
Devrimci basında son birkaç yıldır “birlik” olgusunun nerdeyse ortak işlendiğine şahit oluyoruz. Birlik içerikli ve istekli metinlerin bazılarında bu istek ve beklentiye denk düşmeyen, kurgusu kötü olanları olsa da parçalanmışlığı aşmak içeriğiyle bir iyi durumdan söz etmeleri nedeniyle dikkate değerdirler.
Devrimci özneler içindeki ilişkisizliği ve karşılıksız enerji boşalımını bir sorun olarak gördüğü için, nerdeyse yirmi yıldır işleyen Kaypakkayacı bir damarı saymazsak pek çok devrimci özne açışından bu soruna eğilmek, daha çok son dört beş yıldır yaygın bir eğilim haline geldi. Hatta bu farkındalık sadece Türkiye sosyalist hareketiyle sınırlı kalmış değil. Kürdistani pek çok politik özne de hem parçaların içinde hem de tüm parçalardaki politik enerjinin “ulusal birlik” hedefinde birlik arayışına dönmüş durumdadır. Bunlar iyi gelişmelerdir, sevindirici ve umut vericidir. Zira niyetlerden çok, sosyal yasaların ve ondaki hareketin zorlaması sonucu, gerçekliğin dile gelişidir.
“Birlik” üzerine ortaya konan bu görüşleri kuvvetleri birleştirme sorumluluğunun ilk tok sesli adımı olarak duyarsak, o bize “öyleyse artık ikinci adımı da atalım” demektedir. Bu durumda birlik isteğini dile getirenlerin içinde birinin öne çıkarak, en yakınında görünen bir veya birkaçına “artık şu sorunu bir konuşalım” demesi gerekiyor. İlk öne çıkanın, diğerlerine göre nasıl bir “üst-başa” sahip olduğu çok önemli değil. Önemli olan sömürü ve talan sistemini yönetenlerin kendi enerjilerini her geçen zamanda birleştirip güçlendirirken ezilenler adına örgütlenmiş olanların ayrı ayrı enerji tüketimini kaderciliğe eriştirdikleri bir kertede, bunun bir sorunolduğunu fark etmiş olmaları ve birlik olgusunu düşünmüş olmalarıdır.
Evet, hemen hepsinin 71 çıkışının mirasçılarının oluşturduğu devrimci hareket, o günden bu güne gelene kadar pek çoğu devrimci cürettin karşılığı olarak büyük bedeller ödeyerek bu güne geldi. Ağır yaralar, kanlı kansız yenilgiler ve göz göre göre büyük ve dönüştürücü imkanlar verecek olan ciddi fırsatlar kaçırdı. Ama unutmamak gerekir ki, 71 çıkışının can bedeli mücadele ve hamlelerinin esası, birbirlerinin yaşamlarını korumak üzere gerçekleştirildi. Kaypakkaya ilk mermiyi THKO savaşçısı Sinan Cemgil’in yaşamına mal olan ihanete çaktı. Mahir Çayan ve yoldaşları, Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in idamını engellemek amacıyla, örgütünün tüm seçkin kadrolarını bu hedef için seferber etti. Gerçek bu kadar çıplakken, idamları engellemeyi başarmış olsalardı Denizler bu dayanışmayı nereye taşırlardı sorusu bile abestir. Hatta Kaypakkaya henüz sorgu aşamasındayken yoldaşlarından bir an önce kaçırılması isterken Denizlerin ve Mahirlerin katledilmesinin ruhunda yarattığı sınıf kinini nasıl bir fırtınaya dönüştüreceğini tahmin etmek zor değil.
Dolayısıyla bu devrimci damarın filiz boyları olarak düşe kalka, vura vurula, çoğala eksile devrimdeki ısrarı bugüne taşıyanların ekseriyeti bugün birlik fikrini işliyorsa, belli ki ezilenlerin birliğini unutturmuş bu halinden uyanış başlamıştır. Sosyal bir devrimi dert edinmiş ve devrimin kitlelerin eseri olduğu tarihi tecrübeden şüpheye düşmemiş her devrimci öznenin bu işareti görme sorumluluğu vardır. Birlik fikri sadece doğru değil, aslında ezilenlerin kurtuluşuna uygunluğu nedeniyle yeni bir sorumluluk hatırlanmasıdır da.
Devrimci hareket 12 Eylül zindanlarında bu sorumluluğu pratik olarak yerine getirmiş, zulüm karşısında direnişte yoldaşlaşmanın sanıldığı kadar zor olmadığını görmüştü zaten. “Görmek”, anlaması için yeterli olmadıysa, 2000 hapishane katliamı ve direnişinin analizinde anlama dökülebilirdi, o da olmadı. Kıyım ve feda ruhu da dönüştürücü bir öğretmen görevi göremedi. Ancak gelinen özgül ve evrensel aşama, sadece ezilenler için değil, doğa, canlılar ve insan türünün kritik aşamasıdır. Bu durumun farkında olan özneler ise tabiatıyla yüzü geleceğe dönük devrimci ve komünistlerdir. Onlar, özneler olarak parçalı var olma durumlarının, aslında varoluş amacına aykırı iş gördüğünü görmeye mecburdur.
Fikir olarak, beklenti ve istek olarak “birlik” eğilimi ortaya çıkmışsa, yapılacak şey ikinci adımı atmaktır. Durum bu aşamaya gelmiş ve harekete olanak veren eşiği tanımlamışsa, artık “olur mu, olmaz mı” gibi bir düşüncenin, düşüncede yeri düşmüştür! Düşünce ve tarzın, teori ile pratik ilişkisinin tutarlılığı, birlik yönünde ortaya çıkan yaygın istek ve beklentiye uygun hareket etmek ve bir adım atmaktır. Bu düşünce ve beklentiye uygun adımın atılması, bu düşünce sahiplerinin yüz yüze erişmesi, birbirini dinlemesi, olurunun veya olmazının tarifinin yapıldıktan sonra, elde kalanla yapılabilirliğe cesaret göstermesidir. Olmuyorsa da “olmuyor” olmayı, bir sonuç olarak almak, birlik fikrini dilendirip onu ortada bırakmaktan on kat daha devrimci bir görev görür. Yeni bir düşünceye, başka bir yolun açılmasına sıra getirir. Beklemek zaman kaybıdır








