
Resmiyette Erdoğan-AKP/MHP iktidarı olarak geçen ve genellikle Erdoğan güdümlü tek adam sultası biçiminde değerlendirilen mevcut iktidarın, kirli-kanlı nitelikte bilumum suç çetelerine angaje bir iktidar olduğu bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Açığa çıkan bir şey de şudur; genel kabul görerek ifade edildiği gibi, tek adam sultası eksenli mevcut iktidarın hiç de tek adam iktidarı olmadığı, birden fazla legal-illegal gücün kast örgütlenmesi temelinde belli bir dengeye oturan çok odaklı bir iktidar olduğu gerçeğidir. Suç ortaklığının ürünü olarak Erdoğan’ın S. Soylu ve hatta mafya çetelerine nasıl boyun eğdiği görülürken, iktidarın birden fazla kasttan oluştuğu da izlenmektedir. Öyle ki, sivil faşist ve mafya çetelerinin bile iktidarda belli bir nüfuz ve egemenlik alanına sahip olduğu çıplak biçimde gözler önüne serilmiştir.
Kısacası yasal ya da biçimsel olarak ve politik temsiliyet ve nüfuz olarak Erdoğan-AKP/MHP iktidarı bir gerçek olsa da, sermaye ve talan ekseninde, illegal nüfuz ve imtiyaz temelinde iktidarın daha geniş tabanlı olduğu, hatta iktidardaki cemaat-tarikat dışında başka cemaat ve tarikatların iktidarda söz sahibi olup belli bir nüfuza sahip olduğu gerçeğin diğer parçasıdır. Ve iktidarda her şeyin süt liman olduğu, mutlak bir egemenin olduğu asla söylenemez ki, egemenliğin çeşitli biçimlerde paylaşıldığı ve bu iktidar erklerinin çıkar eksenli olarak Erdoğan sultası altında birleşip ortaklaştıkları görülen gerçektir. Yani, sanıldığı veya kabaca tarif edildiği gibi, tek adamın her şeye mutlak hakim olmadığı ya da mutlak biçimde tek nüfuz olmadığını söylemek doğru olacaktır. Ki, hükümet ile devletin (veya siyasi iktidar ile devlet iktidarının) bir ve aynı şeyler olmayıp ayrıştıklarına dönük tespit de bunu gerektirmekte, doğrulamaktadır.
Mevcut iktidarın korku toplumu yaratmak istediği çeşitli vesilelerle gündeme getirilip defaatle söylenip tekrar edilmiştir. Faşist iktidarların yönetebilme kabiliyeti sergilemek ve iktidarlarını sürdürebilmek için pervasız baskı ve şiddet biçimleri temelinde, faşist katliamlardan cinayetlere, yargılı-yargısız infazlardan ‘‘kaybetmelere‘‘, işkencelerden yargılama ve hapsetmelere, komplolardan provokasyonlara kadar akla gelebilecek her türden faşist terör yöntemine başvurduğu aşikardır.
Bütün bu faşist baskı, saldırı ve katliam uygulamalarının somut yaptırımlar olarak işlev gördükleri doğrudur. Fakat hepsinde değişmez bir amaç, bir hedef ve bir sonuç vardır. O da korku yaratmak ve yaymaktır; korkunun egemenliğini kurmaktır. Korku yaratmak bir dizi yöntem ve biçim altında izlenen pratik politika ve uygulamalarla sağlanır. Korku temelinde oluşturulan baskı, toplum ve bireyde en büyük basınca yol açar, gizemli bir egemenlik kurar. Bundandır ki, korku kadar etkili bir baskı ve egemenlik biçimi yoktur. Eğer korku iklimini egemen kılmış iseniz, egemenlik ve yönetimi o derecede sürdürme olanağı yakalamışınız demektir. Korkunun egemen kılınması gerici sınıf faşist iktidarları için ne kadar önemli ve ihtiyaçsa, korkunun kırılması da toplumsal kitleler için o derece önemlidir. Nasıl ki, faşist iktidar korku yaratarak egemenliğini sürdürebiliyor ise, tersinden korku çemberi kırılmadan da halk kitlelerinin ayaklanması sağlanamaz.
Korkuya teslim olmuş bir toplumda mücadele ve isyanın baş göstermesi oldukça zordur. Aynı biçimde toplumu korkuyla esir almamış faşist bir iktidarın da toplumu yönetmesi o kadar zordur. Kitlelerin eylem pratiğinde pişmesi korku atmosferini yıkması için gerekliyken, faşist iktidarın daha kolay yönetmesi için de korku yaymaktan başka şansı yoktur. Nitekim Erdoğan-AKP/MHP iktidarı bu politikayı izlemekte, uygulamaktadır. Her söylem ve pratiğiyle korku yayıp büyütmekte, böylece toplumu baskı altına alarak sessizliğe gömmeye çalışmaktadır.
