
Yadigar Aygün/ İstanbul
Dersim Belediyesi’nde kayyım yönetimi ile DİSK Genel-İş arasında imzalanan toplu iş sözleşmesinin, Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF), 2019–2024 döneminde uyguladığı halkçı ve emekten yana belediyeciliğin kazanımları ortadan kaldırdı. Belediye emekçilerinin mücadelesiyle elde edilen haklar tek tek gasp edildi. Kadın emekçilerin ayda bir gün regl izni iptal edildi. 15–16 Haziran İşçi Direnişi nedeniyle verilen haziran ikramiyesi kaldırıldı. Hafta sonu mesaisi 2 yevmiyeden 1 yevmiyeye düşürüldü. 7 saate düşürülen çalışma süresi tekrar 8 saate çıkarıldı.
Ayrıca, İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri tarafından Dersim Belediyesi’nde geçen yılın aralık ayında başlatılan inceleme, haziran ayında tamamlandı. İncelemede, Belediye Başkanlığı’na seçilen Fatih Mehmet Maçoğlu’nun başkanlık sürecinde “145 işçiyi usulsüz şekilde işe aldığı, işçilerin giderlerinin belediyenin gelirinin yüzde 84’üne denk geldiği ve bundan dolayı kamunun zarara uğratıldığı” öne sürüldü. İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri de “Maçoğlu hakkında 86 milyon 620 bin liralık kamu zararına neden olduğu” iddiasıyla Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ayrıca Maçoğlu’na 86 milyon 620 bin lira zimmet çıkarıldı. Fatih Mehmet Maçoğlu, Dersim Belediyesi’ne dilekçeyle başvurarak itirazda bulundu. Maçoğlu’nun itirazı, Belediye Başkanvekili Şefik Aygöl tarafından reddedildi.
2 belediye başkanına daha zimmet çıkarıldı
İncelemede ayrıca yerine kayyım atanan DEM Parti’li Cevdet Konak’a, “önceki dönemde atanan kayyımın işine son verdiği 8 işçiyi geri işe aldığı” gerekçesiyle 2 milyon 84 bin lira, Maçoğlu’nun İstanbul Kadıköy Belediye Başkan Adaylığı sürecinde yerine vekaleten bakan Ali İhsan Bayır’a da “toplu işçi sözleşmesinde işçilere yüksek oranda zam yaptığı” iddiasıyla 3 milyon 206 bin liralık zimmet çıkarıldı. Savcılığın konuya ilişkin soruşturmasının devam ettiği öğrenildi.
Sosyalist Meclisler Federasyonu Dönem Sözcüsü Mahir Gürz ile Dersim Belediyesi’nde kazanılmış hakların gasp edilmesini, kayyım politikasını ve kayyım politikalarına karşı neler yapılması gerektiğini konuştuk.
Kayyım, Dersim Belediyesi’nde 7 saatlik mesai, kadın işçilere verilen regl izni, 15–16 Haziran ikramiyesi ve 2 yevmiye hafta sonu hakkı gibi birçok kazanımı ortadan kaldırdı. Bunlar işçi sınıfı için çok önemli kazanımlar. Sizce bu uygulamalar yalnızca idari kararlar mı, yoksa Dersim’de emek güçlerine yönelik açık bir sınıf saldırısı mı?
Mahir Gürz: Bu aslında sadece tek başına bir idari tedbir kararı değil ya da Dersim halkının iradesini gasp eden kayyım valinin kendi öznel tercihiyle yapılan bir politika olarak görmüyoruz. AKP/MHP iktidarının kayyım siyaseti ve onun bütün uygulamaları, halkın iradesini gasp etme siyasetidir. Dolayısıyla bu politika ve saldırıların arkasında duran esas etken, bir bütün olarak burjuva gerici sistem gerçekliğidir. AKP/MHP iktidarının işçi sınıfına, emekçilere ve bir bütün olarak halka dönük bu dönem uyguladığı özel bir saldırı politikası olarak okumak gerekiyor kayyım siyasetini.
