Connect with us

Makale

Sosyal Medya, Trol Orduları ve Sanal Zeka

Troller kelime kökeni olarak İskandinav mitolojisinden gelen Trol, insanları rahatsız eden, arkalarından oyunlar çeviren çirkin yaratıklar. Mitolojiyi bir kenara bırakıp günümüze gelecek olursak, Nazi Almanya’sındaki Gobbels propaganda örgütünün değişik bir versiyonu olan trollerin esas amacı halkı, belli kesim ya da sınıfları rahatsız etmek.

sosyal medya trol

Yaşadığımız son elli yılda, teknolojinin baş döndürücü hızdaki değişimine birinci elden tanıklık etmekteyiz. Pek çoğumuz artık çevremizde son teknoloji ürünü cihazlara uyum sağlamakta zorlanan aile bireyleri ve dostlara rastlamakta ve hatta bu durumdan benzer şekilde muzdarip olanlar kervanına dahil olmuş bile olabiliriz. Elli yaş ve üzeri jenerasyon için bir ayağı gaz lambası kara lastikte öbür ayağı akıllı telefon gora-tex kıyafetlerde bile diyebiliriz. Bizim bu yazı da esasta üzerinde durmaya çalışacağımız konu sosyal medya üzerinden ortaya çıkan çarpık kişilikler, bunların yarattığı tahribatlar ve olması gereken diye tasavvur ettiklerimiz üzerinde bir fikri kapı açmadır.

Çok genel bir tanımlama olarak ‘İnsan sosyal bir canlıdır’. Her geçen gün daha da derinleşen kapitalist ilişkiler içerinde emeğine, doğaya ve kendine yabancılaşan, birey olması ve diğer bireylerle rekabetçi ilişkiler geliştirmesi öğretilen günümüz insanı açısından asosyallik veya yabancılaşma yakıcı bir sorundur. Emperyalist hegemonya bu konuda bir taşla iki kuş vurma gibi strateji geliştirdi:

1-Bireyin sosyalleşmesini, yeni tüketim alışkanları yaratma, bu alışkanlar üzerinden bireyi platformlara bağımlı kılarak yönetmenin bir aracına çevirme.

2-Zorunlu olarak ortaya çıkan sınıf çatışmalarını bireysel tüketim alanlarının korunmasına kanalize etme. (Sosyal medyama dokunma, internetime dokunma, film izleme platformuma dokunma…)

Elbette sermayenin dünya üzerindeki mutlak hakimiyetini perdelemek ve %1’lik azınlık bir kesimin %99’dan daha fazlasına sahip olması gerçekliğini gizlemek hiç de sanıldığı kadar kolay değil. Bu konuda sürekli olarak geniş kesimleri maniple edecek kavramlar, zihin bulanıklığına yol açacak fikirler pompalamak gerekmektedir. İnsan aklının sosyal medya algoritmaları ile mat edildiği sanal zekasının yakında tüm dünyayı ve insanları kontrol edeceği gibi bir algı emperyalist ideologların son dönem en hararetli sığındıkları liman olmaktadır. Tarih sahnesine makine kırıcılar olarak çıkan bizler açısından elbette o günler artık çok gerilerde kalmıştır. Akıllı cihazlara düşmanlık edecek, yasaklayacak ya da kıracak değiliz. Sınıf savaşımı ve iktidar deneyimlerimizden kazandığımız tecrübelerle tarih içerisinde burjuvazinin elinde gerici bir nitelik arz eden pek çok araç ezilenlerin kontrolünde kolektifin çıkarına ilerici bir biçime binlerce kez dönüştürülmüştür. Doksanlı yılların başında Emperyalist ideologlar, revizyonist parti ya da kişilerin denetimindeki ‘’sosyalist’’ devletlerden alenen kapitalizme geriye dönüş sonrasında ‘Tarihin Sonunu’ ilan edip sınıf savaşlarının bittiğini ilan edenler bugün de Sanal Zekanın insanlığı kontrol altına alacağı, makinelerin yaşamı üretecek düzeye geldiği insan emeğinin bir anlam ifade etmediği zırvasını propaganda etmekteler. Geleneksel medya araçları üzerindeki yoğun denetime alternatif yönler barındıran sosyal medyada, her şeyin sınıfsal olduğu bir sınıfın çıkarına hizmet ettiği gerçeğini gözden kaçırmadan tüm mecralarda işçi ve emekçilerin sesini duyurabilir sınıfın propagandasını yapabiliriz. Buradan hareketle sınıf savaşımlarının yeni bir mecraya kaydığı gibi bir yanılgıya ve kolaycılığa asla düşülmemelidir. Belirleyici olan dün olduğu gibi bugün de sokaktır. Sokağa hakim olan yaşama da hakim olacaktır. Bunun araçlarını geliştirecek akıl devrimi somut bir gerçekliğe çevirecektir.