Ordunun envanterinde bulunduğu halde kayıp gösterilen silahlar, bu silahların özel askeri örgütlenmelere verildiği veya oluşturulan militarist örgütlenmelere dağıtıldığı söylemi veya gerçeği, somut bir karşılığa sahip olmakla birlikte, toplumda korku yaratmanın da bilinçli bir politikasıdır. Din kültürü dersi öğretim görevlisinin silahlı pozlarla tehditler savurması, ‘‘mahallemizde elli kişiyi ailemiz temizler‘‘ demekten sakınmayan beyanlar, ‘‘oluk-oluk kan akıtma‘‘ ve ‘‘kanlarında banyo yapma‘‘ tehditleri, evlere kırmızı çarpı işaretlerinin koyulması, ‘‘bu daha iyi günler daha neler göreceksiniz neler‘‘ tehditleri, esnaf denilen sivil faşist çetelerin göstericilere satırlarla saldırıp katletmesi, üniversite öğrencilerinin eylemlerine sivil faşist çetelerin tehdit ve saldırı girişimleri, TV ekranlarında ‘‘PKK teröristtir‘‘ demeyen Tahir Elçi’nin ertesi gün alenen katledilmesi, gazeteci, yazar, aydın, siyasetçi ve Kürde dönük linç saldırıları vb. vs. toplumda korku egemenliği oluşturmanın bazı örnekleridir. ‘‘Seçimleri kaybetse bile iktidarı vermez, iç savaş-çatışma çıkarır‘‘ algısının oluşturulması aynı mizansenin parçasıdır. Manipülasyon ve hatta katliamları etkisizleşerek toplum nezdinde artık para etmeyen iktidarın, gizem ve korku yaratarak toplumu esir almaya çalıştığı bu örneklerle alenen ispatlanmaktadır.
İktidarın tecrübe ve pratiği bütün bu canavarlıkları yapabileceğini teyit eder. Yaptıkları yapabileceklerinin kanıtıdır ki, yapabileceklerini büyük oranda yaptı da. Bu iktidardan her şey beklenir. İktidar katliam ve cinayetler yapmaz nitelikte değil, bilakis yapma potansiyelini her bakımdan barındırmaktadır. Ancak, bazı unsurlar üzerinden ve bizzat iktidar tarafından bilinçli olarak gündeme getirilen tehditler, esasta korkuyu egemenleştirme ve bu vasıtayla toplumsal muhalefet ve mücadeleyi sindirme amaçlıdır. Dahası, iktidar karşısındaki toplumsal mücadelenin büyüklüğü, tutarlılığı, burjuva muhalefet ve kliklerin oluşturduğu güç, dolayısıyla iktidar aleyhine dönen gelişme ivmesi ve güçler dengesindeki değişim süreci, iktidarın aklından geçirdiği ve yapmak istediği her şeyi yapmasına olanak tanımamaktadır. Bunda, iktidar içi kastların durumu, iktidar içindeki çözülme ve çatışmalar ve iktidarın kitle desteğini yitirmesi de önemli bir etmen olarak rol oynamaktadır. Yani, içte sorunlu olup kan kaybeden, iç dalaş ve çatışmalara gömülen, ciddi biçimde teşhir olan, dolayısıyla sarsılıp zayıflayan ve eski gücünü yitiren mevcut iktidarın istediği gibi at oynatacak durumda olmadığı açıktır. Hatta ciddi sorunlar altında çaresiz kalıp kendisini kurtarma derdindedir. Pervasız tehditlere başvurup saldırgan eğilimler sergilemesi bu durumun ürünü olup, çaresizliğinin çırpınışlarıdır.
Kamuoyuna yansıyan ve devam eden malum gelişmeler sadece iktidar ve güruhunu zora sokmakla kalmamakta, burjuva muhalefete cesaret de vermektedir. Aynı cesaret zemininde bir çok ifşacının çıkması, daha fazla konuşanın ortaya çıkması ve daha fazla konuşma olasılığını da geliştirmektedir. Elbette geniş toplumsal muhalefet de daha cesaretli biçimde ortaya çıkma olanakları taşımaktadır. Kısacası, iktidarın can simidi olarak sarıldığı korku baskısı tesirini yitirerek tersine dönmüş durumdadır. Şimdi artık korku egemenliği kurmaya çalışanların korkuya gömüldüğü bir süreçten bahsedilebilir. Erdoğan ve iktidar güruhu korkular içinde kabuslara uyanmaktadır. ‘‘Keser döner, sap döner, gün gelir hesap sorar!‘‘ sözünde ifade edildiği gibi.
Ve şimdi, silahlarla poz verip tehdit edenlerin, ailesinin elli kişiyi temizleyeceğini söyleyenlerin, bir gece geleceğiz diyenlerin, iktidarın kılıcını sallayan bilumum güruhların ve elbette pervasız tehdit ve saldırıların mimarı olan iktidarın, hesap verme korkusuyla korkunun esiri olduğu gündür. ‘‘Rüzgar eken fırtına biçer!‘‘
Kitlelerin devrimci mücadelesini yükselterek devreye sokmak elzemdir. Korkudan beslenenleri kabusa boğmak, pislikleri temizleyerek adil, eşit ve özgür bir topluma ilerlemek ve nihayetinde devrime doğru kazanımlar elde ederek yol almak ancak devrimci kitlelerin hareketiyle mümkündür. Kitlelerin değiştirici baskı ve gücü devreye girmeden, burjuva kliklerin iktidar eksenli gerici pazarlıklarla uzlaşmasının zemini ortadan kaldırılamaz, dolayısıyla kirlilikler temizlenemez, hesap sorulamaz. Halkların mücadelesi tayin edicidir. Bu dalganın yükselmesinin şartları vardır. Burjuvazinin gerçek korkusu halk kitlelerinin mücadelesidir. Bu korkuyu büyütmek temel görevdir…