Kürdistan’da yıllardır kendi hukukunu da çiğneyerek uygulanan kayyım saldırganlığı, Dersim’de de hayata geçirilmiş ve gelinen aşamada CHP belediyelerini, TV’leri, baroları ve meslek örgütlerini kapsayan bir muhtevada halkı susturmaya yönelik özel ve genel bir politikaya dönüşmüştür. 2019-2024 arasında SMF’nin ittifaklarıyla birlikte oluşturduğu Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın kazandığı Dersim Belediyesi, demokratik ve halkçı bir yerel yönetim programıyla işçi sınıfını, emekçileri, kadını, doğayı, bilimi, sanatı ve halkın çıkarlarını merkeze koyan bir siyaset doğrultusunda ortaya koyduğu bütün kazanımların ve hakların gasp edildiği bir süreci yaşıyoruz. Bu, tek başına idari bir karar değildir. AKP/MHP iktidarının işçi sınıfına, emekçilere, kadınlara ve doğaya dönük; rant, talan ve sömürüye dayalı siyasetinin bir sonucudur.
‘Genel İş Sendikası kayyımın yanında, emekçilerin karşısında saf tutan bir pozisyon almıştır’
Belediye, TİS’i “iyileştirme” olarak duyurdu; ancak ortaya çıkan tablo, işçilerin ücretlerinin düşmesi, çalışma sürelerinin uzaması ve sosyal hakların ortadan kaldırılması şeklinde sonuçlandı. Sizce bu TİS, emek-sermaye çelişkisi açısından nasıl bir anlam taşıyor? Bu sözleşme Dersim’de nasıl bir sınıf ilişkisi yaratıyor?
Mahir Gürz: TİS süreçleri, genelde olduğu gibi Dersim’de de emekçilerle sermaye arasındaki sınıf farklılığının ve mücadelesinin açıkça görüldüğü özgün süreçlerdir. Bütün TİS süreçlerinde gördüğümüz üzere sermaye, Dersim’de de sömürü, rant ve talan siyasetini uygulayarak işçilere ve emekçilere sefaleti dayatırken; iki yüzlü, manipülasyona dayalı ve kirli bir siyasetle bu politikalarını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bugün kayyımın Dersim’de yaptığı tam olarak budur. Dersim halkı bilinçli, politik ve örgütlü bir halktır; dolayısıyla yaşananların farkındadır. Halk, devrimcilerin, sosyalistlerin, yurtseverlerin ve demokratik güçlerin yerel yönetim programı ile kayyım pratiğinin ve genel olarak burjuva belediyeciliğinin her açıdan tamamen zıt olduğunu bugün yaşananlar üzerinden çıplak bir şekilde görüyor. Bir tarafta emeği, doğayı, kadını, gençliği ve halkın çıkarlarını esas alan, ağır koşullara rağmen kamusal olanakları halka sunmayı temel alan bir anlayış varken; diğer tarafta iktidarın ve temsil ettiği sermaye sınıfının halk iradesini gasp eden, talana ve sömürüye dayalı burjuva belediyecilik anlayışı bulunmaktadır.
Dersim’de Genel İş Sendikası’nın bu noktadaki tutumunun mahkûm edilmesi gerekiyor. Emekçiden ve halktan yana tutum alması gereken sendika, maalesef çeşitli politik kaygılar ile tamamen sınıf uzlaşmacı ve deyim yerindeyse kayyımın yanında, emekçilerin karşısında saf tutan bir pozisyon almıştır. Bu tutumun hiçbir meşru ve demokratik yanının olmadığını özellikle belirtmek isteriz. Bu anlamda başta DİSK olmak üzere bütün sendikaları ve demokratik kurumları bu geri ve sınıf uzlaşmacı pratiğe karşı tutum alamaya ve mücadele etmeye çağırıyoruz.
Mülkiye Müfettişleri, işe alınan 145 işçiyi “usulsüz” ilan ederek 86 milyon TL zimmet çıkardı. Siz bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bu soruşturma, belediyelerin yerel ihtiyaçları doğrultusunda emek istihdam etme hakkını sınırlayan politik bir baskı mekanizması mı? Yoksa emekçilerin belediyedeki varlığını hedef alan daha kapsamlı bir devlet stratejisinin parçası mıdır?