Eski toplumu tüm ekonomik ve kültürel kurumları ile adım-adım tasfiye etme mücadelesinde yeni ekonomi, yeni kültür, yeni ahlak ve etik konuları nasıl ki bizden önceki komünistlerin kendi dönemlerinin özgünlüğüne uygun şekilde gündemleri olduysa bizim için de elzem konulardır. Rus devrim tarihinde bu çözümleri edebiyatta berrak bir şekilde görmekteyiz. Gonçarov’un Oblomov karakteri çözülen eskimiş feodalitenin birey şahsında karakterize edilmesi iken Çernişevski’nin Rahmetov karakteri bize yeni ve diri bir sınıf olan proletaryayı tanımlamaya çalışıyordu. Devrimci örgütlerin pratikteki konumlanışı ile eşgüdümlü bir kültürel devrim kalkışması elbette yeni tip militan ve kadrolarla bizlere dönüş yapacaktır. Bireycilik ve rekabetçilik sistemin kendini üretme mekanizmaları tarafından nasıl ki sistematik şekilde öğretiliyorsa, kolektivizm ve dayanışmacılık sisteme alternatif yapılarca derinlemesine bir sistem haline getirilmelidir. Post Menşevikler ve Neo liberallerin son dönemlerde ortak bir paydada buluşarak ‘İşçi sınıfına dışarıdan bilinç taşımak mümkün değildir’ vb şeklindeki saldırı elbette ki tesadüfi değildir. Böylesi bir önermenin sahiplerinin devrimci, ilerici ve komünist içeriğe sahip tüm yayın, radyo, internet sitesi, tv kanallarının kapatılması ve yasaklanması konusundaki sessizliği ikiyüzlü demokrasiciliklerinin çirkin yüzünü açık etmektedir.

Sosyal medyanın yaygın kullanımı ile birlikte egemenlerin yeni bir örgütlenmesi ile karşılaştık: Troller. Kelime kökeni olarak İskandinav mitolojisinden gelen Trol, insanları rahatsız eden, arkalarından oyunlar çeviren çirkin yaratıklar. Mitolojiyi bir kenara bırakıp günümüze gelecek olursak, Nazi Almanya’sındaki Gobbels propaganda örgütünün değişik bir versiyonu olan trollerin esas amacı halkı, belli kesim ya da sınıfları rahatsız etmek. Devlet tarafından katledilen bir çocuk için ‘O bir teröristti’ ya da tecavüze uğrayıp katledilen bir kadın için ‘Hak etmişti’ gibi geneli rahatsız edecek empati duygusundan yoksun gönderilerin insanların gözüne sokarak insani olan tüm temel değerleri maniple ve dejenere etmeye çalışmaktadırlar. Bir dindara komünist bir komüniste ‘ajan’, Sosyalist kimliğe sahip kişilere devrimcilerin parçalanmış fotolarını atma vb vb pek çok değişik varyantta trol davranışlarını görebilmekteyiz.

Bu tarzın güdük şekilde yansımaları son dönemde devrimci harekete de nüfuz etmeye başladı ki işte bu ortak bir sorun olarak bizleri ilgilendirmektedir. Devrimci hareketin dili ve kültürü burjuvazi ve faşizm ile taban tabana zıttır. Bu zıtlığı bulanıklaştıran aradaki kalın çizgiyi silikleştiren her konumlanış özünde burjuvazi ve faşizme hizmet eder. Sosyal medyada yapılan tüm paylaşımlara müdahale etme ya da denetleme gibi bir realite elbette söz konusu değil. Fakat her türlü devrimci etikten uzak paylaşımları dar grup narsizmi’mizi okşadığı için sessiz kalarak zımnen onaylama, karşı çıkmama genel olarak bu tarzı cesaretlendirmekte suyu bulanıklaştırmaktadır.

