
Gazetemizin yazarlarından şair, yazar, ressam Muzaffer Oruçoğlu’nun yayımlanmamış resimlerini birkaç bölümden oluşacak şekilde sizlerle paylaşıyoruz!
Oruçoğlu’nun yayımlanmamış resimlerinden on birincisi “Falcı ve Zilli”
Oruçoğlu’nun resimle ilgili düştüğü not;
Salının Akşam Vakti (Zilli’nin Günlükleri-I)
Geçmişimi anımsıyorum. Geçmişim şimdime binmiş anımsıyor beni. Yoğun duygu zerreciklerinin işgaline uğramış gibi anımsıyor.
Toprak. Bağrı şahrem şahrem yarılmış. Göğü, masmavi içine almış toprak. Paslı pullukların, tırpanların, orakların, hamutların, valokların, nalların, yamulmuş tenekelerin, ekmek saclarının atıldığı çukurdan çıkıyorum.
Toprak damlı bir evdeyim. Kerenlerin, merteklerin, salların altında… Kapının önünde, atları perişan eden, ağır bir Rus tırmığı. Yatıyorum. İçimde mayışmış mavi bir masal, hasat türküleri. Nenem geliyor, homurdanıyor. Zıbarmış bir yaşamın çatlağından sızıyor homurtuları. Pişirilmiş kuru zufa otu ve kuzukulak koyuyor önüme. Yiyorum. Bitiriyorum. Hiçbir şey demiyorum. Herkes ölmemi bekliyor. Ben kalbime çekiliyor kalbimi bekliyorum. İnat işte. Önüme konulan her şeyi yiyor, herkesi gebertiyorum.
Belli olan bile belli değil. Nalları ne zaman dikerim. Hiç belli değil. Buna ben karar vereceğim.
Ada soğanını gevenle birlikte çiğniyorum. Zıbarmamı isteyenlerin niyetlerine bakıyorum. Niyetler gözlere üşüşmüş, gözler büyümüş. Kalkıyor, sarı inciri, bir de bademi alıyorum, yaban balıyla birlikte çiğneye çiğneye yutuyorum. Bir bardak nohut suyuna üç kaşık ceviz yağı koyuyor, lıkır lıkır içiyorum niyetlerine bakarak. Nenem, zavallı kadın, yalvarmış, almış getirmiş bunları Mürsel ağanın manda huylu hanımından.
Beni sarıp sarmalayan sohbetler munis, insaflı, hain. Hepsi külliyen hain. Hepsinin geçmişi ırgat. Hepsi hayat haini. Yanaşma, hamal maraba. Hepsi tek tekerlek, tek araba. Elleri hoyrat hepsinin. Köpek dili gibi sarkmış elleri hepsinin ağa kapısında. Sıfıra sıfır, elde var sıfır elleri hepsinin.
Hayat pusuya yatmış. Kuşlar şen, kediler aç. Köpek, olanca yaşlılığıyla kendi açlığını seyrediyor kedilerin miyavlayışlarında.
Nenem leğeni getiriyor, işiyorum. Falcı, eğilip bakıyor. Yaşam kırıntılarıyla bakıyor her kırıntıma. Sidiğimde kum arıyor.
“Sidiğinde kum yok, böbrekleri sağlam,” diyor.
Bu falcıyla dayım kıllı Musa’nın samanlıkta bir gece beraber kaldığı söyleniyor. Kıllı Musa, dünya aygırlarının aygırıdır. Sakalı kehribar, saçları sarıdır.
Nenemin gözlerinin içine bakıyor Falcı. Geçip, yüreğine bakıyor nenemin:
“Bu kız ölürse, sen de ölürsün,” diyor.
Nenem korkuyor. Korkudan donsuz yeri titriyor. Görüyorum iç gözümle. Kalkıp, kabuksuz karpuz çekirdeği ile üzüm çekirdeği getiriyor. Öksürüyor. Fıtığının inip kalktığını, basurunun sallandığını görüyorum iç gözümle.
“Hak büyüktür,” diyor nenem.
“Lanet olsun,” diyor falcı. “Çalışmış çalışmış getirememişsiniz, insanlığınızdan çıkmışsınız. Ölüsünüz ölü. Haberiniz yok.”
Çekiçler, dirgenler, lomlar, kürekler, yük altında yaşlanan atlar, boyunları yağırlaşan öküzler, kara sinekler çoğalıyor birden.
“Çalışan insanlar, atlar, öküzler öldü,” diyor nenem. “Bütün aletler ölecek. En son toprak ölecek..”
Kalkıyor, kereviz çekirdeği getiriyor nenem. Diken çekirdeğiyle gül çekirdeği de getiriyor. Ak örtü seriyor kilime. Bağdaş kuruyor. Önünde el değirmeni. Hepsini karıştırıp öğütüyor. Un ediyor, tasa atıp, süt koyuyor, lapa ediyor. Veriyor, yiyorum. Gözlerinin içine baka baka yiyorum.
“Hepsini ye kızım, beni öldürme,” diyor dikenli bir sesle.
Horoz ötüyor, tavuk yumurtluyor, gün devriliyor.
Falcı ve Zilli/Karton üzerine karışık teknik