Mahir Gürz: Bu aslında Dersim’de somutta uygulanan halkın bütün demokratik kazanımlarına dönük kapsamlı saldırının bir sonucudur. Bunu İşçi sınıfının, emekçilerin, kadınların ve bir bütün ezilenlerin uzun yıllardır mücadelelerle, emeklerle, bedellerle elde ettikleri kazanımlara dönük bir saldırı olarak okumak gerekiyor. Bu genel ve kapsamlı bir saldırı siyasetinin bugün Dersim’de somutlaşmış halidir. Dersim’de sosyalistlerin yönetimde olduğu ve Dersim halkıyla birlikte ortaya koyduğu kazanımların açıktan gasp edilmesidir. Buna karşı tutum almak, teşhir etmek ve mücadele yürütmek, kazanılan bütün hakların tekrar elde edilmesi için başta işçi ve emekçilerin özelde de Dersim halkının, devrimci, sosyalist, ilerici güçlerin, emekten yana sendikaların başlıca görevlerinden biridir.
Halkın iradesini gasp eden kayyım politikalarına ve işçi sınıfının kazanımlarının yok edilmesine karşı bir çağrınız var mı?
Mahir Gürz: Dersim tarihsel olarak önemli bir yerde durmaktadır. Ortadoğu’da bilinç, örgütlülük, aydınlanma, demokratik kültür, özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde ağır bedeller ve emeklerle yoğurulmuş en ileri devrimci merkezlerden biri durumundadır Dersim. Dolayısıyla, egemenlerin topyekûn saldırılarının özgün ve özel ideolojik ve politik bir mahiyeti bulunmaktadır. İktidar, kayyım eliyle bir yandan halkla iç içe olduğunun, Dersim halkına hizmet ettiğinin propagandasını ikiyüzlü burjuva bir siyaset ile yaparken, diğer yandan ise belediyede işçilerinin, emekçilerin haklarını açıkça gasp etmekte ve madenlerle, HES’lerle Dersim halkına savaş açmaktadır.
Kayyım politikalarına ve burjuva belediyeciliğe karşı bizler demokratik ve halkçı belediyeciliği, sosyalizmi savunmaya devam edeceğiz. Kayyım gaspının ve burjuva belediyeciliğin, halka, emekçilere, işçilere, kadınlara, gençlere, verebileceği hiçbir şey yoktur. Burjuva belediyeciliğin yerel yönetimlerden anladığı tek şey halkın, kamunun bütün olanaklarını sermayeye, yandaşlara peşkeş çekmektir. Burjuvazinin halka dayattığı belediyecilik anlayışının özü budur. Sosyalistlerin yerel yönetimlerde ortaya koydukları demokratik- halkçı yerel yönetimler programı, işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, bilimi, sanatı, doğayı yani toplamda halkın ve kamunun olanaklarını tekrar halka sunan ve halkla birlikte yöneten bir belediyecilik anlayışıdır.
Dersim’de SMF’nin 20 yılı aşan ve Hozat, Mazgirt, Ovacık ve son olarak da 2019-2024 yılları arasında Dersim merkezde ortaya koyduğu demokratik ve halkçı belediyecilik anlayışı, Dersim’i aşan ve coğrafyanın tamamına model oluşturan, umut yaratan bir gerçekliğe ve olguya dönüşmüştür. Bugün iktidarın kayyım eliyle yaptığı şeyin bu anlayışı geriletmeye ve yok etmeye dönük özel bir saldırı olduğu açıktır.
İktidar ve onun temsilcisi kayyıma karşı bütün Dersim halkını, işçi sınıfını, emekçileri ve kadınları bu gerici, faşist, emek ve doğa düşmanı politikalara ve saldırılara karşı topyekûn mücadele etmeye ve birleşmeye çağırıyoruz.







