (Beklenen Uzak Değil Albümünden)
Bir halkın acısı, bazen tek bir annenin bakışında birikir… Bir ülkenin utancı, suskunluğa gömülen bir cenazede saklanır bazen… Ve bazen bir kadının ömrü, sadece kendi evladı için değil, kaybedilen tüm evlatlar için direnişe dönüşür…
Emine Ocak… 1938’in karanlığından, Dersim’in yakılmış dağ köylerinden geriye kalan bir bebektir o… Annesinin kucağında, ölümle tanışır ilk. Kırılmış dalların, boşalan mezraların, suskun kalan dillerin içinde büyür.
Zulmün yaşama çöken siyah rengini çok iyi tanır taa bebekliğinden… Daha çocukken anlar susmanın bedelini. Ve yıllar sonra bu belleği taşıyarak, başka bir zulümle yeniden yüzleşir…
Oğlu Hasan Ocak, 1995 yılında Gazi Katliamı’nın ardından gözaltında kaybedilir. Hasan’ın bedeni günlerce yoktur, yok sayılır, gizlenir… Bir anne için artık zaman donmuştur. Ama Emine Ocak için annelik orada bitmez. Yası sessizliğe değil, direnişe dönüşür. Onu diğer annelerle birlikte, Galatasaray Meydanı’nda görmüştüm ilk kez.
O taşı oturağı, o meydanı mezar taşı yapmıştı. Her Cumartesi, elinde Hasan’ın soluk bir fotoğrafıyla kayıp annelerinin en önündeydi. Onun duruşu, bu ülkede devlet şiddetinin unutturulmak istenen hafızasına karşı bir anıt gibiydi. Ben de o günlerde Grup Munzur emekçisi olarak zaman zaman onunla, onlarla oldum…
Aynı otobüste bazen gözaltına alındık, aynı saatlerde suskunluğu paylaşırken göz göze geldik. Gözlerinde hem Dersim vardı hem Gazi hem de Galatasaray… Bir halkın tarihini taşıyan sessiz ama yakıcı bir ateşin alazı yansıyordu gözlerinden… Ve bugün onu toprağa vermeden önce, yıllarca diz çökmeyerek direndiği o meydandan, Galatasaray Meydanı’ndan alkışlarla, zılgıtlarla, sloganlarla, gözyaşlarıyla uğurladık onu… Giderken de zulmün siyahına masmavi özgürlük düşüyle kırmızı direnciyle yine o ana yüreğiyle sarmaladı bizleri…
O taşların üstüne yıllarca bıraktığı izlerle, annelerin gözlerinde biriken kederle bir halk, sessizce selam durdu ona. Çünkü Emine Ana, o meydanda sadece evladını aramamıştı, aynı zamanda bu ülkenin vicdanını uyandırmıştı.
Bugün, direnişin başladığı yerden sonsuzluğa uğurlandı. Ama geride bıraktığı o inat, taşların hafızasında hep yaşayacak. O artık sadece bir anne değil. Onun adı artık yalnızca bir insanın değil, bu coğrafyanın adalet arayışının adı olarak yaşamaya devam edecek… Emekte, direnişte, hafızada ve umut’ta… Emine Ana, yüzün yıldızlara açık olsun.