Halkın dostları kimlerdir? Devrimin dostları kimlerdir? Her devrimin daha işin başında karşı karşıya kaldığı ve berrak bir şekilde yanıtlanması gereken sorulardır. Bu konuda bir kafa karışıklığı bizleri kendimizi tüketen bir sarmalın içine çekebilir, sosyal medya trollerinde görülen birey ya da grup narsizmi kendini siyaset ve ideolojide varılabilecek son noktada görme kendi dışındakileri ise değersizleştirme beraberinde empati yoksunluğunu getirmektedir. Bu tarz geçmişte halk içindeki çelişmelerde fiziki şiddette kullanan pek çok pratiğinde beslendiği kirli damardı.’’Tek savaşan biziz, tek direnen biziz, tek bedel ödeyen biziz, geri kalanlar böcekler kadar değersizdir’’vb vb… Direnen, savaşan, devrime tutunmaya çalışan, ısrar eden her grup ve bireyle yan-yana gelmenin dinamikleri bu narsist körelme ile dinamitlenmektedir. Bu tarzın, değiştirme ve kazanma kaygısı yoktur. Anonim kimlik arkasına saklanarak açık kimliği ile hiçbir şekilde söyleyemeyeceği savunamayacağı şeyleri zarar verme ve can yakma kaygısı ile yapmaktadır. Bundan dolayı bize ait değil ve bundan dolayı gericidir. Bu tarzın uzun vade de sürdürülebilirliği yoktur. Kaçınılmaz yalnızlık nihayetinde yarılmayı getirecektir ve sonrasında, yenilenme ve özneleşme ya da izole olma tarikatlaşma biçiminde süreç derinleşecektir.

Hiçbir gerçekçi argümana dayanmayan, değiştirme kazanma kaygısı taşımayan birey ya da grupların devrimci kültür ve ahlaktan uzak faşizmin eril diliyle yaptığı saldırılarla nasıl mücadele edeceğiz peki? Zor ama nihai olarak sonuç alıcı yolu seçeceğiz. Onlarla hiçbir şekilde muhatap olmayacağız. Tabii şu iki olguyu birbirinden ayrıştırmak gerek, Eleştiri ve trollük ayrı şeylerdir. Prensip olarak herkes ve her şey eleştirilebilir. Eleştiri bizleri geliştiren bir araçtır. Bunu bireyler, bireylere ya da kurumlara yapabilir, kurumlar kurumlara ya da bireylere de yapabilir. Tarafların özgün koşulları bağlamından sürdürebilirliği varsa (doğal olarak katı gizlilik şartlarında faaliyet yürüten örgütlerin ve pek çok teknolojik araçtan yoksun alanlar için böylesi bir şey çok mümkün değildir) polemikler geliştiricidir. Devrim mücadelesi içerisinde her şey karşıtıyla birlikte gelişir. Direniş-ihanet, kahramanlık-korkaklık tüm bunlar çelişkinin iki yönüdür dün diri iken bugün çürümüş olanlar da esasta bizim parçamızdır. Bunlardan gömülmesi gerekenleri gömmek, tedavi edilmesi gerekenleri tedavi etmek yine bizim işimizdir. Geçmişte ‘Dün bizimdir, Gün bizimdir, Zaferde bizim olacaktır’ ile anlatılan tam olarak buydu. Kötü örnekler üzerinden geneli mahkûm etmek toptancı ve ayrıştırıcı bir tarzdır. Siyasette, sanatta, kültürde ve savaşta faşizmden farklı bir dilimiz farklı çözüm metotlarımız olmak zorundadır. Düşmana benzemek kendinden güçlü olanlara farklı zayıf olanlara farklı bir hukuk uygulamak ile başlar. Bu iktidar zehirlenmesinin ve buna su taşıyan bireyleri de yiyecek canavarı serbest bırakmanın ilk adımıdır. Dostlarımıza düşman gibi davranmanın bizleri nihai olarak götüreceği nokta düşmanlarımıza dost gibi davranmak olacaktır…



Nisan 2026
PSÇPCCP
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930 

More in Makale