
Yazar/Sinan Karker
İçinde bulunduğumuz çağda, bilginin üretiminden yayılımına kadar her aşama, tarafsız olduğu iddia edilen ancak özünde egemen sınıfların ve sermaye gruplarının çıkarlarını koruyan karmaşık matematiksel düzenekler, yani algoritmalar tarafından denetlenmektedir. Instagram, Facebook ve X (eski adıyla Twitter) gibi devasa platformlar, artık sadece birer iletişim aracı değil; kitlelerin siyasi bilincini şekillendiren, algılarını yöneten ve toplumsal muhalefeti görünmez kılan dijital laboratuvarlara dönüşmüş durumda. Bu “algoritmik kuşatma”, politik paylaşımları kitlelerle buluşturmamak ya da seçici bir geçirgenlik uygulayarak kitleleri manipüle etmek üzerine kuruludur. Ancak bu dijital duvar, aşılmaz değildir. Devrimci propaganda, bu yeni savaş alanında kendi yöntemlerini geliştirerek sansürü kırmalı ve en geniş kesimlere ulaştırılmalıdır.
Sosyal medya platformlarının temel işleyiş prensibi, kullanıcıyı platformda daha uzun süre tutmak ve bu süreçte toplanan verileri ticari ve hatta en önemlisi siyasi kazanca dönüştürmektir. Ancak bu süreç hiç de masum değildir. Özellikle Amerikan seçimleri süreci, bu manipülasyonun ne kadar derinleşebileceğini dünyaya kanıtladı. Facebook’un karşı karşıya kaldığı Cambridge Analytica skandalı, milyonlarca kullanıcının verilerinin rızaları dışında işlenerek siyasi tercihlerinin nasıl ince-hassas bir şekilde yönlendirildiğini ortaya koymuştur. Facebook, bu süreçte sadece bir veri sağlayıcı değil, aynı zamanda sağ popülizmin(faşizmin) ve manipülasyonun önünü açan bir zemin teşkil etmiştir. Algoritma, insanların korkularını ve öfkelerini tetikleyen içerikleri öne çıkararak, toplumları kutuplaştırmış ve devrimci-ilerici düşüncelerin gelişme ve olgunlaşma alanlarını daraltmıştır.
Benzer bir durum, Elon Musk’ın X platformunu satın almasıyla yeni bir boyuta evrildi. Musk’ın platformu devralması, tam da dünya genelinde faşist hareketlerin yükselişe geçtiği bir döneme denk getirilmiştir. Musk, “ifade özgürlüğü” maskesi altında X’i faşist partilerin, ırkçı söylemlerin ve gerici odakların açık destekçisi haline getirmiştir. X’in algoritmaları, bugün sol-devrimci söylemleri “spam” veya “güvenli olmayan içerik” kategorisine hapsederken; sağ popülist liderlerin ve aşırı sağcı grupların dezenformasyonlarını milyonların ana sayfasına “zorla” düşürmektedir. Bu, tesadüfi bir teknik hata değil tam tersi bilinçli bir siyasi tercihtir ve Facebook örneğinde olduğu gibi ince dokunmamaktadır, apaçık şekilde ayan beyan ortadadır. Kitleler, paylaşımların tek merkezden yönetilircesine seçici olan algoritmalar bütünü olan sosyal medya platformlarına hapsedilerek, devrimci seçenekten ve örgütlü mücadeleden koparılmak istenmektedir.
Tüm bu teknolojik abluka ve açık sansür uygulamalarına rağmen, devrimci propagandanın sosyal medyada hayat bulması ve geniş kitlelere ulaşması hâlâ mümkündür. Algoritmalar, etkileşim sayıları ve kullanıcı davranışları üzerinden çalışır. Öyleyse çözüm, bu mekanizmayı kolektif bir iradeyle halk için (“hack’lemek”) tersine çevirmektir. Bu noktada önerim, merkezi olmayan ancak senkronize hareket eden bir “Paylaşım Ağı” oluşturulmasıdır.
Bu ağın temel stratejisi, her bir devrimci bireyin sosyal medya hesabını kişisel bir günlük, bir albüm olmaktan çıkarıp, devrimci kurumların sesi-soluğu haline getirmesidir. Algoritma, bir kurumun resmî hesabını kısıtlayabilir, BTK mahkeme kararlarıyla kapatabilir ancak binlerce bireysel hesaptan aynı anda yayılan bir çağrıyı veya açıklamayı durdurmakta zorlanırlar. Her birimizin bireysel duvarlarını devrimci kurumlara, sendikalara ve kitle örgütlerine açması elzemdir. Kurumsal açıklamalar, eylem çağrıları ve politik analizler, bireysel profiller üzerinden kişiselleştirilerek (örneğin kısa bir yorumla) paylaşılmalıdır. Böylelikle sadece bir “retweet” ya da “yeniden paylaşım” işlemi yapılmış olunmaz. Böylelikle algoritmanın “bu içerik değerlidir” demesini sağlayacak etkileşim trafiği manuel olarak yaratılmış olunur ve sansür devrimci iradeyle kırılmış olur. Bu hareket tarzı aynı zamanda bir paylaşım kültürü yaratmaktır. Şimdilerde ne yazık ki örgütlü faaliyetçilerin dahi paylaşmaktan erindiği büyük emeklerle yazılan yazıları, yapılan eylem çağrılarını yani devrimci propagandayı daha güçlü düzeyde kitlelerle buluşturmanın bir adımıdır.
Şüphesiz ki bu yazı, mücadelenin internet mecrasındaki boyutuna odaklanmaktadır. Ancak devrimci propaganda, asla sadece ekranlara hapsedilemez. Sosyal medya, kitlelere ulaşmada hızlı bir köprüdür ancak bu köprünün ayakları sokakta, fabrikada ve mahallede olmalıdır. Duvar yazılamaları, bildiriler, bültenler ve en önemlisi yüz yüze yapılan ajitasyon-propaganda çalışmaları, devrimci mücadelenin vazgeçilmez damarlarıdır. Dijital alanda kuracağımız bu ağ, sokağın sesini ekrana taşımalı, ekranın bilgisini ise sokağa indirmelidir.
Sonuç olarak, algoritmalar egemenlerin elindeki birer kelepçedir. Ancak kolektif bir disiplinle hareket eden binlerce “dijital milis”, bu kelepçeleri parçalayabilir. Kendi algoritmamızı, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin gücüyle yeni şekilde yazabiliriz. Bireysel duvarlarımızı örgütlü sesin yankısı haline getirelim; sansürü kolektif paylaşımla, manipülasyonu ise MLM’den aldığımız teorik güç ile aşalım.









